Doç.Dr. Ömer Kul

Doç.Dr. Ömer Kul

Doğu Türkistan, Hong Kong olabilir mi?

Son dönemlerde Hong Kong’da meydana gelen gösteriler üzerine birçok kişi Doğu Türkistan’da aynı türden olayların olup-olamayacağını merak eder oldu.
Doğu Türkistan, Hong Kong olabilir mi?

İki bölgenin tarihi, coğrafi, siyasi, sosyal ve ekonomik durumunu mukayeseli olarak bilmeyenler, Hong Kong yaşananların yakın gelecekte Doğu Türkistan’da da çıkabileceğini, bunun için ABD başta olmak üzere batılı bir kısım devletlerin dezenformasyon ile kamuoyunu manipüle ettiğini iddialı bir şekilde dillendirmeye başladılar.

Doğu Türkistan’da yaşanan insan hakları ihlallerini takip eden ülkemizdeki bir kısım milliyetçi-mukaddesatçı kesim ise, biraz da duygusal olarak, bir an önce Doğu Türkistan’da da Hong Kong’da yaşananlara benzer olayların, yani bir nevi intifadanın vücuda gelmesini sabırsızlıkla bekler olmuştur.

İki bölgenin belli başlı bazı hususlarda mukayesesi Doğu Türkistan’da Hong Kong’da yaşananlara benzer olayların yaşanıp-yaşanmayacağını gözler önüne serecektir.

Malum olduğu üzere, Hong Kong’da 100 yılı resmi kiralama usulü ile olmak üzere, 150 yıllık İngiliz hâkimiyeti, bölgenin 1997 yılında Çin’e devredilmesiyle sonuçlanmış ve yeni sistem “bir devlet iki sistem” olarak adlandırılmıştı. Hong Kong, 1997 yılından sonraki 50 yılda da, komünist liderliğindeki bir ülkenin parçası olacak, ancak kapitalist ekonomik özerkliğini koruyacak, kısmen demokratik siyasi sistem yürürlükte olacaktı. Zikredilen bu dönem sonrası Hong Kong’un “özel bölge” adıyla idari sistemi şekillendirilmişti.

Doğu Türkistan ise 1949’da Komünist Kızıl Birlikler tarafından işgal edilmiş, 1 Ekim 1955 tarihinde ise bölgenin idari sistemi “Xin-jiang Uygur Özerk Bölgesi” olarak adlandırılarak, merkezi yönetime eklemlendirilmişti.

Hong Kong (1.106 km2)’un Doğu Türkistan (1.824.418 km2)’a göre kat be kat küçük olan coğrafi alanı bulunmasına rağmen, nüfus yoğunlu ise Hong Kong’da daha baskındır. Hong Kong’un nüfusu 7.392.000 iken Doğu Türkistan’ın nüfusu, 2015 yılı Çin resmi makamlarının verilerine göre 23.597.300’dir. Yani Doğu Türkistan’da km2’ye 0,0773 kişi düşerken, Hong Kong’da bu sayı 668,354 kişidir. Bu anlamda da iki bölge birbirine benzememektedir.

Hong Kong’daki hukuki durum dolayısıyla, halk tam demokrasiye geçmek ve Tiananmen benzeri olayların özel bölgede yaşanmaması adına 1997 sonrası taleplerini demokratik teamüller içerisinde aramakta ısrarcı olmuşlardır. Mesela 2002 yılında, Çin merkezi hükümetinin baskısı ile Hong Kong hükümeti, kamuoyunda tartışmalı “Madde 23” olarak bilinen yasa tasarısı ile yabancı siyasi örgütlerin veya organların bölgede siyasi faaliyette bulunmalarını ve siyasi kuruluşların yabancı kuruluşlarla bağ kurmasını yasaklamak istediğinde Hong Kong halkı ayağa kalkmıştır. Tasarı, yaklaşık 350.000-700.000 Hong Kong vatandaşının Temmuz 2003’te protestolarından sonra geri çekilmişti.

31 Mart 2019 sonrası başlayan protestoların temelinde de yine demokratik hakların korunması ve iyileştirilmesi isteği yatmaktadır. Merkezi Çin hükümetinin talebiyle çıkarılması teklif edilen “suçluların iadesi” tasarısının, insan hakları ihlalleri konusunda geçmişi pek de parlak olmayan Merkezi Komünist Çin yönetimin, tasarının kabul edilmesi sonrası ilerleyen dönemlerde rejime muhalif herkesin iadesini isteyebileceği korkusu insanları sokaklara dökmüştür.

1997-2019 arasında Hong Kong’da protestosuz yıl geçmezken, 1955 sonrası Doğu Türkistan’da en ufak bir nümayiş (1990 Barın, 1997 Gulca, 2009 Urumçi… vb.) Çin kolluk kuvvetleri tarafından acımasızca bastırılmıştır. 5 Temmuz 2009 Urumçi olaylarında bölgeden aldığımız haberlerde 2000’in üzerinde ölü var olduğu söylenmişse de, Çin resmi makamları 197 Uygur Türkü’nün öldüğünü ifade etmiştir. Hong Kong’taki olaylarda ise henüz bir ölüm vakasına tesadüf edilmemiştir.

Yani kanuni hak olan demokratik protesto hakkını Hong Kong halkı sonuna kadar kullansa da Doğu Türkistan’da böyle bir hakkın olduğuna hiçbir kimse bırakın tevessül etmeyi, tasavvur dahi edememektedir.

Yine bilindiği üzere Hong Kong’un en büyük ikinci ticaret ortağı ABD’dir. ABD’nin Hong Kong’la yaptığı mal ve hizmetler ticareti 2018’de 67,3 milyar dolar olarak gerçekleşmişken aynı durum Doğu Türkistan için “0”dır.

Amazon, Apple, Bank of America, Disney gibi ABD merkezli büyük şirketleri, Haziran 2017 itibariyle, Hong Kong'da temsil eden 283 bölge merkezi ve 587 bölge ofisi bulunmaktadır. Aynı durum Doğu Türkistan’da, kısa sürede kapatıldığını öğrendiğimiz birkaç kahve dükkanı hariç, “0”’dır.

2017 yılında, Hong Kong'da 22.000'den fazla ABD vatandaşı yaşamakta idi ve 1,2 milyon ABD'li ziyaretçi bu “özel bölge”yi ziyaret etmişti. Yine Bölgede görev yapan on binlerce ABD askeri personeli de dahil olmak üzere Asya’da yaşayan ya da bu ülkeleri ziyaret eden yüz binlerce Amerikalı bulunmaktadır.  Aynı durum Doğu Türkistan’da ise koca bir “0”dır.

Hong Kong’da ABD örneği özelinde olduğu gibi yabancı şirketler, şirketlerin temsilcilikleri veya çalışanları bolca bulunup-yaşıyor olsa da, Doğu Türkistan’da iki elin parmaklarını geçmeyecek, o da Çin ortaklığı ve söz hakkı ile, göstermelik şirket veya çalışan yabancı bulunmaktadır. Bu türden kişilerin çok sıkı takip edildiğini, gelenlerin ise kısa sürede bölgeden ayrılmak zorunda kaldığını ifade etmek durumun mukayese edilmesine katkı verir kanaatindeyim.

Hong Kong’da Komünist Parti aleyhine faaliyet gösteren STK’lar olmak üzere, Falun Gong gibi sistem aleyhtarı büyük halk kitlelerine hitap edebilen oluşumlar var ise de aynı Durum Doğu Türkistan’da tabi ki koca bir “0”’dır.

Hong Kong’da 31 Mart sonrası başlayan protesto eylemlerinin sebebi Hong Konglu bir gencin Tayvan’da kız arkadaşını öldürmesi üzerine iadesine onay verilecek tasarının Hong Kong meclisine getirileceğinin öğrenilmesi üzerine başlamıştı. Suçlusuna bile sahip çıkabilen bir Hong Kong’a karşılık, milyonlarca insanı, bilaistisna suçsuz bir şekilde hapse atılan, işkenceye, tecavüze, ırkî ve dinî aşağılamaya maruz bırakılan bir halk, bırakın olayları protesto etmeyi, sokağa çıkamaz hale getirilmiştir.

30 milyonun üzerinde ırk ve dindaşımızın yaşadığı bir bölgede resmi bir konsolosluğumuzun dahi olmadığını, Yunus Emre, Yurtdışı Türkler Akraba Topluluklar Başkanlığı gibi resmi kurumlarımızın temsilcilik veya ofis açamadığı, dünyanın dört bir tarafında her türlü kurban ve sosyla yardım organizasyonu yapabilen STK’larımızın dahi adım atamadığı bir coğrafyada, insan hakları ihlallerinin neler olduğunun öğrenilmesi bile bir mucize gibi durmaktadır. Tabi ki öğrenilebildiği kadarıyla…

Kafasını kaldıranın sonu meçhul bir yolculuğa çıkarılacağı korkusuyla yaşayan bir bölgenin, canı pahasına suçlusunu bile iade etmemek için direnen bir bölgeye dönme veya benzeme ihtimalini siz değerli okuyucularımızın takdirine bırakalım.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın