Türkiye'ye havlayan her kişiye taş atacak olsak; atacak taş kalmaz…
Acaba farkında mısınız; Dünya ne yaşadı? Ne yaşıyor? Ne oluyor veya ne olmuyor?
Bir yandan, Trump’ın “İran’ı yerle bir ettik, gücümüz eşsizdir ve kimse bize karşı koyamaz” kükremeleri,
Öte yandan, İran’ın “Amerika ve İsrail’i geri püskürttük, bizimle başa çıkamadılar” çığlıkları,
Diğer taraftan, İsrail’in delinen demir kubbesine rağmen Siyonist şarlatanlıkları ve cinayetlerini kahramanlık olarak pazarlamaya çalışmaları…
Gerçekten bir savaş mı oldu yoksa savaş olduğuna ikna mı olduk?
Gerçekten bir ateşkes mi oldu yoksa zaten danışıklı dövüş kabilinden bu savaşta, ateşkes görünümlü, bir “ateş kes”e mi şahit olduk?
Pakistan’da gerçekten ateşkes görüşmesi mi oldu yoksa bambaşka şeyler/planlar/stratejiler mi konuşuldu?
Biliyorum diyen beri gele…
Arkadaşlar!
Evet, olan bir şey var; o da, oldu denilen veya olduğuna ikna olduğumuz bu savaşın, küresel etkileri/küresel ekonomide oluşturduğu hasar ve küresel siyasette oluşan yeni konsept.
Nedir bu yeni konsept?
Hiçbir ülkenin, hatta gelişmiş diye vasıflandıran ülkelerin bile, var olan güç veya güçsüzlüğünün garanti olmaması veya kimsenin yarına emin bir öngörü yapamadığı bir yeni realite.
Bu savaş, özellikle ekonomik sonuçları bakımından Kovid-19 Pandemisinden daha tahripkar bir sonuç doğuracaktır.
Doğuracak diyorum; çünkü doğan sonuçlar, doğmamış sonuçların yanında emin olun henüz hiçbir şey.
Bazı yorumlar işitiyorum; Amerika, Rusya ve Çin’in kazançlı çıktığına dair…
Ama bana göre “Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu” misali bir yanılsama yaşanıyor.
“Kimin kimi yiyeceğine suyun akışı karar verir” cümlesiyle biten bir Çin atasözünden uyarlamayla söyleyecek olursam; burada da, kimin galip kimin mağlup veya kimin kazançlı kimin zararlı çıktığına Yeni Dünya Düzenini planlayanlar/Güç ve aklı elinde tutanlar karar verir.
Hatta kararın verildiğini bile söyleyebilirim.
O yüzden görünene göre ahkam kesmemek en doğrusu…
Bu arada İngiliz Kral’ı Amerika’yı/Trump’ı ziyaret etmiş.
Tam bir kobra dansı izledik.
Trump’tan, usul, esas, ritüel, seremoni, protokol tanımayan bodoslama bir güç gösterisi,
Kral Charles’tan, oturan boğa misali o bilindik soğukkanlı bir üstencilik…
Aslına bakarsanız,
Her ne kadar diplomatik nezakete yakışmasa da; kişisel olarak, Trump’ın Kral’ı ezikleyici tavrına gülümsemedim desem yalan olur.
İşin şakası bir yana ama bayram değil Seyran değil; Kral, Trump’ı neden ziyaret etti?
Acaba Trump’tan daha başkan ve Kral’dan daha kral birileri mi görüşmelerini uygun gördü?
Yoksa olan veya olduğuna ikna olunan savaşın, küresel enflasyon etkisi ve özellikle petrol ve petrokimya ürünlerine erişim konusunda ortaya çıkan ve daha yıkıcı şekilde ortaya çıkacak olan felakete, ön alma babında yapılan zorunlu bir görüşme miydi?
Bu yazımda biraz daldan dala gibi oluyor ama aklıma gelenleri de söylemek istiyorum.
Haberlerde Trump’a suikast girişimi diye bir atraksiyondan bahsedildi.
Galiba öyle görünmesi istendiği için öyle göründü fakat işin aslı öyle değil.
İşin aslı Başkan Yardımcısına gözdağı…
(Gözdağı diyorum çünkü gözdağı olmasa hedefin indirilmemesi diye bir şey olamazdı).
Acaba neden? Acaba Başkan Yardımcısı Vence’nin son dönemlerde sergilediği tutum, birilerinde veya bazı mahfillerde rahatsızlık mı yarattı?
Eğer öyle bir rahatsızlık olmuşsa; başkan yardımcısı gereken mesajı aldığını söyleyip biatını tazelemiş midir acaba?
Bir başka konu:
Mark Lynch denen bir adam.
Amerika’nın Kasım-2026 seçimlerinde Güney Carolina Senatör adayı.
Rakibi ise Türk siyaset ve diplomasi meraklılarının yakından tanıdığı Lindsey Graham.
Güney Carolina, ABD'deki Evanjelik ve muhafazakar seçmen tabanının en yoğun olduğu yerlerden birisi.
Benim de tanıdığım işte bu Mark Lynch denen aday adam, “İncil Kuşağı/Bible Belt” diye tariflenen bu bölgede oy toplamak için rakibi Graham’ı “Türkiye’ye karşı yeterince sert olmamakla” suçlayıp “Senatör olursam, Ayasofya Hristiyan mülkiyetine iade edilene kadar Türkiye’den yapılan tüm ithalatın yasaklanmasını öngören bir yasa tasarısı sunacağım” demiş.
Bu adam aslında ne yapıyor?
Türkiye üzerinden, Evanjelik ve Siyonist seçmenlere tribün şovu yapıyor.
Aradan da, Ermeni/Yahudi ve Yunan lobisine kendince el edip “oyunu bana ver” sinyali çakıyor.
Farkındayım, sıradan adı-sanı bilinmeyen bir adamla ilgili çok konuştum; sadece şahsen de tanıdığım senatör adayı Mark’a şeddeli bir selam eşliğinde “Markcım seni öpüyorum; biraz yavaş gel!” diyerek noktalıyorum.
Son olarak;
Hem bir şaşkınlığımı hem de bir tespitimi paylaşmak istiyorum:
İnanın ne bahsettiğimiz bu adam ve ne de rakibi ve halen senatör olan Lindsey Graham’ın Türkiye ile ilgili düşmanca söylemleri Amerikan basınının en alt kategorisinde olanlarda bile yer almıyor.
Ama arkadaş olmaya ki bizim medya; “…vay falanca senatör şöyle demiş/filanca eyalet valisi böyle düşmanlık etmiş/feşmekanca aday adayı Türkiye aleyhinde yasa tasarısı vereceğim demiş!”
Arkadaşlar!
Böyle bir yaklaşım, böyle bir medyacılık olmaz. Bu tarz yayıncılıkla adı-sanı bilinmeyen, bilmem kimin sol elinin sol kaşığı olan vasıf yoksunlarını siz meşhur ediyor, heriflerin değirmenine su taşıyorsunuz!
Bahse konu Mark Lynch denen bu adam; “tam istediğim gibi oldu” deyip; eline aldığı Türk medya küpürlerini seçmenleriyle paylaşarak propaganda yapsa inanın yeridir!
Ben diyorum ki; it ürür kervan yürür. Daha önce de söylediğim gibi köpekler istedi diye atlar ölmez.
O yüzden, Amerikalı bilmem ne senatörün, AB Parlamentosundaki bilmem ne milletvekilinin, İsrail’in falan-filanca bakanının dediklerini neden gündem yapıyor ve küresel ölçekte esamesi okunmayanlara neden diplomatik CV oluşturur gibi esame yazdırıyorsunuz!
Aynı şey, geçenlerde Uganda Devlet Başkanı’nın Genelkurmay başkanı olan, müptezel oğlunun söyledikleriyle ilgili de yapıldı.
Sazan gibi atladı bizim medya.
Ne gerek vardı; adamı Türkiye’nin gündemine oturtmaya.
Ama emin olun; bizim medyanın alayının birden veremediği cevabı, gülümseten tatlı Türkçesiyle “Olum, sen kafayı mı yedin! Sen küçükken eşekten mi düştün! Olum, seni cereyan mı çarpmış! Sen durduk yerde neden Türkiye’yi tehdit ediyorsun; sen yürek mi yedin…” diyerek sosyal medya fenomeni Ebo verdi!
Ezcümle;
Lütfen Türkiye’nin izzetine muvafık davranın ve her havlayan ite taş atmaya kalkmayın.
Yoksa atacak taş kalmaz!
Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.
Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.
