Doç.Dr. Ömer Kul

Doç.Dr. Ömer Kul

Çin ile ilişkilerimiz (!)

Bilindiği üzere devletler arasındaki ilişkilerde temel prensip 'karşılıklı mütekabiliyet' üzerine kuruludur.
Çin ile ilişkilerimiz (!)

Bir ülkede yapma hakkına kavuştuğunuz herhangi bir faaliyet karşılığında, o ülke de sizin ülkenizde benzer bir faaliyette bulunabilir. Bu durum, özel anlaşmalar bir tarafa, resmi kurum ve kuruluşlar yanında özel teşebbüsleri de ihtiva edebilir.

İki devlet arasındaki siyasi, kültürel, ekonomik vs alanlardaki ilişkilerin seyrini bu minvalde takip etmek, genel bir değerlendirme yapmak açısından kayda değer bilgiler sunar. Zikredilen alanlara dair mevzubahis Türkiye-Çin ilişkileri olunca enteresan bir tablo ile karşılaşmaktayız.

Bilindiği üzere Çin Halk Cumhuriyeti'nin 1971 yılında Tayvan'ın yerine BM'nin 5 daimi ülkesinden biri olarak kabul edilmesi, Sovyet Rusya'ya karşı güçlü bir blok oluşturmak isteyen ABD'nin bir planı idi. O plan bugün için dünya hegemon siyasetinde Çin'in geldiği noktaya direkt etki eden stratejik bir hata olarak tarihteki yerini almıştır.

Mao öncesinde Kıta Çin'de meşru bir hükümet olarak işbaşında bulunan Guomindang Partisi ile sınırlı da olsa yukarıda ana temasıyla değinmiş olduğumuz "karşılıklı mütekabiliyet" ölçüsünde ilişkilerini sürdüren Türkiye Cumhuriyeti devleti, 1949 sonrası süreçte bu ikili ilişkileri bir nevi askıya almış, 1971 sonrası süreçte ise birkaç resmi temsilcilik haricinde ikili ilişkilere mesafeli durmuştu.

Çin Halk Cumhuriyeti'nin bilhassa 1976 yılında Mao'nun ölümünden sonra iktidara gelen Deng Shiao-ping ile küresel çaplı, bir nevi sosyalist ama kapitalist ekonomiye geçip, dünyaya açılma stratejisi 1990'lı yıllardan itibaren Türkiye'nin de Çin Halk Cumhuriyeti ile ilişkilerini geliştirmesine zemin hazırlamıştı.

Buraya kadar ki dönemi anlamak ve anlamlandırmak gayet normal iken 1990'lı yılların sonlarına doğru, bilhassa 1998 yılında Çin Halk Cumhuriyeti ile ikili ilişkileri geliştirmeye yönelik atılan adımlar, temel prensip olan "karşılıklı mütekabiliyet"in çok ötesinde bir tablo önümüze koymuştu.

Zikredilen yılda Çin ile ticaret hacmimizi arttırmak, Çinli turistleri ülkemize çekmek temel amacına matuf hamleler karşılığında Çin Halk Cumhuriyetinin ilk talebi, belki daha acısı, böyle bir talep olmadan, Çinli dostlarımıza şirin görünmek adına, Doğu Türkistan bayraklarının asılmaması, konunun üniversitelerde konuşulması durumunda konuşan veya yazanların üniversitelerden ihracı gibi çok ağır, mütekabiliyet teamüllerine uymayan bir süreç yaşanmıştı.

Halbuki Doğu Türkistan davası güdenler, 1952 yılı Bakanlar Kurulu kararıyla ülkemize iskanlı göçmen olarak kabul edilmişler, ilerleyen süreçte ülkenin katma değerine katkı yapan birer sorumlu ve aidiyet hissi yaşayan vatandaşlar olmuşlardı. Zamanla gelenler de yine bu anlamda sıkıntı çıkaran değil, topluma, muhtemelen dini ve milli benzerlikler dolayısıyla, kısa sürede intibak eden bir topluluk haline dönüşmüşlerdi.

1998 gizli genelgesi, Doğu Türkistanlıların bir kısmının vedahi bir kısım teşkilatlanmalarının ülke dışına çıkmasına yol açmış, bu durum kısa sürede Doğu Türkistan davasının hareket merkezini başta Almanya ve ABD olmak üzere dünyanın farklı batılı ülkelerinde faaliyette bulunan teşkilatların açılmasını beraberinde getirmişti.

1998-2003 yılları bir nevi Çin Halk Cumhuriyeti ile ikili ilişkileri geliştirme sevdasına Doğu Türkistanlıların tecrit edildiği bir dönem yaşanmasına yol açmıştı. Buna rağmen ne Çin'den kafileler halinde turistler gelmiş, ne de çok heves edilen ticaret hacminde bir artış yaşanmıştı. Aksine Çin, İstanbul boğazından ilk uçak gemisi yapacağı Varyak gemisini hurda niyetine geçirmiş, kısa sürede satın alma derdi olmayan ama daha çok ne satabilirim sevdasına düşen bir devlet haline dönüşmüştü.

2003 sonrası iktidara gelen AK Parti hükümeti bu ucube genelgeyi uygulamadan kaldırmış lakin ikili ilişkilerdeki bu "mütekabiliyet" meselesi hiçbir zaman Türkiye lehine Çin tarafından işletilmeyi bir tarafa bırakın, en basit ve en makul taleplerde bile hep ayak direyen bir ülke ile karşılaşır olmuştuk.

Son tahlilde 2020 yılı itibariyle de, Çin Halk Cumhuriyeti ile olan ticaret hacmimiz 1'e 10 Çin lehine, ülkemize gelen turistler bakımından ise Çin ilk 20'ye bile giremeyen bir ülke hüviyetinde kalmıştır.

Bununla da yetinmeyen Çin Halk Cumhuriyeti dış misyon temsilcilikleri ülkemize basın yayın yoluyla ciddi bir propaganda gücüne ulaşmış, Ankara'da Büyükelçiliği yanı sıra İstanbul ve kapatma kararı aldıkları İzmir'de konsolosluklar açabilmişlerdi. Buna mukabil Türkiye ise 30 milyonu mütecaviz nüfusu ile ırk ve din kardeşliği bulunan Doğu Türkistan'da bir konsolosluk açamamıştır.

Dünyanın saygın birçok ülkesinin arka arkaya kapatmaya başladığı Çin propagandasının temel kuruluşlarından olan Konfüçyüs enstitülerinin ülkemizdeki sayısı 5'i geçmişken bırakın Doğu Türkistan'ı Çin'in başkentinde bile bir Yunus Emre Enstitümüzün açılmasına izin verilmemiştir. Her Çinli elini kolunu sallaya sallaya ülkemize gelip istediği ticareti yapabilirken, ülkemizden Çin'e gidenlerin çektiği sıkıntılar, anlatanların ifadeleriyle buraya sığmayacak kadar çoktur.

Ben hiçbir Çinli'nin hele de yeşil pasaport sahibi olanlarının, ülkeye sokulmadığına şahit olmadım. Lakin Türk Ocağı mensubu çoğu profesör akademisyenin Urumçi'den ülkeye sokulmadan geri gönderildiğini yaşayanların yazdıklarından okumak mümkündür.

İkili ilişkilerin geliştirilmesinin Türkiye'den daha çok Çin'in işine yaradığını, Çin Komünist Partisi'nin ikili ilişkilerden anladığının sadece kendi menfaatlerine olan iş ve işlemelere müsaade etmek olduğunu anlamak için daha nelere şahit olacağımızı açıkçası merak edenlerden biriyim. Doğu Türkistan'da yaşanan insanlık vahşetini dışarıda tutsak bile bu konular göz ardı edilebilecek kadar küçük meseleler olmasa gerekir.

Ümid ederim yol yakınken Çin ile ilişkiler ciddi manada devletlülerimiz tarafından masaya yatırılır ve gerekli tedbirler alınır. Sadece bilinmesini isterim ki "Türkiye'nin Çin'e bir ihtiyacı varsa Çin'in Türkiye'ye 100 ihtiyacının olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır".

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın