Ramazan Böçkün olayının bize öğrettikleri

Ramazan ayının son günlerinde gündemi meşgul eden Ramazan Böçkün'ün "şizofreni" teşhisi konularak tedavi maksatlı olarak hastanede müşahede altına alınması meselesi, Türkiye'de bazı İslamcı ve dindar insanların durumlarını ortaya koyması bakımından çok manidardır.
Ramazan Böçkün olayının bize öğrettikleri
Önce olayın geçmişini bir hatırlayalım, neler olmuş bir görelim:
2017 yılında cami ziyaretine gelen bir kadını: "Bu şekilde dolaşamazsınız, ince giyinmişsiniz, içinizi görüyorum." diyerek sözlü olarak uyaran şahıs hakkında, kadının şikayetçi olması ile cinsel taciz, takip ve ifşa suçlaması ile soruşturma başlatılmış. Soruşturma kapsamında şahıs hakkında "cinsel taciz" suçlamasıyla iddianame düzenlenmiş. Şahısın babasının, olay gününden iki hafta önce oğlunun akıl hastası olduğu ve tedavi altına alınmasını istemiş ve bu isteğini soruşturma sırasında da tekrar ettiği açıklanmış. Bu nedenle de şahısın olay tarihinde akıl sağlığı yerinde mi ve cezai ehliyeti var mı sorularına cevap bulmak için hastaneye sevk edilmiş ve yapılan tetkik ve muayenelerde şahsın "şizofreni" hastası olduğu rapor edilmiş. Bu rapor sebebiyle de şahıs hakkında "koruma ve güvenlik tedbiri" uygulanmasına karar verilmiş. Mahkeme süreci 2020 yılına kadar sürmüş ve 14 Mayıs 2020 tarihinde şahsın tedavi amacıyla hastaneye yatırılmasına karar verilmiş. Şahsın, toplum açısından tehlikeliliğinin tamamen ortadan kalkması veya önemli ölçüde azalması rapor edilirse mahkeme kararıyla serbest bırakılması mümkün olabilecektir denilmiş. Bu bağlamda şahsın 27 Mayıs 2020 günü hastaneden serbest bırakılmasına karar verilmiştir.

Olayın kısa özeti yukarı da anlattığım şekliyle cereyan etmişti. Bu süreçte özellikle Ramazan Böçkün'ün hastaneye yatırılması üzerine sosyal medyada belli bir kesim insan kampanya başlatmıştı. Ramazan Böçkün'e kumpas kurulduğunu ve şahsın özellikle "deli" olarak gösterilmeye çalışıldığını iddia eden insanlar, Ramazan Böçkün'ün serbest bırakılmasını istemişlerdi.

Ben daha önce Ramazan Böçkün'ün adını hiç duymamıştım, ta ki bu olay ortaya çıkana kadar. Sonra şahsın birkaç videosunu izledim YouTube üzerinden. Gördüğüm kadarıyla şahısın hal ve hareketleri pek normal değildi. Ben amatör olarak psikiyatri ve psikoloji okuyan ve araştıran bir insanım. Bu sebeplerden daha önce de bu konuları okuyup öğrenme şansım olmuştu. Bu edindiğim bilgilere ve şahsın sosyal medyada anlatılan hikayesine baktığımda ben bile rahatlıkla bu şahsın "şizofreni" hastası olduğunu söyleyebilirim ancak en doğrusunu yine konunun uzmanı doktorlar bilir. Peki Ramazan Böçkün'ün hastaneye yatırılması ne için bu kadar gündeme getirildi?

Anlaşılan o ki, bu İslamcı ve dindar çevrelerin psikiyatri ve psikoloji konusundaki bilgileri daha çok hurafe ve yanlışlarla doluydu. Yani psikiyatristler onlara göre hala "deli doktoru" ve bu doktorlara gidenler de onlara göre deli insanlardı. Ne için bir Müslüman’a "şizofreni" hastalığını yakıştıramıyorlar ki? Oysaki insanın bedeni nasıl hastalanabiliyor ise aklı ve ruhu da hastalanabilir. Diğer tüm hastalıklar gibi akıl ve ruh hastalıkları da tedavi edilebilen hastalıklardır. Grip, zatürre, şeker ve tansiyon hastalıkları ne ise şizofreni, deprosyon, aspergel, alzheimer ve epilepsi de bir çeşit hastalıktır. Özellikle son yıllarda bu konularda çok önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Allah korusun demek ki bu insanların kendi ailelerinden ya da yakınlarından herhangi biri akıl ve ruh hastası olsa, o kişiye ya deli muamelesi yapacaklar ya da tedavi için doktora götürmek yerine cinci hocaların ya da muskacı hocaların kapısına dayanacaklar. Öyle ya, madem psikiyatristlere inanmıyorlar o zaman eski yöntemlerle kendisine "cin musallat olmuş" hatta belki de "büyü" yapılmıştır diye düşüneceklerdir.

Diyorlar ki, adam İslam'ı anlatıyor, Kur'an'dan hakikatleri dile getiriyordu. Bundan rahatsız olanlar Ramazan Böçkün'e iftira atıp, kumpas kurdular. Bunu nereden çıkartıyorlar peki, bir bakıyorsunuz her ağızdan bir başka savunma dile getiriliyor. Sanki ülke de İslam'ı anlatan bir tek Ramazan Böçkün kalmış, "İslam ve din düşmanları" da kendisini hedef seçmişler. Ama bana hiç inandırıcı gelmiyor bu hikaye. Bakıyorum şahsın anlattıklarına bir kısmının tamamen sahih olmayan dini bilgilerden oluştuğunu görüyorum. Diğer anlattıkları da ortalama her Müslüman’ın bildiği türden bilgilerden ibaret. Acaba dini bilgilerini nereden öğrendi diye de düşünmeden edemiyorum. Örneğin "Mehdi gelecek, bu tevatür bir bilgidir" diyor. Fakat hakikat hiç de öyle değil. Ne Mehdi'nin geleceği ne de Mesih'in yani İsa Peygamberin tekrar geleceği meselesinin İslam ile hiçbir alakası yoktur ve İslam'a sonradan ilave edilmiş bilgilerdir. Daha çok bu konuları istismar edenler tarafından savunulan ve dile getirilen konulardır bunlar. Bir insan daha bu önemli hakikati yanlışlardan ayırt edemiyorsa anlattığı diğer bilgilere de kuşkuyla yaklaşmak gerekmektedir. Fakat şu da bir gerçek ki maalesef ülkemizde bu hurafe bilgilere iman edercesine inanan milyonlarca insan mevcuttur. Dolayısıyla insanların Ramazan Böçkün'e bu derece sahip çıkmalarını anlayabiliyorum.

Ülkemizde dünden bugüne yüzlerce din bilgini ya da bilim insanı çeşitli sebeplerden dolayı ya hapis yatmış ya da linç edilmiştir. Yeni bilgilere veya önceden duymadıkları bilgilere karşı önemli ölçüde kapalı ve dirençli olan bu çevrelerin bu türden hakikatleri dile getiren insanların linç edilmesine veya hapisle cezalandırılmasına ses çıkarttıklarını pek göremeyiz. Sadece son bir yılda bile linç edilen o kadar çok insan gördüm ki, kendi adıma elimden geldiğince sahip çıkmaya çalıştım bu kişilere. Mazluma sahip çıkarken bile sadece kendi zaviyelerinden bakarak hareket eden bu insanların, kendileri gibi olmayan insanlar için kıllarını bile kıpırdatmıyor olmaları, aslında yaptıklarının riyakarlıktan başka bir şey olmadığını göstermektedir. Hatta yapılan savunma ya da saldırıların sürü psikolojisi ile hareket ederek yapılan hareketler olduğunu söyleyebilir.

Aklıma gelen bazı isimler şunlar mesela: Mehmet Görmez, Celal Şengör, Üstün Dökmen, Mustafa İslamoğlu, Mehmet Okuyan, Abdülaziz Bayındır, Cemil Kılıç, Mustafa Öztürk ve daha aklıma gelmeyen onlarca insan, sadece inandıkları düşünceleri dile getirdikleri ya da bilimsel bir bilgiyi paylaştıkları için linç edilmek istenmişlerdi. Şizofreni hastası olduğu doktorlar tarafından onaylanmış Ramazan Böçkün'e sahip çıktıkları kadar bu bilim insanlarına sahip çıkmamışlardı ve çıkmalarını beklemek de pek mümkün görünmüyor bence.

Ortaçağ'da özellikle Avrupa'da Kilisenin anlattığı dinin dışında söz söyleyenlerin sonu hep acı ile bitmiştir. Kopernik, Galieo, Bruno hatta bana göre Nietzsche bile sonraki dönemde bu açıdan payına düşeni alan isimlerden olmuştur. Bugün bu Kilise ile aynı zihniyetteki bağnaz bazı İslamî ve dinî çevreler, kendi görüşlerinin dışındaki insanlara karşı aynı acımasız saldırıları reva görmektedirler.

Ramazan Böçkün eğer "şizofreni" sebebiyle değil de "koronavirüs" sebebiyle hastaneye yatırılmış olsaydı da acaba meseleyi yine kumpas ve din düşmanlığı olarak görebilecekler miydi? Koronavirüsten dolayı 14 gün hastanede karantina altına alınmasını nasıl değerlendireceklerdi çok merak ediyorum. Aslında Ramazan Böçkün'e sahip çıkanlar, ona bakarak kendilerini de onunla özdeşleştirdikleri ve kendileri de onun anlattığı dinî bilgilere inandıkları için, ona "şizofreni" denilmesini sanki "deli" denilmiş gibi algılamalarına ve kendilerinin de "deli" yerine konulmasına itiraz etmişlerdir. Fakat ortada böyle bir şey de yoktur. Hiç kimse; ne savcı ne hakim ne de doktorlar Ramazan Böçkün'e "deli" dememişlerdir. Bu tamamen kendi uydurmalarıdır ve psikiyatriden anlamadıklarının da en bariz örneğidir. Şahıs gercekten şizofreni hastası ise (ki bence öyle) bazı şizofreni hastalarının şiddete meyilli olduklarını da biliyoruz. Hatta mutlaka sizler de haberlerde karşılamış olabilirsiniz, şizofreni hastası bir kişinin kendi ailesinden ya da çevresinden herhangi bir kişiye saldırdığı hatta öldürdü haberleriyle. İlla bir insanın şizofreni olduğunu kabul etmek için onun birilerine zarar verdiğini görmek mi gerekmektedir? Ramazan Böçkün insanlara din anlatan bir kişi değil de mal satan bir insan olmuş olsaydı emin olun kimsenin olaylardan haberi bile olmazdı.

Şunu açıkça söylemek istiyorum, günümüzde "İslâm" diye anlatılan pek çok dinî bilginin bizzat kendisi, insanların paranoyak ya da şizofreni olmasına sebep olmaktadır. Buna bir de toplum baskısı ve psikolojik sorunlar eklendiğinde dindarlar arasından intihar bombacısı, cinsel sapık, cinci, muskacı, Mehdi ya da Mesih olduğunu iddia edenlerin çıkması gayet normal bir durumdur.

Demek ki ilk önce dini bilgilerimizi gözden geçirip İslâm'ın hakikatlerini öğrenmemiz gerekmektedir. İnsanları hasta eden, gençleri nihilizm, ateizm, deizm ve agnostizm bataklığına sürükleyen çarpıtılmış dini bilgilerden kurtarmak için sahih kaynaklardan dini öğrenmek, akıl ve bilimin aydınlığında hareket etmek gerekmektedir. Ramazan Hoca ya da Filozof Ramazan diyerek Ramazan Böçkün'e sahip çıkanlar "hoca" ve "filozof" sıfatlarının da içini boşaltmak suretiyle gerçekte saygıdeğer olan bu sıfatların değerini düşürmektedirler. Eğer gerçekten Ramazan Böçkün'e sahip çıkanların derdi bir hocaya ya da filozofa sahip çıkmak olsaydı bugün ülkemizde her gün iftiralara ve saldırılara kurban edilen o kadar hoca ve filozof olmazdı. Zaten sayıları da parmakla gösterilecek kadar az olan bu kişiler nedense bu dinî çevreler tarafından sürekli olarak yıpratılmak istenmişlerdir.

Son söz olarak şunu eklemek istiyorum, Ramazan Böçkün gerçekten mağdur edildiyse ve iddia edildiği gibi din düşmanları tarafından bir kumpasa kurban edildiyse Rabbim kendisinin yardımcısı olsun ve kendisini temize çıkartsın. Yok eğer gerçekten şizofreni hastası ise Rabbim kendisine şifa ve dayanma gücü versin, ailesine ve yakınlarına da sabırlar versin. Ona sahip çıkanlar için de son olarak şunu söylemek istiyorum, biraz gözlerinizi açıp çevrenize bakın, ellerinizde ki dürbünlerle ve teleskoplarla dünyanın uzak köşelerinde ya da uzayda mazlum ve mağdur aramak yerine yakın çevrenize ve mahallenize bakın. Sadece kendi görüşlerinizi paylaşan insanların değil, tüm insanların serbestçe fikirlerini ve düşüncelerini paylaşmalarını ve inandıkları gibi yaşama özgürlüklerini savunun. İşte o zaman daha inandırıcı olabilir ve toplum nezdinde daha fazla itibar görebilirsiniz.



*Editör Notu: Yazıda bahsedilen kişinin yaşadığı olay ile ilgili detaylı bilgiyi Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı Medya İletişim Bürosu açıklamasında bulabilirsiniz. 

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
  • Fatih Bilgin
    Uzman profösör olarak psikolojik değerlendirme yapmış ve teşhisi koymuşsun ama gerçek uzmanlardan hiçbiri bu teşhisi koymadı. Babasının okuma yazması olmadığı ve oğlunun hastalığı ile ilgili talebi anlamadan kendisinine imzalatıldığını beyan ettiği videoları izlememişsin demek ki? Milyonlarca insan Ramazan'ın anlattıklarının çok tutarlı ve aklıbaşında olduğunu söylerken biz senin google psikoloji bilgine neden güvenelim. Ama asıl meseleyi ortaya koymuşsun zira seni Ramazan'ın anlattığı Mehdi inanışı rahatsız etmiş sadece. Şimdi bende senin hakkında buna bakarak bir teşhis koyabilirim. Enaniyet, çok bilmişlik ve başkalarının fikrini aşağılamak. Sadece kendi fikrinden değil diye bir insan hakında zanna dayalı teşhis ve ithamda bulunarak onu yermek toplum gözünde hastalıklı göstermek. Diğer mesele ise kimsenin psikoloji hastasına deli gözüyle bakltıgı falan yok bu senin bakış açın. Çünkü sosyal medyada kimi ve hangi yazıyı itham ettiysen bu yazıda böyle bir iddia göremedim. Edebiyat ve habercilikte mübalağa, kinaye, ironi ve mücessemleştirme ve simgesel anlatım vardır. Birisi diyorsa ki dini teblig yapan birini engellemeye çalışıyorlar bunun birebir o olay ve anlık tavırla ilgilili olduğundan ziyade sistemin varlıgının ve neticelerinin uzun süreçte ve genel toplum üzerindeki varolan etkili ve neticelerine gönderme yapılmış olması daha anlaşılır bir sonuçtur ve sosyal medyada da anlatılmak istenen budur. Sen tek zaviyeden takıldığın için meseleye anlayamamışsın. Mehdi inanışı İslamda yok derken bile İslam adına cehaletini ortaya koymuşsun. Kabul eder veya etmezsin ama İslamda Mehdi inanışı yok demek her iki büyük ekolün yüzlerce kaynaklarında binlerce hadis ve rivayeti ve ayet tefsirlerini görmezden demektir. Eleştirmek ayrı birşey buna inananları kendi yetersiz çıkarımlarınla aşağılamak red etmek küçümsemek ayrı birşey.