Merhum Üstad Mehmet Şevket Eygi; Galatasaray Lisesi Mezunu, Ehl-i sünnet aşığı bir Muhalif

Allah ruhuna rahmet eylesin Mehmet Şevket Eygi geçtiğimiz aylarda vefat etti.
Merhum Üstad Mehmet Şevket Eygi; Galatasaray Lisesi Mezunu, Ehl-i sünnet aşığı bir Muhalif

Bu vefat dolayısıyla rahmetliye dair pek çok mevzuyla beraber Ahmet Haluk Dursun Hoca'nın beni Eygi üstadla tanıştırdığı günler de hatırıma gelmiş ve ben bu yazıyı yazma ihtiyacı hissetmiştim. Kaderin cilvesine bakın ki bizim tahayyül ve tasavvur ettiğimiz yazı daha neşredilmeden bir önceki yazıda da teferruatıyla zikrettiğim gibi Üniversiteden hocam Haluk Hoca da ebedi yurduna rıhlet buyurdu ve bundan mütevellit rahmetli Şevket Eygi üstatla ilgili yazmayı planladığım yazı gecikti.

Zaruri olan bu girizgâhtan sonra gelelim Osmanlı aşığı ve her yönüyle zarif, nahif, bir güzel Müslüman olan merhum üstat Şevket Eygi'nin vefatının biz de ortaya çıkardığı biraz da hüzne gark olmuş hatıralara…

- Yıl 1994 veya 95. Merhum Haluk Hoca'nın etrafında yer tutmaya çalışan Marmara Üniversitesi Tarih Öğretmenliği sınıfından birkaç kültür, sanat meraklısıyız. Bu meraklı guruptan biri olan Niğdeli bir arkadaşı hoca Şevket Eygi merhumun Sultanahmet Akbıyık Caddesi’ndeki evine üstadla tanışması ve bazı işlerinde kendisine yardımcı olması için yollamıştı. Bu arkadaş da sanırım bir kaç gün üstadın yanına gitmişti. Sonra bir sebepten hoca Niğdeli arkadaşın yerine bana:

- "Üstada sen git yardımcı olmaya!" deyince ben de tarif ve talimat üzere üstadın evine gittim. O demler üstat da yine kısa bir süre önce dar-ı bekaya uğurladığımız, bir Osmanlı müdafi'i olarak inandığı gibi yaşayıp inandığı gibi de vefat eden büyük tarihçi Kadir Mısıroğlu gibi fesiyle hemhal ve namdar bir kişiydi ve fesini adeta namusu gibi başından hiçbir zaman çıkarmazdı.

Bedir Yayınları sahibi olan üstadın tam bir ehl-i irfan Osmanlı kişisi olduğunu tüm muhafazakâr kamuoyu gibi taze tarihçiler olarak bizler de bilir ve kendisinin yazılarını yakından takip ederdik. İşte bu birkaç hafta devam eden evine gidip gelmeler de üstadı daha yakından tanımamıza, kısa süreli de olsa sohbetine şahit olmamıza vesile olmuş oldu.

Üstadın bilhassa dil konusundaki hassasiyetini (Aynen merhum Üstad Kadir Mısıroğlu Hoca gibi lisan mevzuunda Şevket Eygi merhum da çok titizdi.) hem Milli Gazete’deki yazılarından biliyordum hem de Haluk Hoca bizi bu hususta biraz da ısrarlı bir dille zaten ikaz etmişti. Bundan olsa gerek kendisini ziyarete gittiğim zamanlarda üstadın karşısında epey mütereddittim. Bu halet- ruhiyeyle bulunuyor olmamdan mütevellit olsa gerek ilk ziyaretimde;

- "Evladım, benim için derslerinize devamsızlık yapmıyorsunuz değil mi?" diyerek yönelttiği soruya:

- "Efendim devamsızlık hakkımız var!" diye cevap verince;

- "Evladım devamsızlığın hakkı mı olurmuş, bir de tarih okuyorsunuz, lisan bilmeyenden tarihçi olmaz" diye beni hafiften payladığını hatırlıyorum.

- Daha çok Milli Gazete'de yayımladığı yazılarını gazete sayfasındaki köşesinden makasla kesip arşivlemek işiyle meşgul olduğum bu buluşmalarımızın yine birisinde okumanın dışında da hayatta küçük el işlerinde maharet sahibi olmamız gerektiğini; sadece sınıfa, okula ve hatta kitaba sıkışmamamız gerektiğinden bahsetmişti..

İnandığı gibi, muvahhit, mücahit ve ehli sünnet inancı üzere mutekit, mütevekkil, tüm mahlûkata karşı müşfik, dâhili, harici İslam düşmanlarına karşı tavizsiz, nahif, zarif güzelce yaşayan, içi dışı bir, güzel bir mümindi.

Cemaatsiz bir İslam Toplumunun hayatiyetini idamesinin mümkün olmadığını telkin eden lakin para-dünya makam ve mevkileriyle aralarına gerekli mesafeyi koyamayıp Baronlaşan cemaat önderlerine ve Şirketleşen tüm  cemaatlere karşı da sözünü/kalemini hiç esirgemeyen büyük aksiyoner bir mütefekkirdi..

Türkiye’de İslami hareketler ve islamcılık üzerine de içerden bir bakışla yaptığı çok derin tahlilleri ve tenkitleri o zamanın tüm mütedeyyin, muhafazakâr kesimlerinin müstefit olmaya çalıştığı çok kıymetli mütalaaları olmuştu. Hatta bununla ilgili çok sıkça dile getirdiği ve hakkaten çok musib olan görüşlerinden birisi şu minval üzereydi:

"Türkiye’de şeriatçıyım diyenler öncelikle şeriatı kendi evlerinde, kendi hayatlarında hakim kılmalıdırlar. Öyle ya evlerimiz içerisindeki tüm kural ve kaideleri bizim belirlediğimiz adeta minik bir İslam devletidir. O halde bizi bu hanelerimizde İslam şeraitine göre yaşamaktan mani kılan nedir? Eğer din-i Mübin-i İslamın yeryüzünde hâkim olması davasını üstlenen bizler kendi şahsımızda, ailemizde bunu uygulamaya koyamıyorsak bu iddianın savunuculuğunu yapmamız hiç de inandırıcı değildir. Allah İslam’ı bize yaşayalım diye gönderdi. Önce bizler müddeisi olduğumuz İslam’ı güzelce yaşayıp hayatımıza yansıtacağız ki düzgün bir şekilde temsil ettiğimiz dinimiz gayrı da tesir uyandırsın. Bunun aksi ham hayaldir."

Allah Mehmet Şevket Eygi üstadımıza gani gani rahmet eylesin.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın