Oğuz Aydoğan

Oğuz Aydoğan

Ana Yüreği..

Başı yedi kat gökleri aşan Diyar-ı Masal ülkesinin yüce mi yüce, engin mi engin şanı adını aşmış Kaf dağlarının eteklerinde ihtiyar anasıyla kendi halinde yaşayan kara yağız bir delikanlı varmış.
Ana Yüreği..

Haftada bir şehir pazarına gider, bağından bostanından yetiştirdiği meyve sebzeleri satar ve anacığıyla geçimini sağlamanın yollarını ararmış.

Günlerden şehir pazarının olduğu bir günün sabahında, anasından sonra hayatta tek yakını olan Aktüylü adını verdiği atının çektiği arabayı yüklemiş ve her zaman olduğu gibi daha güneş doğmadan çıkıvermiş yola.

Feleğin bir örümcek misali kendisi için ördüğü kader ağlarından habersiz Aktüylü ile dertleşe dertleşe, ağzında yanık türküler şehre inen yolları tüketmiş ve sadece çiftçilerin alındığı kapıdan girmiş nefs-i şehre.

O zamanlarda şehirlere herkese alınmaz, alınan herkes de her kapıdan şehre sokulmazmış. Öyle ya koskoca Hanlar, Beyler, Beyzadeler, Hanımlar, Sultanlar yani ki sıradan “kara budunla” şehre aynı kapıdan girecek değiller ya!

Anasından aldığı öğüt üzere; er-Rezzak olan yaratıcı tarafından her gün insanlara dağıtılan rızkın, kısmetin büyük kısmının üzerine güneşi doğurmayanlara ikram edildiğini, bir işe erken başlamanın o işteki bereketin en vazgeçilmez şartı olduğunu bilen bizim oğlan bu sebepten naşi ve de mütevellit şehir pazarında tezgâhı herkesten önce kurmaya hep dikkat edermiş.İşte bizim Karayağız oğlan şehre girince hemencecik pazar yerine varmış ve mutat olduğu üzere en uzak diyarlardan gelmesine rağmen pazar yerinde tezgâhını en erken kuran pazarcı olmuş yine.

Her zamanki gibi saatler geçtikçe o gün depazar yerinin kalabalıklığı artmaya başlamış. İnsan sesleri pazara satılmak üzere getirilen hayvan seslerine karışmış, pazar yine tam bir pazar olmuş.

Bizimkisi erken işe başlamanın bereketi, kısmeti mi dersiniz? Talih mi, şans mı dersiniz? Ne derseniz deyin vakit kuşluk vaktini bulmadan tezgâhındaki tüm zerzevatı satmış ve fakir ama sevimli hane-i saadetinde yalnız bıraktığı anasının tembihlediği gibi oyalanmadan dönüş hazırlıklarına başlamış. Tam hazırlıkları bitirip Aktüylü’ nün çekeceği arabasına bineceği esnada birden bir çift alev saçan gözle karşılaşmasın mı? Cennetteki hurilerden biri yeryüzüne inmiş sanki. Tarifine sözlerin kifayet etmeyeceği derecede bir güzellikle, nazenin bir gonca, bir nazlı ceylanla karşı karşıya bulmuş kendisini. Anasından: “ Zinhar elin namusuna göz ucuyla olsa dahi başını kaldırıp bakarsan sütümü sana helal etmem!” telkinleri ve tembihleriyle terbiye görmüş bizim Karayağız oğlan ne yapacağını şaşırmış. Başını kaldırıp da kıza tekrar bakmak şöyle dursun nerdeyse nefes almayı unutmuş bir vaziyette başı önünde Hüda-yi nabit gibi kalıvermiş ortada. Gitse elinde değil, kalsa ne yapacak!

Kız anlamış oğlanın bu ana kuzusu hallerini ve elinde tuttuğu kırmızı gül oyalı mendili delikanlının ayaklarının dibine bırakıp revan olmuş yoluna.

Bizim oğlan usulca eğilip bir günah işliyormuş gibi tedirgince akça mendili almış, koyuvermiş cepkeninin cebine. Duyguları karmakarışık evine döndüğünde hızlıca Aktüylü’yü çektiği arabadan kurtarmış, girmiş anasının yanına. Selam, kelam derken ana yüreği tabii anlamış oğlundaki bu değişik hali.

"Hayırdır oğlum, sen de bir hal var bugün. Hadi anlat bakalım!" deyince delikanlı söyleyivermiş hemencecik tüm olan biteni. Zaten olan biten de neki? Hepi topu üç beş dakikalık bir mevzu, bir çift kavurucu göze adeta yanlışlıkla değen, asla tekrarına cesaret edilemeyen, kaçamak dahi denilemeyecek kadar kısacık bir nazar.

Karayağız oğlunun anlattıklarından anne kadın anlamış ki bu bir ilahi aşktır, alınmamış verilmiştir, istenmemiş ikram edilmiştir. O halde önünde durulmaz, önü arkası, nasılı, niçini sorulmaz.  Emr-ü ferman baş göz üstüne denir ve tam teslimiyetle gereği neyse edilir.

Şehirde kurulacak bir sonraki pazar gününü her ikisi de iple çekmişler. Umuyorlarmış ki sırlarla dolu kızcağız tekrar geliverir pazara. Sayılı gün tez geçer, gün gelmiş çatmış, bu sefer pazara ana oğul birlikte gitmişler.

Bizimkiler tezgâhlarındaki ürünleri bitirmeye yakın karşılarında belirivermiş ahu gözlü dilber. Lâkin bu sefer suz-i dilârânın peşinde,arasında nedimelerin de bulunduğu neredeyse küçük bir ordu da yok muymuş? Meğer bizim Karayağız oğlan gide gide adı zulmüyle yayılan şehrin beyinin kızına sevdalanmamış mı? Hayır, hayır düzeltiyorum sevgili karilerim! Evvela şu zalim Bey’in gönül çelen kızı bula bula bizim Karaoğlan’ı bulmuş ve abayı yakmıştı değil mi? Peki, ne yapacağız şimdi diye bizimkiler kara kara düşünedursunlar. Koskoca Bey kızı izin alacak değil ya! Yanaşmış yanlarına ve oğlanın anasına yekten deyivermiş. "Oğlunla hazırlığınızı yapın beni babamdan isteyin!"

Bizimkileri almış bir telaş. Gariban kısmı heyecanlanmayı versin akılda kalmaz başlarında. Kızın hazırlıktan neyi kastettiğini sormayı unuttuklarını da Bey kızı görülemeyecek denli uzaklaşınca anlamışlar. Anası oğluna:

"Hadi ne duruyorsun, atla Aktüylü’ye de yetiş kızın ardından. Nedir bu hazırlıklar bir soru ver bakalım oğlum bey kızına?"

Oğlan binişte, Aktüylü gidişte mahir. Bir çırpıda yetişmişler bey kızına ve bizim aşık yine utancından önüne bakarak sormuş: "Biz ki sıradan fakir takımıyız. Beyimizi ve kızını memnun edecek şanınıza layık hazırlıklar nedir bilmeyiz? Hadi öğrendik desek güç yetiştiremeyiz sultanım. Nasıl olacak bu iş? Hele bir kolayını deyiver."

Bey kızı, sanki bu soruyu bekliyormuşçasına elinde hazır tuttuğu pusulayı uzatıvermiş oğlana. Heyecandan beti benzi atmış bizim Karayağız kafasını kaldırıp da kızın gözlerine bakmaya yine cesaret gösteremeyerek bir kez daha:

"Bu nedir ki sultanım?" diye soruvermiş. Bey kızı:

"Annenle birlikte okuyun, kabul ederseniz haftaya şehir pazarından bir gün sonra Bey babam sizi saraya bekliyor" demiş.

Kor alevler gibi yüreği iyice tutuşmuş bizim delişmen oğlan tam kalbinin üzerine koyuverdiği pusulayla dönüvermiş pazar yerine. Heyecanla kendisini bekleyen anacığını da alıp birlikte koyulmuşlar tekrar evlerinin yoluna. Yolda annesi sormuş:

"Eee, hadi anlat bakalım yetiştin mi bey kızına, yetiştiysen ne hazırlıkları yapacakmışız öğrenebildin mi?

Canından bir parçaymış gibi, kalbini çaldırdığı bey kızından aldığı pusulayı koyduğu yerden çıkarıp anasına gösteren bizim Karayağız oğlan:

"Evet, anacığım her şey burada yazılıymış, eve varalım da okuyacağım sana demiş." Demiş demesine ama ikisi de acaba ne yazıyor bu pusulada diye meraklana meraklana yolu zor tüketip evlerine bir hayli güç varmışlar.

Evlerine vardıktan bir müddet sonra oğlan başlamış elindeki pusulada yazılı olan istekleri anasına okumaya. İstekler dediysem o bir çift gözyaşının ıslattığı pusulada sadece birkaç cümleden ibaretmiş tüm yazılanlar ve şöyleceymiş: “ Bey babamın beni sana vermesini istiyorsan, anacığının yüreğini hediye olarak babama getirmen lazım.”

O anda oğlunun melül mahzun gözlerle kendisine baktığını fark etmiş kadın. Ana yüreği bu, oğlunun bundan sonraki tüm hayatında yakıcı bir kalp acısıyla yaşamasına nasıl razı olsun? Hiç itiraz etmeden ve nasıl olduğu hikâyemizin mevzu dışında olduğundan bilemediğimiz bir şekilde yüreğini oğlunun avuçları içine bırakıvermiş. Anasının yüreğini avuçlarında bulan, aşk sarhoşluğuyla aklı başından gidip mecnun gibi ne yaptığından bihaber bizim Karayağız oğlan da hiç vakit kaybetmeden tutmuş bey sarayının yolunu. Sevdiğine kavuşacak olmanın verdiği mutlulukla annesini yitirdiğini bile unutan kara bahtlı Karayağız oğlan, rüzgâr gibi uçan Aktüylü’yle ilerlemiş saray muhafızlarının “ Bundan sonrasını yayan gideceksin!” dedikleri noktaya kadar.

Bundan sonrasında avuçlarında daha hâlâ sıcaklığını bile kaybetmemiş anasının taze yüreği, dağ başına kurulmuş kalebent sarayın zorlu, sarp yollarında koşarak ilerleyen bizim oğlan birden önündeki taşlara takılarak düşüvermez mi?

Kendisi bir tarafa, avuçlarında taşıdığı anacığının yüreği bir tarafa savruluvermiş. Bir sevda uğruna da olsa anacığının canından olmasına sebep olan oğlanın düşerek kendisine zarar vermesine dayanamayıp dile gelen yerlere savrulmuş kanlı ana yüreğinden son kez bir ses duyulmuş:

"Vah yavrucuğum, bir şeyin yok değil mi?"

Annemden ilham alarak uyarladığım bu hikâye başta şehit annelerimiz, kendi annem ve tüm annelerimize acziyetle ithafımdır!

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın