TIC HOLDING Header
  • USD 16.763
  • EUR 17.525
  • Altın 974.961
  • BIST 100 2443.77
Murat Yılmaz

Murat Yılmaz

Saçma, abes, absürt

Son birkaç gündür ülkemizde döndürülmeye çalışan siyasetin tanımlanması tam olarak da budur.
Saçma, abes, absürt
Neden mi?
Çok basit, dünya bir keşmekeş içinde, Rusya/Ukrayna bir kriz olarak karşımızda durmakta, adı konulmamış bir üçüncü dünya savaşının içindeyiz, ekonomi bir silaha dönüşmüş, namlusu da tüm dünya ile birlikte özellikle de ülkemizde dönmüş, mitralyöz gibi vuruyor, üstüne üstelik, bu adı konulmamış üçüncü dünya savaşının, adı konulmasına zerre kalmış, sadece Türkiye olarak biz direniyor, çabalıyoruz.

Nasıl mı?
İşte sözüm ona savaşan iki ülkenin arasında dengeler kurarak, yoğun diplomatik mesaileri sarf ederek ve son olarak da Finlandiya ve İsveç'in NATO Ya katılmasını engelleyerek.

Çünkü bu iki ülkenin NATO'ya üye olması ile, Rusya'nın vereceği ve kendilerince de haklı tepki/tepkiler ağır olacak, belki de saldırı/istila girişimi olacak ve tabii NATO da buna reaksiyon göstermek zorunda kalacak.

Eh bu da resmen üçüncü dünya savaşı demek!

Bu esnada, Siyonizmin fikir babası olan Theodor Herzl'in, büyük İsrail devletini gerçekleştirmek için yaptığı planlara üç dünya savaşı kattığını ve Volodomir Zelenskyj'nin de İsrail dışındaki tek Yahudi devlet başkanı olduğunu unutmamak gerekir.

Evet, Finlandiya ve İsveç, özellikle de İsveç, bizim için bir sorundur, hatta hasımdır.
Hasımdır, çünkü Türkiye düşmanı ne kadar terör örgütünü varsa, resmen hepsinin üssü/hamisi/finansörüdür.

Bu durum da üç, beş senedir değil, ta ASALA zamanından beri böyledir.

Şimdi, yani elli küsür senedir NATO'ya olumlu bakmayan, tarafsız olmayı yeğleyen bu iki devlet, güya Putin korkusu ile apar topar NATO'ya girmek istiyor.

Özür dilerim ama bunu kimse yemez.

Tıpkı, bunca yıldır pasifizm ile hemhal olan, savaş karşıtlığı ile her fırsatta öne çıkan Almanya'nın birdenbire savaşçı bir ülke olması, hatta ve hatta Almanya'nın savaş karşıtlığı ile çevre hassasiyeti ile meşhur olmuş ve başkaca da siyaseti olmayan Yeşiller Partisinin resmen Şahinleşmesini de kimsenin yemediği gibi.

Lafı eveleyip gevelemeye hiç gerek yok.

Birileri resmen üçüncü dünya savaşını çıkartmak için zorluyor, hem de kanırta, kanırta zorluyor ve yine tarih tekerrür ediyor ve Türkler bunun karşısında duruyor!

Durmak da zorunda.

Peki, ülke içinde, Cumhur İttifakı dışındaki partiler ne yapıyorlar acaba?

Saçma/absürt bir gündemler ile toplumu gerip, meşgul etmek ile iştigal oluyorlar.

Bir Kaftancıoğlu meselesi ile Türkiye'nin Ana muhalefet lideri: "Mahkeme'yi (Yargıtay) ve kararı tanımıyoruz" diyor!

Nasıl yani?
Ne demek tanımıyorum? Ne demek tanımıyoruz?

Bu kararı veren Yargıtay!
Yani Türkiye'nin ikinci yüksek mahkemesi ve demokrasi mevhumunun önemli bir temeli.

Ve CHP/Kılıçdaroğlu bunu tanımıyor?
Peki o zaman sormazlar mı, kazara iktidar olursanız hangi hukuku tanıyacaksınız diye?
Yoksa kanun, kural, nizam dinlemeyecek, despot bir dikta rejimi mi kuracaksınız?

İkinci ve daha absürt mesele ise Yeşilköy havalimanı.
Askeri dikta ile adı Atatürk havalimanı olarak değiştirilmeden önceki adı öyle idi çünkü.

2018 de, bir TV programında, Kemal Kılıçdaroğlu, Atatürk havalimanının bir bölümüne yapılacak olan Millet Bahçesi için: "Bizim telefonlarımızı dinliyorlar, o bizim projemiz, hatta tüm planlarını da yaptık!" diye bir demeç veriyor.

Ve aynı Kılıçdaroğlu ve Partisi, onun deyimi ile şürekası, bugün kalkmış, birkaç kepçe operatörünü tehdit ediyor, üç dilde, ne kadar yabancı yatırımcı var ise tehdit ediyor!

Kimse kusura bakmasın ama, bu kadar Atatürk istismarı da fazla artık.
Türkiye Cumhuriyeti'nin banisini alet etmedikleri tek bir şey kalmadı.

Kaldı ki, o kadar ciddi konular varken, Batı'dan gelen telkinler ile bunları görmezden gelip, toplumu gereksiz yere germenin, bırakın bunu, memurları, yabancı yatırımcıları tehdit etmenin manası ne olabilir?

Bu cüret nereden geliyor acaba?

Bu gibi eylemler, ihaneti vatan ile eşdeğer değil midir?

Bu ara muhalefetten NATO meselesi hakkında sesi çıkmadı değil.

İyi Parti genel başkan yardımcısı olan Ahmet Erozan, Finlandiya ve İsveç'den gelen hepi topu iki yüz bin turistin kaygısına düşmüş.

Yani o iki yüz bin küsür turistin hesabı için, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ali menfaatlerinden vaz geçecek, ağırlığını koymayacak, öyle mi?

Bu nasıl bir ucuzculuk, bu nasıl bir vizyonsuzluk, bu nasıl bir dışa teslimiyettir, anlamak mümkün değil.

Özellikle de bu İyi partinin, sözümona Milliyetçilik iddiasında olduğunu da düşünürsek, bu demeci ne ile yorumlamak lazım, bilemedim.

Aslında, hükümeti, muhalefeti, herkesin, hepimizin tek yürek olmamız gerektiği bu zaman diliminde, siyasetin milli olması ve başka hiçbir şeyin öneminin olmaması gereken bu zamanda, ülkeyi, toplumu ayrıştırmak, saçma sapan siyasetler üretmek, sizce nedir?

Şakası yok bu işin.

Büyük bir felaketin eşiğindeyiz.

Dünya yarın düzelmeyecek, öbür gün de düzelmeyecek.

Demokles'in kılıcı gibi başımızın üstünde sallanan bir savaş var.
Hem konvansiyonel hem ekonomik savaş.

Birliğin, beraberliğin zamanı.

Allahtan tek dileğim, her şeye rağmen bu cennet vatanı ve necip Milleti korumasıdır.

Ancak içimizde daha ne kadar saatli bomba timsali hain var, bunu da bilmedikçe, yarınlara bakmak, bir hayli zor bir mesele.


Bir diğer yazımızda buluşmak ümidi ve dua ile Vesselam

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın