Neler oluyor bize, bize neler oluyor..

Toprak Dede diyorlardı, Toprak Dede…
Neler oluyor bize, bize neler oluyor..

Hep toprakla, tabiatla, yeşille iç içeydi.
Toprağa girmeden topraklaydı,
Toprak onu almadan,  toprakla hemhal olandı,
Birgün, toprak olacağı bilinciyle, toprağa kıymet verendi.
Yırtındı, çırpındı, feryat etti…
Toprak, toprak, toprak dedi…
Betonlaşmaya, erozyona, ağaç ve toprak katliamına, toprağı topraksızlığa mahkum etmeye isyan etti.
Yapmayın, etmeyin, yoketmeyin topraklarımızı, dedi.
Katlettiğiniz toprağa hasret; gidersiniz toprağa, dedi.
Yağmur bile, düşecek toprak bulamaz halde, dedi.
Yok ediyoruz ya bu toprakları; hep birlikte kendi kabrimizi kazıyoruz, yokediyoruz ya, dedi,
Yarın kabir kazacak toprak ararız, dedi…
Ölülerimizden utanacağız; bu gidişle, dedi.
Betona minnet etmeyin,
Paraya mihnet getirmeyin,
Günü kurtarmak uğruna,
Toprağı katletmeyin, dedi.

Ama dinleyen kim…
Duyan kim…
Hisseden kim…
Kulaklar sağır, gözler kör, akıllar tutulmuş…
Yok da yok…
Toprak kimin umurunda ki; Toprak Dede umursansın…
Yok yoka karışmış; toprak yok, su yok, ağaç yok…

Halbuki son kertede, son tahlilde, son basamakta; son adım toprağa değil mi…
Toprak kaplanınca betonla; yok mu olacaktı toprak oluş,
Toprak betona gömülünce; ölecek mi idi toprağın altına gidiş,
Neyden, nereden kaçıyorduk; yok ederken toprakları,
Ölmekten mi yoksa toprak olmaktan mı…
Kaçabildik mi acaba,
Kaçabilen oldu mu hiç…
Hangi topraksız, toprağa karışmadı ki,
Hangi ölümsüz (!) ölmedi ki,
Merdiven misali göklere yükselen kuleler kurtardı mı; toprağa gidişi,
Betondan kule-kafesler kurtardı mı; bire iki çukura girip, toprakla örtülmekten…
Canavar makinalar, kamyonlar ve kazıcılarla tırmalayıp attığınız toprak sizi almayacak mı sanıyorsunuz…

Yok arkadaş yok, yok…
Topraktan kaçış yok,
Yok ederek kurtuluş yok, topraktan…
Halbuki ne güzel basıyorduk, toprağa,
Kötü enerjimizi bile alıyordu,
Sinirlerimizi yatıştırıyor,
Tepinmemize bile ses çıkartmıyor,
Sakin ol insanoğlu, sakin ol,
Birgün bana geleceksin,
Bana kötü davransan da, kendine iyi bak, diyordu.

Unuttuk; "toprak gibi kesif" olmayı…
Tevazudur toprak;  kibirli yüce dağlar gibi değildir,
Dağı bile canlandırandır.
Üstüne basıp geçeriz; gıkı bile çıkmaz, çıkmadı da.
Altına gireriz; itiraz etmez, etmedi de.
Ama biz ne yaptık;
Toprağı unuttuk, altını unuttuk ve hatta topraktan korktuk, kaçtık,
Hatta ve hatta toprağı gömmeyi seçtik.
Adeta zulmümüzü, kibrimizi, enaniyetimizi, bencilliğimizi toprakla birlikte betona gömdüğümüzü sandık.
Ama nafile…
Halbuki beşeriz; şaşardık…
Şaşardık ama toprakla uyanırdık.
Toprağa uyanırdık.
Gafleti farkeder; "ölü toprağından" silkelenirdik.
Ölümü unutmaz; "benim bir gözüm toprakta artık", derdik.
Ama şimdi, ama şimdi;
Öyle bir uykudayız ki,
Ölüm korkulu kan uykusundayız…
Ama kaçış yok insanoğlu, kaçış yok…
Hem de, Toprak Dede gibi toprakla yaşamadan,
Topraktan kaçak, toprak olacaksın….

Kabri nur mekanı cennet olası Toprak Dede Hayrettin Karaca diyordu ki;

“Aç benim ulusum aç!
Köylüm aç!
Ben Türkiye’yi 340 bin kilometre geziyorum yatmadığım çadır yok.
Yatmadığım kahve peykesi yok.
Tanrı misafiri olmadığım köy ve kasaba evi yok.
Ben halkın içindeyim.
Ben derdi biliyorum.
Toplumsal barış topraktan gelecektir.”
Ve kimsenin dinlemediğini görünce de, toprağa el sallıyor ve;
Ölüm en büyük çare, ölüm!
Kurtulmak istiyorum, çekemeyeceğim artık.
Şu heyecanıma şu üzüntüme tahammül edemiyorum.
Anlatamıyorum yahu…
Hayrettin beceriksiz adam, becerisi olsaydı anlatırdı bugüne kadar!
Anlatamıyorum bunu"
diyordu.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın