Malazgirt Ovası bizim, Çubuk Ovası kimin..?

Malazgirt Ovası bizim, Çubuk Ovası kimin..?

Malazgirt Zaferi,
İstanbul'un Fethi,
Preveze Deniz Zaferi…
Selahattin Eyyubi,
Fatih Sultan Mehmet,
Kanuni Sultan Süleyman,
Yavuz Sultan Selim...
Nedense hep bunları konuşmayı seviyoruz.
Marşlar, şiirler, anlatılar bunlar üzerine…
Tabi ki iyi ve olmalıdır da; kahramanlık hikayeleri, anlatıları, dinletileri…
Millet-Devlet olabilirlik, Milli kimlik oluşturabilirlik için gereklidir ve olmalıdır.
Bu kısımları zaten bolca bolca yapıyoruz.
"Kızım sen de Fatih'ler doğuracak yaştasın,
Fatih’in İstanbul'u fethettiği yaştasın…"
 gibi motivasyonlarımız oldukça bolca…
Ama bir de Ankara Savaşı var,
Balkan Savaşı,
Trablusgarp Savaşı,
Birinci Dünya Savaşı var.
2,5 milyon kilometre kare topraklardan, 9 yılda 780 bin kilometre kareye düşüşümüz var.
Acaba bunları konuşmaktan, irdelemekten ve en önemlisi de yüzleşmekten neden kaçıyoruz.
Yenilgilerimizi neden nisyana (unutmaya) terkediyoruz.
Peki kendi kendime soruyorum.
Yenildiğimiz olay/olaylarda, neden yenildiğimizi bilmezsek,
Bu nedenlerini incelemezsek,
Veya "nerede yanlış yaptık da/ne yapmadık da yenildik" sorgulaması yapmazsak; yine ve yeniden yenilmekten, tarihi tekrarlatmaktan nasıl kurtuluruz..!

Bireysel yaşamlarımızda da böyleyiz, aslında.
Kendimizle bile yüzleşmeyi sevmiyoruz.
Seviyoruz; "Ver Mehteri" demeyi…
Mehter Marşıyla gelmeyi…
Karakterimizde var galiba; yenilgiyi unutmak.
Unutmak istemek.
Ama bu "Yenilgi Piskozu", bizi özeleştiriden uzaklaştırıp, hamasete sürüklüyor.
Yahu yapmazsak; eğer yenilgilerimizle yüzleşmez, neden ve niçin'ini irdelemezsek, "İzmir Marşı"yla da gitmek zorunda kalırız. (Erkan Yolaç yıllarca bunun yolunu açtı ama biz yine de unuttuk.)

Ki, bunu yaşadık da…
Sahada kazansak da, masada yaşadık.

"Hala;
Milli Gençlik,"Z Kuşağı" olmuşken bile,
İstenci yücelten bir nesil varken bile,
Kuşağın delikanlısı, Erdoğan'ı hala Başbakan bilirken bile,
Dünü takmaz,
Yarına bakmaz,
Carpediem derken bile…
Ve bunları bile bile…
Coşkuyu ver Mehter'e…
"Sen Kimsin", bak tarihe…"
diyoruz.

Realite, Realite, Realite…
Tamam, bakalım tarihe…
Ama bütüncül bakalım,
Her boyutla bakalım,
Zaferlerle coşarken, yenilgiden ders alalım.
Çünkü zafer kazananın,
Hezimet kaybedenindir…
Bunu da hiç unutmayalım...

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın