Gerçekten şükrediyor muyuz, yoksa lafın gelişi mi..?

Rutinimizdir…
Gerçekten şükrediyor muyuz, yoksa lafın gelişi mi..?

-Nasılsın.?
-Şükür, iyiyim…
-Sen nasılsın…
-Hamdolsun şükür…

Peki; ettiğimiz gerçekten şükür mü, değil mi,
İyiyim derken; gerçekten iyi miyiz.?
Ya da; dilimize tutamak şekilde "şükür" derken anlam ve içeriğini idrak ediyor muyuz…
Bence hayır…
Genelde  lafın gelişi gibi söyleniyor…
Ve hele de, Allah vermeye devam ederse;
Edilen şükür; tamamen laflaşmaya, söylemden ibaretleşmeye ve sözün gelişi olmaya başlıyor.
Şükür, seramonik bir ritüele dönüşüyor.
Ve hatta, sürekli söylenirleşiyor.
Bir şeyin sürekli söylenmeye başlanması ise;
O "şey" konusunda ne kadar zayıfladığımızın işaretidir.
Çünkü insan genelde kendinde olmayan veya eksik olanı sürekli söyleme ihtiyacı hisseder.
Çünkü "insan inandığı gibi yaşamazsa, yaşadığı gibi inanır" lafına, ben katılmıyorum.
Yok öyle bir şey.
Örneklerini görüyoruz.
Arafta kalıyor.
Ne idüğü belirsin bir ucubeye dönüşüyor.
Ama sözde; şükürperver, şükür sever, şükreder…
Ama soruyorum;
Gerçek bir inanç, idrak ve anlamla,
Eylem ve söylem birliği içinde şükrediliyor mu…?
Zaten Allah da; bir noktadan sonra "verdikçe vermeye" başlıyor.
Çünkü O da biliyor ki; verince belli olur, insanın gerçek yüzü…
Azıtır mı, sapıtır mı, kudurur mu, riyakârlaşır mı…
Ama Allah sabırlıların en sabırlısıdır.
Es-Sabur ism-i sahibidir.
Es-Sabur'la ne der peki Yaratıcı;
Allah tahmil eder (mühlet verir) ama asla ihmal etmez….
Bu nedenle de "verir de verir"…
Bir süre sonra, musibetle de uyarmazlaşır.
Bir dostumun dediği gibi; haram helali geçince Allah koyverir, bırakır.
Bunu insan, kendi kerametinden sanır.
Halbuki kazın ayağı hiç de öyle değil.
Ama;
"Allah çok verip azdırmasın, az verip bezdirmesin,
Allah şükrünü ifa edebilenlerden eylesin," gibi gibi vecizeler dillerden düşmez.
Yahu ey insan,
Azdın, azdın…
Kendi çukurunu kazdın,
Eylemsiz şükrünle, azgınlığın tarihini yazdın.
Süslü, afili, dinbaz şükürsellikle; şükrettiğini mi sanırsın…
Hadi bizlere yedirdin, bunu…
Sana şah damarından yakın olanla ne yapacaksın…
Sence; "hile-i şeriyye" kabilinden söylediğin,
Sadece dildeki "şükrünün" şükürsüzlüğünü bilmez mi sanırsın…
Allahaşkına dön bir bak, kendine….
Nereden nereye geldin,
Savruldun, savruldun…
Çok güzel şeyler yapabilecekken maddenin şehvetinde boğuldun.
Kendinden başkasını düşünmezleştin.
-Haşa-belki farkında bile olmadan kendini Tanrı sanmaya başladın.
Şükrederken bile nimetin sahibi gibisin, sanki…
Sana bahşedileni, öz hakkın sandın.
Halbuki nefes bile alamazsın; O lutfetmezse…
Tükrüğün boğazına kaçsa; ölecek gibi olursun.
Varlığı-yokluğu bile belirsiz, nasıl olduğu bile bilinmeyen bir virüsten korkarsın.
Ama hiç ölmeyecek gibisin,
Arada bir olsun; "nefis muhasebesi" bile yapmazsın.
Çünkü veriyor, Veren.
Muktedirsin, mal-mülk, makam- mevki sahibisin…
Demek ki seviyor "Rabbim",
"Verdikçe veriyor" dersin.
Ama bir kerre olsun düşün.
Yapmacıktan "şükür" derken, düşün;
Allah'ın Es-Sabur ismini düşün…
Tanrı'nın iktidarı ele alacağını düşün…
Verenin, verdiği gibi,
Geri alabilirliğini de düşün.
Düşün ki; bir kere de olsa,
Samimi olsun "şükrün"….

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın