Doç.Dr. Ömer Kul

Doç.Dr. Ömer Kul

Çin Emperyalizminin Truva Atı: Maden Ocakları

Son 10 yıldır, dünyanın hegemon gücü olma sevdasını Çin Seddi'nin dışına taşmakta gören Komünist Çin yönetimi, kalabalık nüfusunu doyurabilmek ve aynı zamanda ekonomik istikrarını sürdürebilmek için aşırı derece enerjiye ihtiyaç duyan bir ülke haline gelmiştir.
Çin Emperyalizminin Truva Atı: Maden Ocakları
Hem ürettiğini pazarlayabilmek, hem dışa bağımlı enerji ihtiyacını karşılayabilmek, hem aşırı nüfusuna sadece kendi ülkesi içerisinde değil yabancı memleketlerde de istihdam sağlayabilmek hem de az gelişmiş veya gelişmemiş ülkelere kredi sağlayarak o ülkelere yerleşme siyasetini işletmeye başlamıştır.

Coğrafi keşiflerin ardından sanayi devrimi ile Batı dünyası Afrika'yı tarumar etmişlerdi. Yeni trend Çin haline gelmiş, gittikleri ülkelerde bilhassa yeraltı madenlerine dadanan Çinli tüccarlar, devletlerinin kendilerine sağladığı kredi avantajıyla da ikinci ülkelerin stratejik maden ve bölgelerine yerleşme çabası içerisine girişmiş durumdadır.

"Az veya çok yararlı, az veya çok rezerv var veya stoklarımızda zaten çokça bulunmakta" demeden her maden ocağına dadanan Çinlilerin son dönemlerde ülkemizde de benzer bir düzen kurma peşinde oldukları maalesef görülmektedir.
Daha önceleri mermer ocaklarımızı nasıl talan ettikleri, blok blok mermerleri Çin'e götürüp işlettiklerini, dahası işledikleri mermerleri tekrar bizlere sattıkları vaki iken bir de maden ocaklarına dadanmaları ister istemez dikkat çekici bir hal almıştır.

Çin'i yakinen tanıyanlar bilirler ki, Çinliler için en önemli husus her şeyi kendine benzetmek, stratejik hareket ederek on yıllar sonrasını hesap etmek ve uzun vadede misafir olarak gittikleri yerlerde kalıcı hale gelmek üzere çok sinsi bir şekilde hareket ederler.

Çinlilerin, hele de devlet olarak tarihten beri uygulaya geldikleri 36 hilelerini artık bilmeyen yoktur kanaatindeyim. Hal böyle olunca madenlerimize dadanmanın ne gibi sakıncaları olduğuna dair bir yazı yazmak zaruri bir hal almış oldu.
Ne zamandır yazmayı düşündüğüm bu hususla ilgili azıcık araştırma yapınca, açıkçası geleceğimiz adına endişe eder duruma geldim. Öğrendiklerimin ve bu yazıya konu yaptıklarımın buzdağının sadece görünen kısmı olduğunu ifade etmek isterim. Bundan sonrası muhtemelen devletimizin ilgili birimlerinin dikkat etmesi veya ilgilenmesi için yeterli doneleri ihtiva etmektedir.

Şöyle ki;
Ülkemize gelen ve maden yatırımı yapan her Çinli'nin gittikleri her maden ocağından sondaj ve analiz raporu istedikleri bilinmektedir. Madenin işe yarayıp yaramadığına bakılmaksızın bu bilgilerin toplanması ileride ülkemizin yeraltı kaynaklarına dair bilgilerin envanterini çıkaracak olan bir Çin devletinin varlığı açıkçası bizleri rahatsız ettiği kadar tedirgin de etmeli.

Çinli maden meraklıları elde ettikleri bilgilerden sonra bir şekilde değerli gördükleri ocakları, rüşvet de dahil, aklınıza gelebilecek her türlü senaryoyu düşünebilirsiniz, ele geçirerek kendi ülkelerinden getirdikleri ekipman ve cihazları vasıtasıyla işletme yoluna gidiyorlar.

Maden benim ama çıkaran makinesine ve çalışanına varıncaya kadar Çinli olduktan sonra bana ve ülkeme nasıl bir katkı yapıyorsunuz deme hakkımız olsa gerek. Tabi işlenmemiş cevherin işlendikten sonra iç piyasaya nasıl satışının yapıldığının ayrıntısını buradan vermeye kalkmayalım. Aynen mermer ocaklarının talan edilmesi gibi kendi madenimizi kendi ülkemizde bir Çinli'den alır hale gelmenin ayıbı ise ayrı bir ironik durum olsa gerek. Bu sistemin ülkemize adına katmadeğer faydasının olmadığını söylemeye hacet olmasa gerek.

Yine bu dönemde öğrendiğimize göre Çin devletinden sıfır faiz hatta artı destek alarak madenlere talip olanlar,kısa vadede zarara bakmıyor, çıkardıkları madenleri, muhtemelen kötü günler için bol bol stokluyorlar.

Madenlerde de tekel oluşturma yoluna giden Çin'de önümüzdeki 50 yılda yetecek kadar demir cevheri olmasına rağmen, halen daha stoklama işlemlerine devam ettiği yönünde kamuoyuna zaman zaman bilgiler yansımakta. Yüzlerce hatta binlerce Çinlinin yakın gelecekte Türkiye'nin madencilik sektörünü ele geçirip tekel oluşturmayacağını kim idea edebilir?

Malum olduğu üzere, ABD ile Çin arasında ticaret savaşları üzerinden ciddi bir didişme devam etmekte. Önümüzdeki süreçte Çin'den dışarıya ihraç edilecek madenler üzerinden de bir yaptırıma gidecek ABD'nin bu yaptırımını Türkiye üzerinden pekala Çin kırabilir. Böyle bir senaryonun gerçekleşmesi durumunda ülke olarak bizim ne faydamız olduğunu bugünden düşünüp tedbirini almamız gerekmez mi?

Yine bilindiği üzere Çin, dünyanın demir cevherine en çok ihtiyaç duyan ülkesi durumundadır. İhtiyaç fazlasını ise stoklayan Çin, birçok maden de olduğu gibi, dışarıdan getirip ülkesinden zenginleştirme işlemine tâbi tutuyor. Son yıllarda çevreye verilen zarar dolayısıyla uluslararası alanda çokça tepki çeken Çin, ülkesindeki orta ve ufak kapasitedeki maden çıkarma ve zenginleştirme işlemi yapan ocakları ve işletmeleri kapatmaya başlamıştı. İşte kapatılan bu maden ocakları sahiplerinin başta ülkemiz olmak üzere dünyanın farklı ülkelerinde maden ocağı satın alma veya kiralama cihetine gittikleri bilinmektedir. Ülkemizde de her geçen gün sayıları hızlıca artan bu madencilerin arkasındaki güç ise Çin devleti.

Son dönemlerde Çin'in bu sinsi siyasetine uyanan Avustralya ve Kanada gibi ülkeler Çinlilerin ülkelerinde maden ocaklarına yatırım yapmasını yasaklamış durumdalar. Maalesef biz ve Ukrayna gibi ülkeler bu konuda henüz uyanamamış olmalıyız ki net bir strateji henüz belirleyebilmiş değiliz. Bu fırsatı değerlendiren Çinli madenciler ise ülkemizin değişik bölgelerindeki maden ocaklarına hızlı yatırımlar yapıyorlar.

Hatta ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntıları bilen Çinli madenperverler (!) birçok maden ocağındaki ekonomik sıkıntılardan istifade ederek maden ocaklarımızı satın almak yerine, 5-10 yıllığına kiralamak suretiyle, bu süre zarfında madenleri çıkartıp ülkelerine taşımaya başlamış durumdalar. Tabi bunu da yeterli görmeyen madenperver Çinli dostlarımız (!), işlemiş oldukları maden cevherlerini tekrar ülkemize hem de fahiş fiyatlara satabilmenin de altyapısını şimdiden hazırlamakla meşguller.

Maden işletme ruhsatının veya Çinli işçilerin çalışma izin ve işlemlerinin Ankara'da nasıl halledildiğini buraya yazmaya utanırım, lakin Çinli madencilerin bunları uluorta konuştuklarına da çok şahit olmamdan rahatsızlık duyduğumu da bu vesile ifade etmek isterim. İvedilikle 1970'lerden beri yapılmayan ülkemizin maden rezerv alanları yeniden belirlenmeli, rezervlerimiz gelişen teknolojik imkanlardan da istifa edilerek yeniden değerlendirilmelidir. Önümüze her gelen Çinli'ye maden ocaklarımızın verilerini, sanki övünç madalyası alacak büyük bir iş yapmışçasına, vermemeyi, stratejik davranmayı, maden ocaklarının rezervlerinin bilinerek ona göre hem fiyat hem de stratejik davranmayı maden çalışanlarımıza da en kısa zamanda öğretmemiz gerekiyor.

Yeraltı kaynaklarının tükenmeye başladığı, ticaretin nerdeyse durma noktasına geldiği Çin'de dışa açılarak ayakta kalabilme sevdasında olan Çinlilere hayat ilacı olacak kadar basiretsizce bu işler yapılmamalı kanaatindeyim. Özellikle devlet bazında yatırımdan ziyade, bireysel teşviklerle hareket eden Çin, tepki çekmemek adına bu yöntemi kullanırken gelecekteki sinsi siyasetlerinin altyapısını da oluşturmaktadır.

Çin ülkemize nakit para yardımında bulunmaz, bulunsa da kırk dereden su getirmeden bunu yapmaz gerçeğini unutmamak gerekir. Çin için önemli olan senin projeni, kendi parasıyla yapmak, ekibini de kendisi getirmek, karşılığı da ya yap işlet devret yöntemi ile ya da yeraltı zenginliklerine musallat olmaktır. Bir Kuşak Bir Yol projesi tamamen bu amaçla ihdas edilmiş, tek taraflı bir projedir demek abartı olmasa gerekir.

Son dönemlerde ise maden cevherlerini zenginleştirme tesislerini Türkiye'de kurup,direk ülkemiz üzerinde Avrupa'ya satma yolları aradıklarını da örenmiş bulunuyoruz. Bu bağlamda "Bir Kuşak Bir Yol" projesinin Çin açısından ne denli karlı bir yatırım olduğu daha anlaşılır bir hale gelmekte. Bir taşla bir kuş sürüsünü telef etmeyi marifet sayan Çin devleti, maden ocakları üzerinden de iş yaptıkları ülkelerde nüfuz kazanma hedefi güttükleri bilinmektedir. Daha da üzücü olanı Çinli maden yatırımcıları Türkiye'nin maden konusunda belli bir devlet politikası veya stratejisinin olmaması dolayısıyla övünerek, biraz da dalga geçer tarzda çevrelerine anlattıkları da birçok kişi tarafından teyit edilmiş durumda.

Birkaç yıldır "işin içinde Çin veya Çinli varsa aman haa dikkat" diyorum. Aynı noktadayım hatta biraz daha tedirginim desem yeridir. Her zaman dilimiz döndüğünce yetkilileri bilgilendirme gayretinde olduk ve onların da gereğini yapmalarını ümit ettik.

Önümüzdeki yıllarda tıpkı Orta Asya'dan taa Afrika'ya kadarki ülkelerin Kuşak ve Yol projesinin kredi tuzağına düşüp borcu ödeyemez hale gelmeleri gibi, maden ocakları üzerinden stratejik alanlarımızı, hatta topraklarımızı Çin'e devretmek mecburiyetinde kalınmasından derin endişe duymaktayım. Ülkemizin uzun vadeli çıkarlarını düşünmek hepimizin en fazla hassasiyet göstermesi gereken konular arasında yer aldığına göre "aman ha dikkat" diyorum.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
  • Nuri Taştan
    Hocam Türkiye den Çin e satılıp da işlenip tekrar Türkiye ye satılmış 1 m2 mermer gösterebilirmisiniz?
  • Abdulgani Yakup
    bende Aman dikkat diyorum. Bu Çinliler çok ama çok sinsiler.