Kovalım/gönderelim demekle sığınmacı sorunu çözülmez!..

Kovalım/gönderelim demekle sığınmacı sorunu çözülmez!..
Entegrasyon diye bir kavram var.
Ve hemen mültecileri akla getirir.
Kavram ve uygulamasına dair akademik boyuta girmeyeceğim.
Herkesçe anlaşılan ve pratik boyutuna parmak basacağım.
Ne demek entegrasyon?
Uyum/birleşme/adaptasyon,
Yani halk deyişiyle ayak uydurma,
Yani, başka bir ülkeden göç edenlerin, geldikleri ülkenin yaşam koşullarına uyum sağlaması ve ev sahibi ülke vatandaşlarının da bu uyuma rıza göstermesi demektir.

Yazıya neden böyle girdim?
Arkadaşlar,
Adına ister mülteci deyin, ister sığınmacı, isterseniz de başka bir şey deyin ama bir sorunla/kallavi ve herkesi ilgilendiren bir sorunla karşı karşıya olduğumuz bir gerçek…
Yaklaşık 10-15 yıldır, azalan ve artan şekillerde, Suriyelilerle başlayıp son yıllarda farklı ülkelerden gelenleri de kapsayarak devam eden bir "sığınmacı sorunu"…

Sorunla ilgili tartışmalar son iki-üç yıldır daha da alevlendi.
Bir kesim hemen gönderelim diyor,
Bir kesim göndermeyiz diyor,
Bazıları, "Suriye devlet başkanıyla konuşmalıyız",
Bazılarımız ise "sorun her geçen gün büyüyor" diyor.
Söyleyeceklerim kimilerinin hoşuna gitmeyebilir,
Kimilerimiz ise, "…ama öyle de olmaz ki, Türk vatandaşlarının hali ortada zaten…" diyerek tepki gösterebilir.
Ama realite ortada,
Kanayan bir sığınmacı yarası var.

Ne olacak/ne yapabiliriz veya ne yapmalıyız?
İlk başta dediğim şeyi,
Yani, "entegrasyonu" bütün boyutlarıyla düşünmeli ve masaya yatırmalıyız.
Konuyla ilgili kişisel fikirlerimiz ne olursa olsun/ne söylenirse söylensin bu sığınmacıların tamamının ve hatta yarısının hatta ve hatta üçte birinin bile ülkelerine geri döneceğini düşünmüyorum.
Sadece benim düşüncem değil; gerçek bu ve maalesef böyle…
İstemesek de/sevmesek de, öncelikle bu gerçeği bir görmeliyiz.

Sürekli "göndereceğiz/gitsinler/gitmeleri lazım" gibi söylemler sorunu çözmediği gibi soruna dair bahsettiğim entegrasyon/uyum/ayak uydurma gibi süreçleri de geciktiriyor.
Bu durum ise başıbozukluğu, sığınmacı kargaşasını ve toplumsal huzursuzluğu artırıyor.

2018 yılında Dünya Ekonomik Formunda mülteci/sığınmacı konusuyla ilgili 2030 projeksiyonu yapılıyor.
Daha bundan dört yıl önce yapılan bu tespitte yaklaşık 8 milyarlık dünyada önümüzdeki 10-12 yıl içinde 1 milyar civarı insanın mülteci/sığınmacı olup, kendi ülkesini terk edeceğine parmak basılıyor.

Söylenen doğru mu?
İşaretlerini fazlasıyla görüyoruz.
Nasıl?
Suriye ile ilgili olanı zaten yaşadık,
Geçen yıl Afganistan, bu sene Ukrayna'dan kaçanları düşünün.
Afrika kıtasından/Ortadoğu'dan/Güney Asya'dan zaten sürekli bir kaçış var.
Hal böyleyken, ortaya çıkan küresel ekonomik krizin en önemli kalemi olan gıda sıkıntısının her geçen gün daha da artacağını düşünürsek; sadece Türkiye için değil, diğer pek çok ülke için de mülteci/sığınmacı sorununun oluşacağı ve artarak devam edeceği aşikar.
Bu nedenle, konuya dair sadece laf üretmeyi bırakmalıyız.
İktidar da muhalefet de devlet sorumluluğu içinde bir hareket stratejisi oluşturmalıdır.
"Gönderirim-göndermem" zıtlaşması ne ülkeye, ne iktidara, ne muhalefete ve ne de Türk halkına bir fayda getirmez.

Acı ama gerçek olan iki noktaya odaklanılması tek çaredir.
Birincisi; var olanların varlığını kabullenmek ve Türkiye'ye uyum sağlamaları noktasında bir entegrasyon politikası oluşturmak veya yetersiz kalan politikaları tahkim etmek,
İkincisi ise; gelmesi çok muhtemel olan yeni sığınmacılarla ilgili gerekli/katı ve daha özenli önlemler almak…

Bu arada, önerdiğim bu çalışmaları ve adaptasyon programını yürürken, tabi ki ülkesine gitmek isteyen olursa gidebilir.
Bu kapı hep açıktır ve hatta gitmeleri için özendirici diplomasi ve devlet refleksi artırılmalıdır.

Bunlar yapılması gerekirken Türkiye'de olan ne?
Resmen bir "siyasi it dalaşı" içinde "sığınmacı siyaseti" yapıyoruz!..
Adeta sığınmacılar bir top olmuş; bir iktidar vuruyor bir muhalefet…
Yıllardır da böyle devam edegeldi.
Elimize ne geçti peki?
Sıfır, elde var sıfır diyeceğim ama sıfır noktasından da aşağılara geriledik.
Nasıl?
Bundan beş-altı yıl önce, ekonomik/sosyal/siyasi/güvenlik ve psikolojik açıdan daha düşük maliyetlerle yapılabilecek entegrasyonu şimdi yapmaya kaktığımızda karşımıza daha yüksek bir maliyet ve düşük bir başarı ihtimali çıkıyor.
Maalesef gecikmenin bedeli bu…
Ama buna rağmen, hemen başlamamız gereken tek alternatif yol, yine budur.
Yani entegrasyon programıdır.

Bunları okurken içinizde, "yok arkadaş yok, ben sığınmacıları istemiyorum, ülkelerine gitsinler" diyenleriniz eminim ki çoktur.
Bence de ideal olan ve olması gereken odur.
Ama olması gereken olmuyorsa ve benim bahsettiğim programdan başka da çare yoksa; sevmeye sevmeye de olsa, ülkesel huzur ve toplumsal/kamusal güvenlik açısından hemen bu süreci başlatmalıyız.

Arkadaşlar,
Bir ülkenin halkı duygusal davranabilir,
Bir olay ve olgu karşısında tepkisel davranabilir,
Fevri de olabilir.
Ama devlet denen mefhum, akılla/akılcılıkla/sağduyu ve soğukkanlılıkla hareket eder.
Hatta bir sorunla ilgili oluşan toplumsal tepkiyi de, çaktırmadan/fark ettirmeden adeta bir sosyal mühendislik yaparcasına elimine etmeli ve sükunete kavuşturmalıdır.
Devlet olmanın gereği budur!..
Bu noktada, en büyük görev yönetim kademesinde/sorumluluk merciindekilere düşmektedir.
Sığınmacı sorununun halli veya minimize olması için yetkili ve sorumlu olanların soruna odun atması değil su götürmesi/ateşi söndürmeye çalışması ve yangının harını hafifletmesi en büyük görevleridir.

Sığınmacı sorunu bir ateştir,
Bu ateş, sadece düştüğü yeri yakmaz,
Cirmi ve cismini de aşan bir yangına dönüşür!..
Sorun zaten ertelenerek bu noktaya geldi.
An, -tabir caizse- bağrımıza taş basmak/yutkunmak/istemesek de kabullenmek ve sığınmacı sorununu minimize ederek gündemden düşürme zamanıdır.
Bunun yolu da "entegrasyondan" geçer.

Son olarak;
Deneyimlerim/tecrübelerim/okumalarım ve değerlendirmelerim çerçevesinde burnuma hiç iyi kokular gelmiyor.
Manipülasyon/provokasyon kokuları her geçen gün artıyor.
Yanılmak isterim ama küresel gelişmeleri ve paranın sahiplerince varılmak istenen hedefleri düşününce kaygılarım daha da artıyor.
Benden söylemesi!..



Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
  • Egemen T.
    "Ama olması gereken olmuyorsa ve benim bahsettiğim programdan başka da çare yoksa" demişsiniz de çare bunu yapamayanları ilk seçimde göndermek olmalı,
  • Osman Tuğlu
    Kaleminize sağlık. Bakış açısı olarak aynı fikirdeyim. Ancak bazen öyle kişiler varki gitsinler artık diyoruz.
  • B. B.
    Ümit Özdağ Osman Kavala'nın görevini üstlenmişe benziyor.. En zalim yerde ülkeyi vuruyor.. 1114000 kişi öldürdü BEŞAR ESED.. Kendiliğinden değildir.. Kılıçdaroğlu, Ümit Özdağ aynı yerlerden beslenerek anlatıyor..Aslında solculuk söylemez..Tedrici ve Türkiye'nin menfaatine uygun ne gerekiyorsa DEVLET en doğrusunu zaten yapıyor..
  • Demir Ercan
    Gerçekler acı başkanım ama bilmek yüzleşmek gerek . Şimdi atölye de çalışanlardan toplanan Suriyeliler olmuş üretimler aksıyormuş ufak atölyeler isyanlarda Temel atma konunuz hayırlı olsun gurur duydum inşallah bir gün yerinde görmek de nasip olur