Arzular doymaz..!

Bir kral sabah gezintisi sırasında bir dilenciye rastlar ve ona şöyle seslenir:
Arzular doymaz..!

"Dile benden ne dilersen…"

Dilenci krala şöyle cevap verir;
"Sanki dileğimi gerçekleştirebilecekmiş gibi soruyorsunuz."

Kral bu söze alınır ve:
"Pek tabi, her dediğini yerine getirebilirim.
Sen söyle hele, ne istiyorsun..?"

Dilenci: "Söz vermeden önce iki kez düşünün Kral'ım" der.

Dilenci sıradan bir dilenci değildir.
Daha önce kralın hocası olmuş ve ona şöyle bir söz vermiştir:
"Bir gün karşına çıkıp seni uyaracağım…"
Ama Kral bu olayı unutmuştur.
Zaten hangimiz geçmişi noktasına virgülüne kadar hatırlayabiliriz ki..?
Birlikte yaşlanan kişilerin bile anıları farklıdır.
Bu nedenle kral ısrar eder.
"Ne istersen verebilirim.
Ben güçlü bir kralım.
Yerine getiremeyeceğim hiçbir dileğin olamaz.."

Bunun üzerine dilenci çanağı uzatıp şöyle der:
"Bu çanağı herhangi bir şeyle doldurabilir misiniz..?"

Kral bir kahkaha atar ve vezirine çanağı altınla doldurmasını emreder.
Çanak dolup taşmakta ama anında boşalmaktadır.
Paralar buhar olup uçmaktadır sanki.
Kralın onuru kırılır. Bir dilenci çanağını dolduramadığı kulaktan kulağa yayılır.
Giderek pırlantalar, elmaslar, yakutlar akıtılır, çanağa.
Ne var ki çanağın dibi yoktur sanki.
Kral yenik düşmüştür.
Dilenciye yakınır.
"Tamam sen kazandın..
Dileğini yerine getiremedim.
Ama bu nasıl bir çanaktır ki;  verdiklerim kaybolur ve doyurmaz bu çanağı,
Bari bu çanağın neden yapılmış olduğunu bana itiraf et…"

Dilenci: "Çok basit…
İnsan damağından yapılmıştır.
Yani insanın arzu ve isteklerinden.
Doymak bilmez oluşu bundandır…" der.

Doyumsuz istekler,
Tatminsizlik,
Ve de sınırsızlık…
Aynen, bilge dilencinin çanağı gibidir.
Ne verirsen ver dolmaz, doymaz, kanmaz, yetinmez.
Hele de ana amacı maddeyse,
Maddeye odaklıysa,
Ve madde; hedefse….
Doymaz doymaz,
Versen doymaz,
Akıtsan dolmaz,
İçirsen kanmaz,
Yedirsen kesmez…
Çünkü, "tatmin eşiği"  yok olmuştur.
Makam-mevki için basar sırtına,
Para için unutur; helal haramı…
Hep bana der,
Sadece bana,
Yine bana, yeniden bana…
Altta kalanın canı çıksın, der.
Umursamaz yetimi, fakiri, garibi…
Ah insanoğlu ah…
İşte bu an; o dilenci çanağından beter olduğun andır.
İnsanlığı kaybettiğin,
Vicdanı kararttığın,
Kalbi unuttuğun,
Ruhsuzlaştığın andır…
İşte bu an; senin sen olmaktan çıktığın,
Merhamet duygusunu sildiğin, varlık sahasını tarumar ettiğin ve sadece "sureten insan" kaldığın andır.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
  • Emrah Celik
    Çok güzel ve öğüt verici Tebrikler
  • MURAT ATİK
    HAYIRLI BAYRAMLAR DİLERİM ÇOK DOĞRU BİR SÖZ GÜN MEDYA İLE GURUR DUYUYORUZ