Amerika-İran arasında barış mı yoksa kontrollü krizin barış görüntülü şekilde zamana yayılması mı?
İran heyeti nihayet İsviçre’ye gelmiş.
Ne için?
Barış Anlaşmanın detaylarını görüşmek ve imzalamak için.
İmzalanır mı?
Sanmıyorum.
Yaptığım okumalar ve aldığım duyumlara göre “şunda anlaştık, bunda ihtilaflaştık, şunu kabul ettirdik, bunu kabul etmedik falan filan” lafazanlıkları sonrası kuvvetle muhtemel ki haftaya veya sonraki haftaya yeniden bir araya gelmek üzere anlaşacaklar.
O halde ne oluyor veya ne olmuyor?
Arkadaşlar!
Olan şu:
Bir krizin veya anlaşmazlığın veya anlaşmama iradesinin, zamana yayılması ve kontrollü anlaşmazlığın en güzel örneği…
Nasıl?
Bir-iki hafta sonra, Amerika bu anlaşmayı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine getirdiğinde; İran’ın istemediği bir metni Rusya ve Çin kabul der mi?
Tabi ki hayır…
Bu durum sürpriz olur mu?
Yine tabi ki hayır.
Çünkü üzerinde anlaşılan ve geniş kapsamlı mutabakat sağlanan konu barış değil; Kontrollü Körfez Krizi’nin devamı…
Neden?
Amerika’da Kasım’da seçim olduğu için Trump’ın hem zamana ve hem de Amerikan kamuoyuna sahte bile olsa zafer diye pazarlayacağı bir hikayeye ihtiyacı var.
Nasıl?
Amerikan seçmeni için Trump’ın üfürükçülüğü veya sabah ayrı akşam ayrı konuşması veya siyasal Trump Show sergilemesi önemli değil.
Önemli olan bir galon benzinin fiyatıdır.
Peki, şu anda anlaşma olarak lanse edilen ama aslında anlaşmama konusunda anlaşıldığı anlaşılan ve krizi sadece erteleyen sürecin buna ne katkısı olacak?
Amerika’da akaryakıt eski fiyat seviyesine çekilecek.
Ya Trump yönetimi ve İsrail arasında yaşanan derin görüş ayrılığı ve Trump’ın Netenyahu’ya salvoları?
Arkadaşlar!
Trump ile karısı Melani arasında da sürekli kavga söylentisi ve Trump’ın Melani’ye, Melani’nin Trump’a diklenmesini işitiyoruz değil mi…
Ama hala beraberler ve son tahlilde hep Melani’nin dediği oluyor.
Aynen bu misal; Trump-Netenyahu, Amerika-İsrail arasındaki durum da, bir danışıklı dövüş veya iyi polis-kötü polis senaryosundan başka bir şey değil.
Trump, kamuoyu yoklamalarında hem oylarının düştüğünü görecek; hem de seçime beş kala Amerika’nın en etkin lobisi olan Yahudi diasporasını karşısına alacak; Allah aşkına bu mümkün mü?
Kimilerinin dediği gibi bu savaşın kaybedeni İsrail yaklaşımına ben katılmıyorum.
Bu savaşın kaybedeni ne İsrail ne İran ve ne de Amerika’dır.
Bu savaşın kaybedeni bu üçlü haricinde geri kalan dünyadır.
Çünkü bu kriz Amerika’nın, İsrail’in, İran’ın işine yarıyor.
Hatta söylenenin aksine uzun vadede Avrupa ülkelerinin bile…
Neden?
Basra Körfezinde bazen harlanan bazense küllenerek yanmaya devam eden bu kriz, sadece petrol üzerinden yapılan ve trilyon dolarların el değişmesini getiren bir sonuç üretmedi.
Bu kriz, aynı zamanda Savunma Sanayi sektörünün de başat aktör haline gelmesini sağladı.
Bundan kim nemalandı?
Savunma sanayi konusunda hazırlıklı olan Amerika, İran, İsrail, Çin ve Rusya…
Avrupa ülkeleri ise sadece ders çıkardı ama bu sayede veya bu zorundalık nedeniyle ikinci dünya savaşıyla tecrübe ettikleri acı gerçeği de hatırlayarak self savunma sanayi imkanlarını kendi kendine yeterlik seviyesine çıkartmaya odaklandı.
Öyle görünüyor ki, 3-4 sene sonra Avrupa ülkeleri savunma işbirliği bağlamında ne eskisi gibi Amerika’ya güvenecek ve ne de savunma sanayi konusunda Amerika’dan silah ve mühimmat talep edecek; kendi göbeğini kendisi kesebilecek savaş ve savunma enstrümanlarını üretmeye başlamış olacak.
Avrupa ülkeleri bunu başarabilir mi?
Söylenenlerin aksine, Avrupa’nın bunu başarabilecek sanayi kapasitesi ve travmatik hafızaya sahipliği aşikar.
Sonuç:
O halde aslında ne oldu veya ne olmadı?
Oldu denilen de bir oyundu olmayan da bir oyun. Oluyor denilen ama olmayacak olan barış anlaşması da bir oyundan başka bir şey değil.
Aslında olan, “Yeni Dünya Düzeni” adındaki kentsel dönüşümün en düzenli şekilde devamı; yerdelen ve gökdelen katlarının artmasından planlandığı şekilde icrasından başka bir şey değil.
Yoksa Trump’ın Netenyahu’ya kızması veya “Senden bıktım! Yeter artık!” demesinin, karısı Melani’ye göstermelik kızması ve akşam olunca “Bozulma/küsme; o tavır ve kızmalarım rol gereğiydi! Sen ne dersen odur” diye teslim olmasından bir farkı yok…
Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.
Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.