Taha Nusret Bozkurt

Taha Nusret Bozkurt

Unutulan Miras: Köylerimiz

Türkiye’de 1950’li yıllarda başlayan köyden kente göç, bir dizi sorunu da beraberinde getirdi. Çarpık kentleşme, tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin azalması gibi sorunlar bunların bazıları. Peki bu iç göç neleri doğurdu?
Unutulan Miras: Köylerimiz

Türkiye’de köy yerleri ve küçük kasabalarda eğitim ve iş imkanlarının şehirlere oranla az olması, şehirlerde modern yaşamların daha cazip gelmesi nedeniyle 1950’li yıllarda başlayan şehirleşme gün geçtikçe artmakta. 1950 yılında şehirlerde yaşayan nüfus %25,04, köylerde yaşayan nüfus %74,96 iken; 2000 yılında şehirlerde yaşayan nüfus %64,90’a yükselmiş, köylerde yaşayan nüfus ise %35,10’a düşmüştür. Bu iç göç sonucunda birçok kesim eğitim ve iş olanaklarına ulaşsa da ülkemiz için çeşitli problemlerin kapısını araladı.

Bu göçte benim gözlemim; genç nüfusun şehre göç ettiği ve yaşlı nüfusun köylerde kaldığı yönünde. Genç nüfus şehirlerde kısmen de olsa modern bir yaşama kavuşurken, diğer yandan köyler öksüz ve yetim kaldı. Köyde kalan ileri yaş grubunun zaman ilerledikçe ortaya çıkan rahatsızlıkları, onları tarım ve hayvancılık faaliyetlerinde azalmaya gitmeye zorladı. Bazı aileler ise tarım ve hayvancılığı tamamen bırakıp, köy evini yazlık bir ev gibi dinlenme amaçlı kullanmaya itti. Tarım ve hayvancılığın bitmesi bizi üreten toplum olmaktan çıkarıp, tüketen toplum haline getirdi. Köylerde üretilen mahsul oranında azalma olurken, şehirlerde tüketilen ürün oranı arttı. Bu artışın bizi daha fazla dışa bağımlı bir ülke yaptığına inanıyorum.

Şehirlerde artan nüfus; çarpık ve plansız kentleşmeye, insanlar arası fikir ve yaşam tarzı çatışmalarının artmasına neden oldu. Evler, imarlı araziler yetmedi, neresi bulunursa oraya apartman dikildi. Şehirde modernleşmeyi köklerimizden kopmak olarak algıladık. Ana-baba ocağımız köylerimize gitmez olduk. Geleneklerimiz, temiz duygularımız unuttuk. Zaman geçtikçe bu kopuş daha da arttı. Herkesi tanıdığımız köylerimizi, kimseyi tanımadığımız, hırlı mı hırsız mı olduğunu bilmediğimiz şehirlere değiştik. Oysa köyde bu kadar dost mu düşman mı olduğunu bilmediğimiz, yanından geçerken korkarak geçtiğimiz insanlar var mıydı? Evlerimize hırsız girer korkusu yaşıyor muyduk?

Bazen çocukluğumu düşünüyorum. Yaşım genç ama ben köylerin çok fazla unutulmadığı zamanlara denk geldim. İlkokul – ortaokul yıllarımda okullar kapanır kapanmaz köylere giderdik. Köyde yaşayan çocuk olmasa da benim gibi şehirde yaşayan çocuklar gelirdi. Köy cıvıl cıvıl olurdu. Sabah kahvaltıdan sonra sokağa oyun oynamaya bir çıkardık, yatsı ezanı okunup uykumuz gelene kadar kimse eve sokamazdı bizi. Zaman geçti büyüdük, gözümüz açıldı. Biz de heveslere kapıldık. Köyden ziyade plajlarda, denizi olan yerlerde tatile gitmeyi, lüks otellerde kalmaya özenir olduk. Yaşı gelen evlendi veyahut işe girdi. Şimdi ise bayramlarda bile en fazla 3-5 arkadaşımızı göre biliyoruz. Bazen düşünüyorum; tarım desteklense, köyde iş ve eğitim olanakları şehir ile eşdeğer seviyeye taşınsa köylere bir geri dönüş olur mu diye? Ama yok. Alıştık biz rahata. Şimdi kim tarlada, bağda, bahçede canı çıkıncaya kadar uğraşıp, hayvanların altından pislik küremek ister ki?

Bana öyle geliyor ki; köyler unutulan bir miras, terkedilmiş yerleşim yerleri olarak kalacak. Bu anlattıklarıma olan özlem de benim gibi 3-5 kişinin içinde hep bir sızı olacak…

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın