Taha Nusret Bozkurt

Taha Nusret Bozkurt

Hep daha çok!

İnsan fıtratı gereği midir bilmem; her şeyin fazlasını ister. 'Her şeyin fazlası zarar' sözünden yola çıkarsak, bu 'hep daha çok' aşkı bize zarar verebilir mi? Bizi mutsuz eder mi mesela?
Hep daha çok!

Son dönemlerde insanlar olarak doyumsuz olduğumuzu gözlemiyorum. Hep daha fazlasına odaklanma, bazı şeylerde azla yetinmeme duygusu işlemiş içimize. Daha fazla para, daha fazla mal, daha fazla makam, daha fazla takipçi, daha fazla beğeni gibi birçok takıntımız oluşmuş. Mevcut sistemin "Para mutluluktur" dayatması gibi bir hastalık sirayet etmiş üzerimize. Peki her şeyin fazlası mutluluk mu?

Günlük yaşantımızda birçok zenginin şaşaalı yaşam sürse de mutsuz olduğunu; buna karşın asgari ücretle geçinen, hayatını yarı aç yarı tok geçiren kişilerin mutlu ve huzurlu olduğunu görebiliyoruz. Elbette ki mantığım çokları atalım, azlarla yaşayalım değil. Ama çoğu yakalayacağız diye kendimizi yıpratmamalıyız. Daha çok para kazanmak, daha üst makamlara gelmek için ihmal ettiğimiz sağlığımız, ailemiz, ne olduğunu anlamadan geçen gençlik yıllarımız para ile satın alınacak mı?

Sağlığın satın alınamadığını Sakıp Sabancı’dan öğrenmiştik. Sakıp Sabancı bir konuşmasında; yüzbinlerce araba ürettiğini ama engelli oğlu Metin Sabancı’nın araba kullanamadığını üzüntü ile belirtmişti. Türkiye’nin “Sakıp Ağası” parasının oğluna fayda sağlamadığını böyle anlatmaktaydı. Para uğruna, aileden uzak kalmak bana göre şu kısacık dünyada yapılacak bir şey değildir. Para bir gün biter, makam bir gün gider ama elde kalan hep sevdiğimiz insanlar olur. Sizi gerçekten seven insanlar (aileniz ve akrabalarınız da dahil), başarınızla mutlu olur ama başarısız oldunuz diye size de sırt çevirmez. Birilerine hoş görünmek için çok paraya, çok büyük makamlara değil; merhametli ve sevgi dolu bir kalbe ihtiyacımız olmalı. Bir sohbette bir Nasrettin Hoca fıkrası dinlemiştim. Makamları çok iyi özetlediğinden dolayı yazıyı da pekiştirmesi açısından sizlerle paylaşmak istiyorum:

Nasreddin Hoca'ya sormuşlar: "Kimsin?"
"Hiç" demiş Hoca, "Hiç kimseyim."

Dudak bükülüp önemsenmediğini görünce, sormuş Hoca: "Sen kimsin?"
"Mutasarrıf"ım demiş adam kabara kabara.
"Sonra ne olacaksın?" diye sormuş Nasreddin Hoca.
"Herhalde vali olurum" diye cevaplamış adam…
"Daha sonra?.." diye üstelemiş Hoca.
"Vezir" demiş adam.
"Daha daha sonra ne olacaksın?"
"Bir ihtimal sadrazam olabilirim."
"Peki ondan sonra?"
Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp "Hiiiç" demiş.

"Daha niye kabarıyorsun be adam," demiş Hoca. "Ben şimdiden, senin yıllar sonra gelebileceğin makamdayım…"

Ne olursak olalım, hangi makamda olursak olalım; bir gün "Hiç" olacağız. Kaç cumhurbaşkanı, başbakan, bakan, iş adamı öldükten sonra hatırlanıyor? Cevap; çok azı. Öyleyse neden bu kendimizle kavgamız? İşimizi layıkıyla yapalım, o paralar ve makamlar elbette gelsin. Ama bunları kazanmak uğruna telafi edemeyeceğimiz zamanı, ailemizi, sağlığımızı yabana atmayalım. İlla bir şeyi daha çok yapacaksak; daha çok okuyalım, daha çok yazalım, daha çok sevelim-sevilelim, daha çok öğrenelim. Gerçek sevgiyi daha çok arayalım mesela. Amacım, kimseyi suçlamak değildir. Herkes kendi öncelikleri doğrultusunda yaşar bu hayatı. Pişman olmayacağımız bir yaşam içindeysek ne mutlu…

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere. Esen kalın…

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın