Pınar Dura Özer

Pınar Dura Özer

Uyarlama diziler ve 'Mucize Doktor'..

The Good Doctor (Mucize Doktor), Big Little Lies (Ufak Tefek Cinayetler),
Uyarlama diziler ve 'Mucize Doktor'..
Grey’s Anatomy (Doktorlar),
This is Us (Bir Aile Hikayesi), Shamless (Bizim Hikaye),
Gossip Girl (Küçük Sırlar)... biliyorsunuz bunlar uyarlama diziler.
 
Aslında daha çok var da aklıma ilk bunlar geldi.
 
Bu diziler, ilk sezonlarında büyük ilgiyle izlenen, reytingleri altüst eden uyarlamalar.
 
Gel gör ki, maalesef uzun ömürlü olamıyorlar.
 
Maksimum 2 sene gidiyor ve izleyici ilgisini kaybediyor.
 
Oysa bu dizilerin orijinallleri yıllarca devam ederken, bizde yayından kalkıyor.
 
Mucize Doktor, şu an ilk sezonunda. Onun da ömrü diğer yayından kalkan diziler gibi mi olacak,
yoksa orijinali gibi devam mı edecek ?
Bekleyip göreceğiz.
 
Açıkçası Mucize Doktor’un (The Good Doctor) Kore yapımı aslını değil Amerikan versiyonunu izliyorum. (3.sezonu başladı)
 
Kaliteli bir yapımla uyarlanmış olmasına rağmen yerli versiyonu bana yapay geldi.
 
The Good Doctor’da otistik Dr. Shaun’u, Freddie Highmore, müthiş canlandırmış.
Bakışı, duruşu, mimikleri oldukça etkileyici.
Otistik Dr. Ali’yi canlandıran Taner Ölmez’i ise dersine çok iyi çalışmış bir oyuncu olarak izledim.
 
Birebir Freddie Highmore sanki. Duruş, mimik, bakış, konuşma..vb.
Biraz olsun kendine ait, özgün bir şey katmasını beklerdim.
 
Ha Freddie Highmore’u izlemeseydim, Taner Ölmez’i elbette çok beğenirdim.
 
Birebir kopyalamak da ayrı bir başarı.
 
Önümüzdeki süreçte Dr. House’ un da bir uyarlamasını izleyeceğiz.
 
Bu uyarlama işleri bana çok uzak geliyor.
İster istemez izlerken orijinaliyle kıyaslıyorum.
 
Bizim sosyokültürel yapımız özellikle Amerika’ya göre çok farklı.
 
Aile değerleri, mesleki farklar, yaşam tarzları, örf ve adetler...
 
Dolayısıyla uyarlama diziler bir kaç sezonda bitmeye mahkum oluyor.
 
Aşağıda haftanın filmini okurken, bu konuya dair "özgün oyunculuk" tan neyi kastettiğimi anlayacaksınız.
 
 
 
  • Haftanın Filmi: Joker

Joker, DC Comics karakterine dayanan, Todd Phillips'in yönettiği, başrollerini Joaquin Phoenix, Robert De Niro, Frances Conroy, Brett Cullen ve Zazie Beetz'ın paylaştığı,Amerikan yapımı bir psikolojik gerilim filmi.
 
Bana, Joker’i Batman’den bağımsız bir film olarak çekmek istemelerinin sebebi; Heath Ledger’ın efsane performansıyla belleklerimizde yer etmiş olması gibi geliyor.
 
Batman’de Joaquin Phoenix, Joker karakterini, Heath Ledger’dan sonra sevdirebilir miydi?
 
Bence bu yüzden Joker karakterini, Batman’in olmadığı, sadece Joker’e odaklanmış bir “Joker” filminde böylesi anlatabilir ve bize kabul ettirebilirdi.
 
Açıkçası güzel düşünülmüş bir yapım olmuş.
 
Joker’in varolmasına dayanan bir hikaye anlatılıyor.
 
Yıllardır yalnız, hasta annesine bakan, onu ezen bir iş çevresi olan, hor görülen, herkesten saygı görmek isteyen, insanlara "işte bakın, ben başardım, akılsız bir insan değilim, işe yaramaz değilim" dercesine, bir sürü şeyi kafasına takan, akıl sağlığı yerinde olmayan, şizofrenik adamın zavallı hayatı.
 
Heath Ledger’ dan sonra Joker rolünü yakıştırdığım yegane kişi oldu.
 
Yüzü ve vücut yapısı Joker karakterine çok yakışmış.
 
Ama Heath Ledger’ın da yüreğimde ayrı bir yeri var.
 
İyi ki Joaquin Phoenix’in Joker’ini tek başına anlatmasına izin verilmiş.
 
Tam manasıyla Joaquin Phoenix’in oyunculuk resitali verdiği film olmuş.
 
Son derece karanlık, her hareketi estetik ve soğuk, kısacası insanın sinirini bozacak kadar oyunculuk performansıyla harikalar yaratmış.
 
Film, sinematografisiyle, kurgusuyla, müziğiyle, renkleriyle olağanüstü bir yapım olmuş.
 
Mutlaka izlenmesi gereken eserler arasında yerini almış.
 
Yukarıda size Freddie Highmore’la, Taner Ölmez’i kıyasladım.
İkisi de aynı karakteri canlandırıyor.
 
Joker karakterini Joaquin Phoenix de, Heath Ledger da canlandırdı.
 
İkisi de birbirinden o kadar farklı oynamış ki... Hatta Jack Nicholson bambaşkaydı.
 
Bu filmde Joaquin Phoenix, Joker karakterini her oynayandan daha da farklı, kendine özgü tutum ve davranışı olan kısacası nevi şahsına münhasır bir oyunculuk performansı sergilemiş.
 
Bu da Taner Ölmez’e benden bir tavsiye olsun.
 
 
 
  • Haftanın Dizisi: On Becoming a God in Central Florida

 
Robert Funke ve Matt Lutsky ikilisinin yarattığı dizinin başlıca rollerinde Kirsten Dunst’a Théodore Pellerin, Beth Ditto, Mel Rodriguez ve Ted Levine gibi isimler eşlik ediyor.
 
Yatırımcı yapımcı kadrosunda ise George Clooney, Grant Heslov, Dunst, Charlie McDowell ve Esta Spalding görev yapıyor.
 
Dizinin kısaca konusu şöyle:
 
Krystal Stubbs, 1992’de Orlando’da, yeni doğmuş bebeği ve kocasıyla yaşamaktadır.
 
Trajik bir kaza sonucu kocası ölünce ekonomik durumu altüst olur.
 
Hem bebeğine bakıp hem de bir su parkında işçi olarak çalışan Krystal’a, yaşamak için aldığı maaş yetmemektedir.
 
Son derece hırslı, zeki, girişimci ruhu olan Krystal Stubbs, kendisini bir anda Founders American Merchandise (FAM) adlı milyarder oluşumun içinde bulur.
 
Dizi, daha iyi bir hayat ve bu uğurda zirveye tırmanmak için Krystal’ın verdiği mücadeleyi anlatıyor.
 
Kirsten Dunst müthiş bir karakter oyuncusu.
 
Dizi "Kara Komedi" türünde, dramı kuvvetli, 90’ları yaşatan bir dizi olmuş.
 
Herkese iyi seyirler, iyi haftalar..

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın