Pınar Dura Özer

Pınar Dura Özer

Lezzet Akademisi’nin lezzeti eksik

Geçtiğimiz sezon 'Masterchef' yarışma programı çok tuttu.
Lezzet Akademisi’nin lezzeti eksik
Ben de izleyenler arasındaydım. Yarışmacıların ve jürinin samimiyeti ekranı aşıp bize ulaşıyordu. 

Programın içeriği, görselliği, öğretileri, yapımdaki zenginliği ve kurgusu gayet başarılıydı. 

Yeni sezonunu şimdiden heyecanla bekliyorum. 

Geçtiğimiz günlerde “Lezzet Akademisi” programına denk geldim. Yemek programları ilgimi çektiği için izlemek istedim. 

Aşçılık, gastronomi eğitimi almış 6 yarışmacı, Şef Aylin Yazıcıoğlu, Şef İsmet Saz, Şef Danilo Zanna’nın jüri üyeleri olduğu, Berfin Erdoğan’ın yarışmacı koçu ve Sedef İybar’ın da sunucu olarak kadrosunda yer aldığı bir yapım. 

Her hafta tadım için bir ünlünün konuk olacağı bu program iki etaptan oluşuyor. 

İlk etapta, yarışmacılara Türk mutfağından bir yemeği özgün, geleneksel haliyle yaptırıyorlar. 

İkinci etapta ise; aynı yemeği yarışmacıların kendi tarzlarına bırakıyorlar. 

Masterchef’in yokluğunda ve diğer yemek programlarından ise hafif sıkılmışken, Lezzet Akademisi güzel denk geldi desem bile yine de bir şeyler eksik. 

Gözüme batanlar şunlar:

Yarışmacıların, Masterchef’dekilerden
 öğrendikleri kalıplaşmış sözleri söylemesi; 
İşimiz bitti bir kahve yap da içelim.” gibi.

Sedef İybar’ın TRT haber spikeri havasında düzgün, ağdalı konuşması serin ve mesafeli duruşu. 

Aynı şekilde jürinin fazla ciddi, soğuk,  yarışmacılara karşı aşırı uzak olmaları ve bağ kurmamaları yarışmanın sevimsizliğine neden olmuş.  

Belki formatları böyledir ya da bu tarzı denemek istediler. 
Fakat öğretici programlarda böylesi aşırı ciddiyet, sanki biraz samimiyetsizlik hissi veriyor. 

Masterchef Türkiye jürisi de gayet ciddi duruşu olan kişilerdi ama yeri geldiğinde babacan bir öğretmen sıcaklığında ve samimiyetinde olabiliyorlardı. (Hababam Sınıfı’ndaki “Kel Mahmut” karakteri gibi.) 

Berfin Erdoğan’ı biraz daha programın içinde görmek isterdim. 
Daha etkin, daha ilgili ve daha güler yüzlü olabilir. 

Programın tanıtımı için Berfin Erdoğan şunu demiş: “Hedefimiz Türk mutfağını genç şeflere aşılamak, aynı zamanda geleneksel Türk tariflerinin günümüze uyarlanabileceğini göstermek ve dünya standartlarına çıkartmak.

Ben de açıkçası bu tarz yemek programlarını bu yüzden izliyorum. 

Yemek yapmaya dair bir şeyler öğrenmek için. 
Fakat bu programda öğretici bir taraf göremedim. 

Yarışmacıların yemeği nasıl yaptıklarını izleyiciye aktarma kısmı çabuk geçiliyor. 

Kısacası programın ismi Lezzet Akademisi ama lezzet desen lezzetli değil, akademi desen akademik değil. 
Soğuk tarhana çorbası gibi diyeyim siz anlayın. 

Sıkıldım, programı zor izledim. 
Keyiflenmedim, öğrenmedim, gülmedim ve heyecanlanmadım.

Maalesef reytingleri de kötü gelmiş. 
Umarım içeriğini biraz daha değiştirip, 
izlenir hale getirirler. 
Yoksa kalıcı gibi gözükmüyor. 





Haftanın Filmi: Serenity

Serenity, gizem ve gerilimi yüksek bir film.
Başrollerini Oscar ödüllü iki oyuncu, Matthew McConaughey ve Anne Hathaway’nin paylaştığı filmin yönetmen koltuğunda Steven Knight oturuyor.

Kısaca konusuna gelirsek; Tropikal Plymouth Adası'nda yaşayan Baker Dill, (Matthew McConaughey) bir balıkçı teknesinin kaptanıdır. 

Rutin hayatının içinde Dill’in en büyük amacı büyük ton balığını yakalamaktır. 

Her gün teknesiyle turistleri balık avlamaya çıkaran Dill’i, eski eşi Karen (Anne Hathaway) ziyaret eder. 

Ancak Karen'ın çaresizce istediği bir iyilik 
Dill’i çıkmaza sokar. 

Eski karısı, kendisini ve küçük oğullarını, şiddet yanlısı yeni kocasından kurtarması için Dill'den, onu, balık avı bahanesiyle denize çıkarmasını ve orada köpekbalıklarına atıp, ölüme terk etmesini ister.

Film konusuna bakıldığında, bir cinayet filmi gibi görünüyor olsa da öyle değil. 

Psikolojik, her sahnesinde bir gizemi olan, ne olduğunu ancak sonunda öğrenebileceğiniz, çarpıcı, değişik bir hikayeye sahip ve tanımlaması güç bir film.

Filmi seyrederken 3-4 farklı son düşünüyorsunuz. 
Ama hiç biri çıkmıyor. 

Hikayesi ve kurgusu sağlam, kaliteli bir film izlemek istiyorsanız kesinlikle tavsiye ediyorum. 

Soğuk kış günlerinde, sıcak okyanus atmosferi de iyi gelebilir. 





Haftanın Dizisi:  Dirty John 

Los Angeles Times muhabiri Christopher Goffard’ın, gerçek suç olaylarını kaleme aldığı makalelerinden uyarlanan Dirty John’da; tıpkı American Crime Story ve American Horror Story’ de olduğu gibi, her sezon farklı bir konu işlenecekmiş. 

Entrikası sağlam ve gizemi kuvvetli bir dizi. 
Birinci sezon oyuncu kadrosunda; Connie Britton, Eric Bana ve Jean Smart yer alıyor. 

İlk sezonun konusu şöyle:
Debra, İki kızı olan, boşanmış, zengin ve başarılı bir iç mimardır. 
Yalnızlıktan sıkılan Debra, bir erkek arkadaş edinmek ister. 

Bunun için çeşitli kişilerle randevulaşır. 
Fakat hiçbirinden haz etmez. 
Nihayet, John adında bir anestezistle tanışır. 

John, Debra’yı adeta ayaklarını yerden kesecek kadar mutlu eder.

Kusursuz, mükemmel davranan ve her kadının hayal ettiği gibi bir erkek olan John’un yavaş yavaş geçmişine dair sırlar ortaya çıkar. 

Debra’nın sakin ve düzgün yaşamı bir kabus haline gelir. 

Artık gördüğümüz John, gerçekten o mudur? Yoksa geçmişteki John’un devamı mıdır? 

Biliyorsunuz ben suç belgeselleri fazlasıyla seven biriyim. Suç dramalarını da severim. 

Bu dizi, ikisinin mükemmel karışımı olmuş. 

Bu tarzları benim kadar sevenlere tavsiye ederim. Pişman olmazsınız. 

Herkese iyi seyirler ve iyi haftalar.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın