Kelebekler Özgürdür

Tiyatromuzun önemli ve başarılı topluluklarından olan Tiyatro Şenay, kendi yerleşik mekânları olan KATS Sahne’de oyunlarını seyirciyle buluşturmaya devam ediyor.
Kelebekler Özgürdür

Ekip,  bu sezona Amerikalı oyun ve şarkı sözü yazarı, senarist Leonard Gershe’nin 1969 yılında yazdığı “Kelebekler Özgürdür” ile hızlı bir giriş yaptı.

Gerçek bir yaşam öyküsüne dayanan ve Türkiye’de daha önce Yeditepe Oyuncuları tarafından sahnelenen ve Hadi Çaman ile Füsun Önal’ın iki ana karakteri canlandırdığı, ardından yine Yeditepe Oyuncuları ekibinden Sevinç Erbulak ve Tolga Çevik’in, onlardan sonra da Ak’la Kara Tiyatro’da Kerem Kobanbay ve Buket Dereoğlu’nun oynadığı oyun, bu defa Tiyatro Şenay oyuncularıyla ve bambaşka bir yapıyla sahnelerde yerini alıyor.  

Oyun, 1969 yılında Broadway’de müzikal olarak sahnelendikten sonra gördüğü büyük ilgi üzerine 1972 yılında sinemaya da aktarılmıştı. Oynandığı her yerde ve seferde beğeni toplayan oyunu, Tiyatro Şenay ekibi tamamen Amerikan gestusundan koparıp yerelleştirmiş. Sadece yerel bir moda sokmakla kalmayıp döneme ve şimdiki jenerasyona göre ve bu kuşağın genel hâlleri göz önünde bulundurarak revize etmiş. Ekibin kurucularından Onur Şenay ve oyunun yönetmeni Özdemir Çiftçioğlu tarafından adapte edilen oyun, bu formuyla da çok başarılı. Zaten, oyun tüm dönemlere tesir edebilecek bir hikâyeye ve duyguya sahip. Herhangi bir dönemde geçen olaylara istinaden yazılmış bir eser olmadığından her daim canlılığını ve geçerliğini koruyacak olan oyunun, oynandığı ülkenin Türkiye olduğu gerçeğiyle beraber yeniden adapte edilmesiyle kitlesini yakalamak, hatta genişletmek bağlamında adaptasyonu doğru olmuş. Oyunda mekân adları, karakter isimleri, gençlerin tavırları, annenin müdahale nedenleri vs. değiştirilmiş ve Türkleştirilmiş. (Oyunu kritik ederken orijinal metindeki isimlerinin yanında, Tiyatro Şenay’ın revizesindeki karakter isimlerini de parantez içinde vereceğim.)

Hayatı Keşfetmek…

Oyunda doğuştan görme engelli olan ve müzikle ilgilenen Don Baker’ın (Caner) oyuncu olmak isteyen ve bu anlamda epey bir heyecanlı ve gayretkeş olan oyuncu, hafif uçuk kaçık genç kadın Jill Tanner (Defne) ile beraber hayata tutunma çabaları, birlikte hayatı yeniden kendilerince keşfedip yorumlamaları, daha geniş başlıkta da kendileri olmaya çalışmaları ve kimliklerini bulmaları anlatılıyor. Ayrıca ebeveynliğin sınırları, gençlerin dünyasını anlama, onlara fırsat ve özgürlük tanıma konuları ve aşka, ilişkilere, evliliğe ve aile düzenlerine dair farklı ama her biri birbirinden haklı bakış açıları da işleniyor.


Duygular Engel Tanımaz…

Don Baker (Caner), her şeyi derli toplu ve yerli yerinde olan apart dairesine yeni taşınmıştır. Annesinin hegemonyasından kurtulmuş, sadece annesinin istediği gibi biri olmayı reddetmiştir. Evet, hayat görme engelli hâliyle tek başına tutunmaya çalışmak bağlamında ve maddi imkânsızlardan dolayı zor olacaktır ama kendisine ait bir hayat kuracağından dolayı da mutlu ve heyecanlıdır. Don Baker (Caner), bu taze heyecanını yaşarken, birden kapısı çalınır. Yan daireye yeni taşınan Jill (Defne), tüm enerjisiyle içeri girer ve birdenbire aralarında sıcacık bir muhabbet başlar. Sadece havadan sudan diye nitelendireceğimiz bir muhabbet değildir aralarındaki diyalog. İkisi de bu sohbetten keyif almaktadır. Konuşmaların başında Don’un (Caner) görme engelli olduğunu anlamayan Jill (Defne), bunu anladıktan sonra Don’a (Caner) karşı daha bir ilgi duymaya ve onu merak etmeye, bir yandan da saygı duymaya başlar. Derken aralarında bir müddet sonra aşk başlar. Don bilinçli bir yalnızlığı tercih etmiştir; Jill (Defne) ise gerçekten yalnız biridir. Bu yalnızlık duygusu, ikisinin ortak bir alan oluşturmasında etkili bir faktördür. Jill (Defne) adeta kendisi istemiyormuş da ondan dolayı ilişkilerini çabucak noktalıyormuş gibi bir imaj çizmesine rağmen, esasında kendisini anlayabilecek nitelikte biriyle karşılaşamadığından dolayı ilişkileri uzun soluklu olmamıştır. Don Baker (Caner) ise uzun soluklu ilişkilerden yana olmuş ve fakat değer verdiği bir kadın tarafından terk edildikten sonra duygusal bir açlıkla beraber güven bunalımına da girmiştir. Öte yandan annesinin sürekli manipüle edici tavırları, kendi kararlarına saygı duymayan baskıcı tutumu onu çileden çıkarıp daha çok kendi kabuğuna çekilmesine neden olmuştur. İşte ikili tam da bu dönemde birbilerini bulmuşlardır. İlişkileri tam gaz ilerlerken, Don’un (Caner) annesi Florence Baker (Buket) çıkagelir. Genç kadını evde gören anne, kendi belirlediği çocuğuna eş olabilecek kadın kriterlerine uymadığı gerekçesiyle önce genç kadına ardından da oğluna çıkışır. Daha sonra oğlunun olmadığı bir an, genç kadına neden bu ilişkiyi istemediğini anlatır ve genç kadını ikna etmeyi başarır. Anne de kendince haklıdır ve tek derdi evlâdının geleceğidir; onun daha fazla üzülmesine mâni olmaktır. Anne ve genç kadının konuşması esnasında genç kadın ikna olmuş gibi görünür ve o daireden yönetmen arkadaşı Ralph Austin (Rafet Durmaz) ile beraber çıkıp gitmeye karar verecektir ancak kimin daha çok ikna edildiği, asıl kimin neye ikna olduğu oyunun ilerleyen sahnelerinde kendisini gösterecektir.

Oyun Ekibi…                                                                                                                     

Yukarıda bahsini ettiğim Türkiye uyarlamasının başarısının üstüne, oyun metni süpervizör Onur Şenay ve yönetmen Özdemir Çiftçioğlu tarafından çok iyi çözümlenmiş. Oyunda görme engellilerin hayata nasıl tutunduğunun, onlara acımayıp normal bir birey gibi davranıldığında çok daha mutlu olduklarının, sevginin ve aşkın engel tanımadığının yanı sıra aslında her gencin istedikleri ve büyükleri tarafından müsaade edildiği zaman içindeki kelebekleri özgür bırakabilecek kadar yaşama sevinci ile dolu olduklarının, ebeveyn-çocuk ilişkisinin hangi düzlemde olması gerektiğinin ve günümüz gençlerinin tasarruflarının ve isteklerinin de aktarılması önemli bir iş yaptıklarının göstergesi.

Yönetmen Özdemir Çiftçioğlu’nun, yeni bir yorumu yazarın temel dertlerini yerinden oynatmayacak şekilde vermesi, hem dramaturjik açıdan hem de sahneleme açısından hissediliyor. Oyun metni, henüz yazarın elindeyken edebî bir eserdir ve fakat sahneye konulmaya başladıktan yani dramaturgların, rejisörlerin, tasarımcıların, oyuncuların eline geçip yoğrulduktan sonra elbette edebî metin olmaktan çıkar ve asıl o vakit tiyatroya dönüşür. Elbette yazarın ana fikrine sadık kalmak şartıyla… Çiftçioğlu’nun rejisi her açıdan buna örnektir. Rejisör, hüzünlü alt yapının yanı sıra, oyun içinde tatlı esprileri de dozunda tutmuş. Seyirciye görme engelli karakter hakkında daha oyunun başında belirteçler vermemesi yerinde bir tercih olmuş. Bu durum, metni bilmeyen seyircinin şaşkınlık yaşamasıyla beraber oyuna olan dikkatini arttırmış. Ayrıca mizanseni sahnenin her tarafına yayması oyunun dinamik kalmasını sağlamış.

Don Barker (Caner) karakterinin daha felsefik ve içrek bir yapıda olmasının sahne tasarımına ve objelere yansıtılması da ayrıca hem rejisörün hem de dekor tasarımını yapan Zeynep Koloğlu’nun başarısı… Dekor tasarımı ve renkler, tek mekânda geçen bir oyuna göre derinlik ve perspektif açısından çok düzgün. Mekân bir bekâr evinin resmi gibi. Bekâr evlerinde genelde fonksiyonel olan ama tek başına düşünüldüğünde pek de anlamlı olmayan objeler ve eşyalar vardır ya; dekorda bunlardan da kullanılmış. Ayrıca etraftaki detaylar Don’un (Caner) dünyasınının; Jill’in (Defne) rengârenk kıyafetleri ise karakterin tam bir yansıması olmuş.

Ve oyuna özel olarak Cem Ömeroğlu tarafından, yıllar sonra bile duyduğumuzda yüzümüzde gülümseme yaratacak kadar da güçlü bir içeriğe ve besteye sahip bir şarkı yapılmış. Şarkının oyunun son sahnesinde girmesi de hepimizi daha derinden etkileyen bir çalışma ortaya çıkmasına destek olmuş. Kâmuran Akkor ve Cengiz Orhonlu’nun düet yaparak yorumladıkları şarkıya yine Onur Şenay’ın yönetimiyle klip yapılmış. Eser, kısa zamanda hafızalara kazınarak dillere pelesenk olacaktır, eminim. 

Oyunculuklar…

İçtenlikle ve uzun uzun alkışladığımız oyunlar bulmak zordur. Bazen de nezaketen alkışlarız selâmlama esnasında; hoş, ben ayırt ederim kendimce neyi ve kimi alkışlayıp alkışlamayacağımı. İşte bu oyundaki oyunculuklar, samimiyetle alkışlanmaya değer. Tiyatro Şenay ve KAST Sahne ekibinin neredeyse bütün oyunlarında samimiyetle alkışlama olanağını bulmak mümkün.

Don Baker’i (Caner) canlandıran Cengiz Orhonlu, doğuştan görme engelli bireyi hiç ajitasyona kaçmadan veriyor. Onun doğuştan görme engelli gerçeğinin, dolayısıyla da hislerinin, işitme ve yön duyusunun çok gelişmiş olabileceğinin farkında olarak oynuyor. Dönemin özellikle sanatla hemhâl olan gencinin cool takılmasını da vermeyi ihmâl etmeyen Orhonlu, annesiyle olan diyaloglarında da anne-evlât ilişkisiyle kendini bulmaya ve kararlarını uygulamaya çalışan genç birey dengesini başarılı bicide gözetliyor.

Jill’e (Defne) hayat veren Özge İnce’nin sahiciliğine hayran kalmamak imkânsız. Sempatisi, oynadığı karakter gereği neşeli ve bıcır bıcır oluşu ve sonra aniden içindeki yaraları sebebiyle derinlere dalması o kadar gerçekçi ve içten ki oyunculuğunda abarttığı bir tek an yok. Mimiklerini tam bir tiyatro oyuncusuna yakışır nitelikte ne büyük ne de duygudan yoksun şekilde küçük kullanıyor. Ayrıca çevikliği ve plastiği de çok iyi. Kendisini ilk defa sahnede izledim ancak sahnelerde daha çok olması gerekir.

Ümit İlban, Ralph Austin (Rafet Durmaz) karakterini oynuyor. Oynadığı karakter gereği seyircinin tadını kaçırmasını beceriyor. İlban’ın tepeden bakan, kendisini üst sınıf olarak gören bazı tiyatrocu ve yönetmen tiplemesini detaylıca gözlemlediği belli. Enerjisi çok yüksek bir oyuncu. Sahneye adımını attığı andan itibaren seyirciyi elinde tutmasını biliyor.

Ve Kâmuran Akkor… Usta sanatçı, Florence Baker’ı (Buket) canlandırırken, neredeyse ikinci perdenin en önemli rolüne can verdiğinin farkında olarak oynuyor. Burnundan kıl aldırmayan, otoriter ve kontrolcü anne rolünün hakkını veriyor. Gençlerden ayrı bir yerde duruyor ki bunun da bilinçli ve yerinde bir tercih olduğu belli.

Oyun, hem KATS Sahne’de hem de İstanbul’un başka semtlerindeki sahnelerinde de oynamaya devam edecek.

Yazan: Leonard Gershe
Çeviren: Menekşe Uçaroğlu
Dekor ve Kostüm: Zeynep Koloğlu
Dekor ve Kostüm Asistanı: Dahlia Subaşı
Dekor Uygulama: Veysel Karaçayır
Özgün Müzik: Cem Ömeroğlu
Yönetmen Asistanı: Berrak Tuna Altuna
Sahne Asistanı: İsmail Şahin
Fotoğraf: Fethi Karaduman.
Afiş Tasarım: Berkcan Okar

Oyuncular:
Kâmuran Akkor
Cengiz Orhonlu
Özge İnce
Ümit İlban

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın