Dijital prangalar ve yıkılan otorite: Geleceği kendi ellerimizle boğuyoruz
Mesleğe başladığım ilk yıllarda "Çocuk evin aynasıdır" derdik. Şimdilerde o ayna kırıldı, yerine soğuk ve ruhsuz ekranlar geldi. Sokaktaki şiddetin, okuldaki saygısızlığın ve günden güne artan suç oranlarının izini sürerken hep uzağa bakıyoruz. Oysa asıl fail, yanı başımızda; çocuğunun eline tableti verip "aman bana dokunmasın da ne yaparsa yapsın" diyen o konfor düşkünü anlayışta gizli.
Dijital Bakıcılar ve Sessiz İhanet
Bugün pek çok evde anne ve babalar, çocuk yetiştirmiyor; çocuklarını dijital bir dünyaya "terk ediyor". Yemek yerken ağlamasın diye önüne konulan telefonla başlayan bu süreç, zamanla bir esarete dönüşüyor. O ekranların arkasında kim var? Hangi karanlık ideolojiler, hangi uyuşturucu baronları, hangi kan donduran şiddet oyunları o çocuğun zihnine sızıyor? Anne-baba merak bile etmiyor.
"Benim çocuğum uslu uslu oturuyor" diye sevinen ebeveyn, aslında evladının bir suç makinesine, bir şiddet hayranına dönüşmesini sessizce izliyor. O kulaklıklardan sızan sözler; emeği, alın terini ve insanı hiçe sayarken; kolay yoldan zengin olmayı ve kan dökmeyi kutsuyor. Biz buna "teknoloji" diyoruz, oysa bu düpedüz bir neslin imhasıdır.
Sinema ve dizilerimiz ise bambaşka bir alem. "Racon kesen", kanunu hiçe sayan, belindeki silahla adaleti kendince sağlayan karakterler baş tacı ediliyor. Bu yapımlarda öğretmen bir figüran, kütüphane bir dekor, emek ise bir "eziklik" göstergesi. Çocuklarımıza sunulan rol modeller bunlar olunca, okul koridorlarının birer güç savaşı alanına dönmesine neden şaşırıyoruz?
En Büyük İhanet: "Benim Çocuğum Yapmaz" Körlüğü
Gelelim madalyonun en acı yüzüne: Anne ve babalar. Bugün modern ebeveynlik adı altında "sorumluluktan kaçış" devrini yaşıyoruz. Çocuğunun eline tableti verip onu dünyanın tüm pisliğine karşı savunmasız bırakan, ancak öğretmeni bir uyarı yaptığında aslan kesilen ebeveynler türedi.
Kanunların Gölgesinde Silinen Öğretmen
Bu yozlaşmanın en büyük ortağı ise ne yazık ki otoriteyi yerle bir eden mevcut sistemdir. Bugün bir öğretmen, öğrencisine edebiyle uyarıda bulunmaya korkar hale geldi. Öğretmenin elindeki her türlü disiplin yetkisini alan, onu "müşteri memnuniyeti" bekleyen bir memura dönüştüren kanunlar, aslında okullardaki güvenliği de bitirdi.
Anne-baba evde çocuğuna "hayır" demiyor; okulda öğretmen "dur" diyemiyor. Sonuç? Kendini yasaların üzerinde gören, hiçbir kural tanımayan, öğretmeni hiçe sayan bir nesil. Biz öğretmenin otoritesini yıkarak aslında toplumsal huzurun temel taşını yerinden oynattık. Otoritenin olmadığı yerde orman kanunları başlar; bugün sokaklarda yaşadığımız da tam olarak budur.
Başıboşluğun Bedeli: Kan ve Gözyaşı
Şimdi sormak lazım:
Çocuğunun izlediği videoda kimin infaz edildiğini bilmeyen anne, yarın o çocuk bir suça karıştığında kimi suçlayacak?
Öğretmenini şikâyet etmeyi maharet sayan baba, evladı kendine el kaldırdığında hangi kanuna sığınacak?
Çocuklarımızı telefona ve tablete mahkûm ederek onlara bir hayat sunmuyoruz; onları bir uçurumun kenarına bırakıyoruz. Şarkılar uyuşturucuya, oyunlar cinayete, röportajlar mafyatik tiplere güzelleme yaparken; biz "aman huzurumuz bozulmasın" diye susuyoruz.
Bir toplumda öğretmen değersizleşmişse, aile "bakıcı" rolüne soyunmuşsa ve kanunlar disiplini "baskı" olarak görüp disiplinsizliğe yol açmışsa, o toplumun sonu kaostur. Gelecek, sadece teknolojiyle değil; ahlakla, disiplinle ve denetimle inşa edilir.
Vitrindeki pırıltılı ekranları bir kenara bırakın ve çocuğunuzun ruhuna bakın. Orada ne görüyorsunuz? Sizin yetiştirdiğiniz bir insan mı, yoksa dijital dünyanın sokağa saldığı bir yabancı mı? Karar sizin, ama bedeli hepimiz ödüyoruz.
Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.
