Yeni bir düzen kurulurken eski düzen nostaljisiyle bit pazarını terk etmemek
İç içe geçmiş hatta neredeyse kimi zaman birbirinin yerine kullanılan üç kavram:
Yahudilik/Musevilik/Siyonizm…
Ama öyle değil işte hem bir kavram kargaşası hem de aralarında ciddi farklar var.
Yahudilik, hem bir etnik aidiyet/soy kütüğü/milliyet bağlamında hem de Musevilik inancını barındıran bir kavramdır.
Musevilik, tamamen inanç odaklıdır. Musa’nın dinine ve Tek Tanrıya inananlar demektir.
Siyonizm ise bir din olmayıp 19. Yüzyılda ortaya çıkan bir siyasi hareket/bir ideolojidir.
Siyonizmin temel amacı “Vaat edilmiş topraklarda/Filistin-Siyon’da” bir Yahudi devleti kurmaktır.
Temel motivasyonları ise, Yahudiliği dini bir cemaatsel olgudan çıkartıp siyasi bir güç haline getirme isteğidir.
Siyon, Kudüs’te Süleyman Mabedinin inşa edildiği söylenen bir tepenin adıdır.
Siyon tepesi aslında Yahudiler açısından krallığın ve kutsiyetin merkez noktası, “eve dönüş” özleminin adıdır.
Siyonizm söylemi ise ilk defa 1890’larda ortaya atıldı ama Theodor Herzl’in 1896’da İsviçre’nin Basel kentinde topladığı Siyonist Kongre ile bir siyasi hareket olarak ete kemiğe büründü.
Neden Siyonizm adı verildi?
Yahudilerde Siyon, dindar olmayanın da radikal dincinin de, seküler veya kültürel yahudiliği benimseyenin de; kısaca kahir ekseriyetin ittifak ettiği/itiraz etmediği tek ortak nokta ve ortak değerdir.
Bu sebeple siyasi hedefleme için kurulan bir oluşuma dini/kutsal bir libas giydirmenin en ideal kavramı Siyon idi.
Teknik/akademik detaya girmeden birkaç tespitte bulunmak istiyorum:
-Her ne kadar Yahudilerin kahir ekseriyeti Musevi olsa da, her Yahudi Musevi değildir ve her Musevi de Siyonist değildir.
Türkiye özelinden hareketle bir benzetme yaparsak;
Her ne kadar Türkiye Türklerinin kahir ekseriyeti Müslüman olsa da, her Türk Müslüman olmadığı gibi her Müslüman da Siyasal İslamcı değildir diyebileceğimiz gibi bir durum…
Yeniden konumuza dönersek:
Siyonizm, kuruluşundan itibaren Lobi ve Diplomasiyi kullanarak öyle hızlı ilerlemeye başladı ki; 1917 yılında, zamanın İngiliz Dışişleri Bakanı Balfour, bugün “Balfour Deklerasyonu” diye bilinen bir mektup yazdı ve “İngiltere’nin Filistin'de bir Yahudi devleti kurulmasını desteklediğini” cümle aleme ilan etti.
Mektup kime yazılmıştı?
O devirde ekonomik ve siyasi gücü ile öne çıkmış Yahudi Rothschild'e…
Çünkü lobi ve diplomasi yaparak bir yere gelen Yahudiler, özellikle Amerika’da, artık başka bir devlet için lobi yapacak bir güce erişmişti ve İngiltere de, bu gücü yanına çekmek istiyordu.
Gelelim işin Amerika kısmına…
Dünyanın hemen her yerinde, toplumsal ve kamusal ezikleme/öteleme/dışlamaya muhatap olan Yahudiler, Siyonist lobi faaliyetleri sayesinde her şeye ama her türlü yönteme başvurarak ve delice çalışarak bir varlık sahası oluşturmaya başladılar.
Tüm bunlar sonrası, oluşan güç sayesinde Siyonizm’in babası Herzl’in 1897’de “Ben bugün burada Yahudi Devleti'ni kurdum. Belki 5 yıl sonra değil ama 50 yıl sonra bunu herkes görecek.” ideali realize oldu ve 1948’de Tel Aviv'de David Ben-Gurion tarafından İsrail devleti kuruldu.
Tekrar Amerika’ya dönüp gelişmelere bakalım:
Özellikle 2. Dünya Savaşı sonrası oluşan çift kutuplu dünyada bayraktar ülke artık Amerika idi.
İşte bu Amerika’da, 1960-70’lerle birlikte Neoconlar ortaya çıkarken kökeni çok eskiye dayanan ve o ana dek apolitik olan Evanjelistler öne çıkmaya başladı.
Evanjelistler kim Neoconlar kim?
-Evanjelistler dini bir yapılanmadır, Neocon’lar askeri/siyasi…
-Evanjelistler tabandan tavana bir yapılanmadır, Neoconlar tavanda çıkan bir ayrışma sonrası oluşan bir yapıdır.
-Evanjelistler, güya Amerika’da ortaya çıkan “ahlaki çöküşe” dur demek için Mesihçi yaklaşımla siyasi arenaya yönelen, Neoconlar ise, güya pasifleşen Amerikan refleksini güçlendirmek için şahinleşmiş bir Amerikan gücü yaklaşımı gereğiyle organize hale gelen bir yapı.
Hal ve ahval böyleyken, normalde birbirinden bağlantısız bu iki yapı bir noktada ortaklaştı:
Evanjelistlerin taban varlığı ile Neoconların tavan gücü birbiriyle cuk örtüştü.
1980’lerle birlikte/Başkan Reagen döneminde farklı bir sacayağı oluşmaya başladı:
Evanjelistler, Neoconlar ve Siyonistler…
Artık Hristiyanlığın uygulama farkından bir nevi tarikat gibi doğan Evanjelikler ve Amerikan devlet yönetimine itirazdan ortaya çıkan Neoconlarla, Yahudiliğin siyasi harekatı olarak kurulan Siyonizm ortak menfaat etrafında öyle bir ittifaka varıyorlardı ki; adeta bir din armonisi veya harmanlaması gibi…
Çünkü artık üçünün de amacı, aracı ve inanç şekli hem çok benziyor hem de birbirinden azami ölçüde beslenebiliyordu.
Bir elin nesi var üç elin çok sesi çıkar bağlamında bu üçlü yapı 1990’lı yıllara kadar sürekli güçlendiler ve Amerikan siyasetinde ciddi belirleyici bir etkiye eriştiler.
Bugün itibariyle baktığımızda, sonradan dahil olmasına rağmen Siyonizm diğer ikisini adeta kuşattı, yoğurdu ve Siyonizm markalı bir yoğurt haline getirdi desek abartı olmaz.
Peki, tüm bunlar olurken “Üst Akıl veya bugünün söylemiyle Güç ve Akıl Sahipleri” denilenler ne yapıyordu?
Yoksa bu üçlüye müdahil olacak bir etki gücü yok muydu?
Tabi ki vardı ve aslında Evanjelist-Neocon-Siyonist yapı onların bilgisi dahilinde yaraltından yüzeye çıkıyor ve siyasi alanda varlık sahası oluşturuyordu.
İşte geliyoruz zurnanın zırt dediği yere:
2000’lerle birlikte ve özellikle 2010 sonrası Güç ve Akıl Sahipleri arasında 2030’larla birlikte başlatılması planlanan Yeni dünya düzeni ile ilgili tartışmalar ve ölümcül kavgalar başladı.
Bir tarafta Merkeziyetçi denilenler, diğer tarafta ise Evanjelist-Neocon-Siyonist kesim.
Neydi kavganın ana konusu?
Merkeziyetçiler diyordu ki:
Artık yeni bir teknolojik/dijital çağ başladı.
Din ve inanç referanslı bilindik hakimiyet enstrümanlarını bırakın.
Gelin dünyayı tek bir merkezden, dijital ve finansal bir ağla yönetelim.
Yıllarca din ve milliyetçilik fikri insanları kontol altında tutmak ve adeta gütmek için kullanıldı.
Yani kullandık…
Ama buna bir son verme vakti geldi ve artık zaman hep birlikte yeni dünya düzenini tesis edip tek merkezden adeta bir tuşa basar gibi yönetme zamanıdır.
Siyonistler ve artık dini Siyonist olan Evanjeliklerle siyasi Siyonist haldeki Neoconlar, Evanjelikler ve Siyonistler ise itiraz ediyor ve şöyle diyorlardı:
Hayır dediğiniz gibi olmaz.
Güç haktır ve Amerikan hakimiyetini güçle sürdürmeliyiz.
Kutsal kitaptaki kehanetleri gerçekleştirmeli, İsa’nın gelişini hızlandırmalı ve gerekirse “Kıyamet/Armegedon Savaşını” başlatmalıyız.
Bu yüzden İsrail'in güçlendirmek ve korumak, Tanrı'nın bir emri ve kıyametin ön şartıdır.
İşte bu iki kesim arasındaki ölümcül hale gelen kavga/savaş/anlaşmazlık çok uzun sürse de; en nihayetinde daha çok merkeziyetçi argümanların belirleyici olduğu bir uzlaşı zemini oluştu ve taraflar, yazılan Yeni dünya kitabında mutabıklaştı.
Bana göre, birinci Trump döneminden sonra araya Biden döneminin girmesi bu kavganın devamından dolayı ve Biden’den sonra Trump’ın yeniden başkanlığa getirilmesi ise uzlaşma sağlandığı içindi…
Yaşadığımız son 5-6 yıllık kesite gelirsek:
Günümüzde her ne kadar Trump-Netenyahu ve Evanjelikler-Neoconlar-Siyonistler öne çıkmış gibi görünse de; aslında süreç, merkezinde Merkeziyetçilerin olduğu (bir nevi Akıl) ve yönettiği yeni dünya düzeni sürecinin yıkım aşamasının realizasyonundan başka bir şey değildir.
Tıpkı eski bir şehrin yerine yeni bir şehir kurma planında, öncelikle yıkım ekibi öne çıkıyorsa ve sürecin belirleyicisi/sahibiymiş gibi görünür.
Ama bu yaklaşım yanlıştır.
Çünkü aslında, asıl güç ve belirleyici olan yeni şehri planlayan ve en ince detayına kadar kurgulayan mimari akıldır.
İşte şuanda/bugünlerde yaşananlar da yaptığımız benzetmedeki gibi bir planın yıkım safhasının fiili hale dönüşmesinden başka bir şey değildir.
Neden?
Çünkü şuanda vurucu/yıkıcı/antipati oluşturarak ham gücü öne çıkartan şahinci Neoconlara, salt Mesihçi/mistik/ezoterik dinsel gücü öne çıkartan Evangelistlere ve yıkıcı/dinci retoriği birlikte kullanan Siyonistlere iş tutturuluyor.
Bunu nereden anlıyoruz?
Trump ve Netenyahu’nun daha güçlü yapmak için saldırganlaşan politikaları ile aslında Yahudi ve Amerikan güç algısına vurduğu küresel darbeden ve Evanjelist-Neocon-Siyonistlerin sapkın düzeyde gösterdikleri din/inanç/mistizm temelli küresel çapta oluşturduğu antipatiden…
Bir nevi iti öldürene sürütürler misali...
Başka?
Büyüyen tekno/dijital şirketlerin geleneksel şirketlerin yerine geçmesinden.
Trump ve Netenyahu’ya yaptırılan şangur şungur savaşın oluşturduğu küresel alerji ve nefretten ve aynı zamanda öne çıkan ve noktasal etki oluşturan yapay zeka ürünü yepyeni tekno-savaş aletlerinden.
Başka?
Küresel ölçekte ve din farkı gözetmeksizin ortaya çıkan siyasal dinciliğin/dinsel siyasetin özellikle de toplumların 40 yaş altı jenerasyonunda artık karşılık bulmamasından.
Örnekleri daha da uzatmama gerek yok.
Hepimizin aşinası üç şey söylemem sanırsam çok yeterli olacaktır:
—Büyük ölçekli elektrik kesintileri,
—İnternet bağlantısının kopması,
—Cep telefonlarının çalışmaması…
Şimdi bir düşünmenizi istiyorum:
Bunlar veya bunlardan birisi bile olduğunda en basitinden hayatımızın olağan akışının ne hale gelip nasıl delice bir karmaşa ve kaos oluşacağını hayal bile edemiyorsunuz değil mi?
O yüzden,
Yok efendim masonlar yükselmişmiş de,
Bilderberg toplantısına falancalar çağrılmışmış da,
Falanca Evanjelik vaiz Trump’a dua ayini yapmışmış da,
Feşmekanca siyonist Netenyahu’yla ağlama duvarında ağlamışmış da…
Allah aşkına bırakın bunları!
Görmüyor musunuz;
Elin sahibi elinoğlu,
“Bu tutmuş,
Bu kesmiş,
Bu pişirmiş,
Bu yemiş,
Bu da "Hani bana, hani bana?" demiş.” şeklinde cümle aleme parmak oyunu oynatıyor ama biz “Hani bana hani bana” diyen serçe parmağa haksızlık yapıldı diye konuşup duruyoruz.
Sadece şunu diyorum:
Yeni, farklı, ilginç ve çok değişik bir yeni dünya kurulurken ve üstelik herkese/her şeye rağmen kurulurken; siz hala dedenizin eski dünya motifleriyle mi düşünüyorsunuz!
Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.
Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.
