Başkan! Kerbela'yı hatırlatma bize!..

Başkan! Kerbela'yı hatırlatma bize!..
Göç mü kötü göçmen mi kötü,
Göçü körüklemek mi, göçmene sövmek mi!..

Arkadaş,
Bizim normalimiz yok mu hiç!..

Bir tarafımız davet çıkartır,
Sınırları kaldırır,
Kollarını açar ve "gel gel",
Ne olursan ol, "yeter ki gel" der.

Diğerimiz; "Göçmenin suyuna 10 kat zam,
Gideceksiniz, gitsinler istiyoruz, gönderelim gitsin…
Size yağmurlu havada su yok…" der.

Ağalar!..
Siz ne yapıyorsunuz,
Ne yaptığınızı sanıyorsunuz,
Aklı selimimiz bu kadar mı bitti!..

Göçmenler pinpon topu mu da, siyasetin bedelini ödüyor.
Göçmenler göçün mağdurudur,
Sebebi değil; sonucudur.

Mağduru hasım görmek,
Göçün sebebi bilmek,
Tek suçlu ilan etmek,
Suyunu kesmek,
Susuz bırakmak,
Suyuna zamla, suizan etmek reva mıdır!..

Göçü eleştir,
Göçürene ver veriştir,
Göçmenleştirene söv sövüştür,
İnsanını göçe zorlayanı kötücülleştir,
"Bu savaş altı ayda biter ve en fazla 100-150 bin göçmen gelir.." diyeni öngörüsüzleştir,
"Şam'da-Emevi Camiinde Cuma namazı kılacağız.." diyeni basiretsizleştir,
Göç ve mülteci politikası olmayan iktidarı yerden yere vur,
Günübirlik diplomasiyi,
Diplomatik körlüğü,
Siyaset bilmezliği,
İhvancılığı,
Başka devletlerin iç işlerine karışmacılığı,
Aldanmacılığı,
İleri görüşsüzlüğü,
Aymazlığı, özürsüzlüğü,
Yapılanı başa kakan görgüsüzlüğü,
Devleti akılsızlaştırmayı,
Hafızasızlığı,
Dinci dinsizliği,
Allah'sız Müslümancılığı,
Kötü "Ensar"cılığı,
Riyakar "Muhacir"ciliği,
Göçmen tacirciliğini,
Göçmenler üzerinden ayar vermeciliği,
"Kardeşim" derken "katil" demeciliği,
Devlet üzerinde yapılan, deneme-yanılmacılığı,
Göçmenler üzerinden iç siyasetçiliği,
Galebe çalmacılığı,
Eleştir, lanetle, zemmet, kötüle; hakkındır!..

Ama göçmene sıra gelene dek, bu kadar neden varken,
Bu nedenler içinde, göçmen belki de son sıradayken,
Göçmenin suyunu kesme,
Bolu'yu "Kerbela" etme,
Bu yol, yol değil,
Bunun yolu, bu değil!..
Göçün vebali göçmende değil.

Tamam, amenna,
Göçe-muhacerata, ben de karşıyım.
Durumu bu hale getirenlere, ben de kızgınım,
Suriye'ye kızgınım, Suriye'yi bu hale düşürenlere kızgınım,
Hesapsız-kitapsız "gel gel" diyen "biz"e de kızgınım,
Hala ve hala, şecaat arz eder gibi sergilenen pişmansız pişkinliğe de kızgınım,
Pişkin suratlara, suratsız insanlara ve göçmeni koz gören vicdansızlığa da kızgınım,
"Göçmenler sizde kalsın, en uygunu budur" diyen Avrupa'ya da kızgınım, tiksiniyorum.

Göçmenler üzerinden yapılan "at pazarlığına" da kızgınım,
Göç ve göçmen üzerinden siyaset devşiren/devşirmeye çalışan zihniyete de kızgınım.
Evet, ben de çok kızgınım.

Biliyorum; sen de kızgınsın,
Göçü kötüle, getireni kötüle, göndereni kötüle…

Ama, yapma-etme gözünü seveyim,
Ülkemizi "Kerbela" yapma,
Bizleri "Yezid"leştirme,
Göçmenin suyunu kesme!..

Bize yakışmaz,
Bırak bizi; insan olan insana ve hatta kurda-kuşa-ağaca bile yakışmaz.

Şairin dediği gibi:
"Sahibi hürmetine,
Kulu incitme gönül…"

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
  • Ay ışığı
    Eski zamanlarda zenginler çuha şalvar, yoksullar ise aba giyermiş.işte ogünlerden birinde gariban bir köylü ile zengin ağalardan birinin arasında bir ağız kavgası başlamış. Olay alevlendikçe alevlenmiş. Tartışma büyüdükçe büyümüş laf dalaşı yetmemiş boğuşma başlamış. Ağayla köylü gırtlak gırtlağa birbirine girmiş e kavga olur da halk durur mu? Hepsi toplanmış izliyor. Etraftaki dükkanlardan birinin sahibi bakmışki, bu gidiş hiç iyi değil. Kavgayı ayıranda yok. Sonunda birinden biri ötekini öldürecek. "Bre ne bakıp duruyorsunuz vurun da ayırın şu adamları!" deye bağırmış. Kavgayı izleyenler arasında dükkan sahibinin çırağı da varmış. Usta hangisine vurayım? diye sormuş. Dükkan sahibi ağaya vur dese başına dert açılır diye korkmuş. Abalıya vur abalıya diye bağırmış. Hikaye bu ya☺