Ah bir nefes alabilsek, nefes..

Ah bir nefes alabilsek, nefes..

Diyor ki Emmi;
"Ahhhh...
Benim güzel oğlum..
Sen yine nefes almayı unutmuşsun.
Nefes al güzel oğlum..
Çaren yok; yaşayana kadar öleceksin bu dünyada..
Ağrısını sen çektin,
Acısını sen çektin ve ilk sen kaybettin..
Çünkü sen güzel oğlum en öndeydin.
Dağılmaksa, dağılalım,
Hiç dağılmadık mı sandın.
Yanacaksak yanalım,
Hiç yanmadık mı sandın.
Kimselere selam veremedik..
Gökleri yerlerden seçtik.
Ayna da yüzümüzü göremedik,
Yüzümüzü bir edemedik..
Ama sen güzel oğlum,
Sen..
Avuçlarımıza çınarlar eken, sen..
Kar toplar gibi,
Boran toplar gibi,
Fırtına toplar gibi,
Sen toplayıp yağdırdın ya bizi..
Gözümüzün, gönlümüzün naaşı kalkmak üzereyken oğlum;
Aklımız, umudumuz son nefesimizi verirken,
Bir nefesten, bir ateşten, bir delirişten çıka geldin ya, sen..
Bu çukuru sen kazmadın,
Bu çukuru sen kurmadın..
Ama bu çukuru sen kurtardın oğlum..
Kendi hikayesini yazan kalemsin sen; kaderimizde yazdıklarımızda..
Nefes al oğlum, nefes al..
Nefes almayı unutma..
Çaren yok; yaşayana kadar öleceksin bu dünyada..."


Bazen hepimiz unutuyoruz, nefes almayı..

Değil mi..?
Hiç ölmeyecekmişiz gibi koşuyoruz, dünyaya.
Ölüyor muyuz yaşarken, yaşıyor muyuz ölürken…
Farkında bile değiliz…
Nefes almıyoruz çünkü…
Solunum yapıyoruz, cahilce.
Yaşayan ölüler gibiyiz.
His yok, acı yok; leş kesilmişçesine…
Farkında değiliz ölülüğümüzün.

Halbuki bir nefes alsak, alabilsek…
Soluklansak, yoluklansak…
Farkedeceğiz ölümcüllüğümüzü…
İşte o zaman.. o zaman…
Anlayacağız insansız insanlığımızı,
İmansız imancıllığımızı,
Dinsiz dindarlığımızı…

Farkedeceğiz o zaman;
Kaybedip görmediklerimizi,
Değersizleştirdiklerimizi,
Değerli değersizlerimizi,
Egoist verişlerimizi,
Bencil himmetlerimizi,
Beyazsız  aklarımızı,
Kararan siyahlarımızı…

Ahh bir nefes alabilsek, nefes…
Anlayacağız anlamsızlıklarımızı,
Göreceğiz göremediklerimizi,
Vicdansızlıklarımızı,
Zalimliğimizi,
Kayırmacılığımızı,
Ötekileştirmelerimizi,
Kimsesiz kimliğimizi…

Ah bir nefes alabilsek, nefes…
Farkedeceğiz yaşamadığımızı,
Ölüden farksızlığımızı,
Yaşayana kadar öleceğimizi..
Ve nefes almaktan başka çare olmadığını…

İşte o zaman, o zaman…
Artık yaşamaya başladığımız andır.
O zaman; ölene dek yaşayacağımız andır.
İşte bu an, insanlaştığımız zamandır.
Farkına vardığımız,
Anlamaya başladığımız,
Hissizlikten kurtulduğumuz,
Leşleşmiş ruhun  acıyı hissettiği andır.
Kesilen damardan, akan temiz kandır.
Canlanan candır.
Acıya aşinalaştığımız,
Mazluma üzüldüğümüz,
Kendimize gelip,
Yabancılaşmaktan kurtulduğumuz andır.
Çünkü an; artık nefes almaya başladığımız andır.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
  • Emel Altdş
    Yazınız çok guzel ılk once yazarken acaba sız nefes almaya başladınız mı.? Vıcdansızlık hıssızlık ve bencıllık lerımız gıbı....