Bakan değişikliği değil, Paradigma değişikliği..

31 Mart seçimlerini geride bıraktık. İstanbul başta olmak üzere hala neticelenmeyen yerler var. Bütün partiler kendilerini başarılı kabul ediyor.
Bakan değişikliği değil, Paradigma değişikliği..
Başarısız kimse yok.
Herkesin bir bahanesi var.

Büyük siyasi analizciler enine boyuna seçim neticelerini analiz ediyorlar.

Bize bu konuda ihtiyaç yok.

Herkes gibi, bütün partiler de kendi muhasebelerini yapıyorlardır mutlaka.

AK Parti’de önce kendi MKYK’sında neticeleri değerlendirdi.

Şimdi asıl değerlendirme Kızılcahamam kampında olacak.

Parti cephesinden aldığımız haberler, MHP ile ittifakın etkisi, başarılı adaylar, başarısızlar, teşkilatlar, bakanlıklar, bürokrasi hemen hemen her konu ele alınacak.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, yanına sadece hanımefendiyi! alarak çıktığı balkon konuşmasından hareketle şunu söyleyebilirim ki, AK Parti’de hem teşkilat hem de bakanlıklarda, bürokraside büyük değişimler olacak.

Olağanüstü kongre dahi olabilir.

Bekleyip göreceğiz.

Türkiye’nin AK Parti’ye ihtiyacı var.

AK Parti’nin de kendini muhasebeye çekmeye ihtiyacı var.

Hayırlısı olur inşallah.

Ben de biraz farklı bir konuyu ele almak istiyorum.

Kamuoyu, bilhassa AK Parti Kamuoyu, seçimlerde beklenen zaferin alınmasında pay sahibi olarak gördükleri bazı konuları ileri sürüyorlar.

Tarımdaki gelişmeler,
Ekonomide ki gelişmeler,
Poşet vs.

BAKAN DEĞİŞİKLİĞİNDEN ÖNCE PARADİGMA DEĞİŞİKLİĞİ

Bir evi ne kadar albenili, lüks yaparsanız yapın, temellerinin sağlam olması lazım.

Eğitimde yetişen gençlerin temeli ana anaokulundan hatta ana rahminden başlar derler.

Bu nedenle, AK Parti’nin yeniden fabrika ayarlarına dönmesi gerekir.

Yani güçlendirme yapması lazım.

Nedir bu fabrika ayarları?
Önce ihlas ve samimiyetin yeniden kazanılması,
Gerçekten gönül siyaseti yapılması.
Tabana sahip çıkılması,
Tecrübe ve liyakatin önde tutulması,
Şeffaflık ve hesap verilebilirliğe açıklık,

Makamları emanet olarak görebilmek ve sorumluluğun ıstırabını yaşayabilmek,

Yasakların karşısında, özgürlüklerin tarafında olabilmek,

AB bizi istemese de, AB kriterlerini çağdaş dünyanın olmazsa olmazı olarak görmek ve gerekli reformlara başlamak.

(Bendeniz ekonomik reformları değil, demokratikleşme reformlarını özledim)

Hem dış politikada hem de içerde, dostları çoğaltan, düşmanları azaltan politikalar izlemek,

Tüketim değil üretim ekonomisi tarafında olmak,
Hukukun üstünlüğü ve bağımsız yargı için çalışmak,
Egemenlik Milletindir anlayışında olmak,
Milletin üzerinde hiçbir gücü tanımamak,

5 yıldızlı otel iftarları, lüks arabalardan tekrar mahalle iftarlarına geri dönmek,

Fakirin sofrasına oturmak ve ekmeğini bölüşmek,
Ve bunlar gibi bir çok fabrika ayarlarını tekrar keşfetmek.

Bu işler olunca, Bu millet, kim gelmiş, kim bakan olmuş, umurunda olmaz.

Oyunu Reis’e verir, işine bakar.

Lazım olunca da, 15 Temmuz’da olduğu gibi gelir, görevini yapar ve gider.

Ancak böylece,
Siz yürürsünüz, Millet yürür arkanızdan.
Vesselam.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın