Türkiye'nin ilk 'Gökdelen'i üzgün ve utanç içinde..

Türkiye'nin ilk 'Gökdelen'i üzgün ve utanç içinde..

Türkiye'nin ilk gökdelenidir.
Mimar Enver Tokyay tarafından tasarlanan, Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü/Emek İnşaat AŞ. sahipliğindeki yapının inşası 1959 yılında başlamış ve 1965 yılında tamamlanmıştır.

Nerden mi bahsediyorum;
Ankara-Kızılay Gökdeleni-Emek İşhanı...
Ankara’yla özdeş, sembol, simge ve şehrin belleği bir yapıdır.
Kızılay Meydanını bütünleyen, kentin ve kentlilerin hafızası mesabesindeki yapı halkın duygusuyla da iç içedir.
Şimdiki gibi cep telefonu filan yoktur.
Biriyle buluşacaksan, görüşeceksen mesaj atamazsın, arayamazsın.
Evden çıkmadan; "Kızılay’da Gökdelende saat 15’de" diye randevulaşır ve çıkarsın.
Dostlar, arkadaşlar, sevgililer…
Hepsinin ortak noktası Kızılay-Emek Gökdeleni…
Herkesin müştereği, paydası ve bilineni…
Tarihi niteliği, konumu ve tek’liğiyle herkesin duygusalı bir yapı…
Ama hepsinden öte, bu binanın Atatürk Bulvarı'na bakan cephesinde pirinç kaplanmış büyük harflerle Atatürk'ün; "Cumhuriyet fikren, ilmen ve bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlar ister." sözü zihinlere nakşedilmiş gibidir.

İstanbul’da yaşayan biriyim ama hep bir ayağım Ankara’daydı.
Uzun süreler kalmışlığım da oldu.
Her gittiğimde yanından geçtiğim Kızılay Gökdelen’ini ilk defa görüyor gibi bakar, Atatürk’ün sözünü ilk defa okuyor gibi okurdum.

O sıralar sözün anlam ve ihatasını, derinliğini ve belki de manidar değerini pek idrak edemezdim.
Ama bugünlerde Ankara merkezli başlayan medyatik tartışma ve tatsız konu sözün derinliğini ve isabetini gözler önüne seriyor.

Tartışmanın içeriği ve bahse konu durum o kadar tatsız ki; eminim Atatürk’ün bu sözü bile, için için ağlıyordur.
Türkiye’nin ilk Gökdeleni üzgün, hüzünlü ve başını bulutlara sokar gibi utangaç.
Yükselen Rezidanslar, Centerlar, Towers-Twin Towerslar, Kuleler,
Mantar gibi yükselen duygusuz, anlamsız, ruhsuz beton yığınları,
Plansız planlı, imarsız imarlı, şehri katleden şehirli, altyapısız üstyapı ve salt bir rant yükseltileri…
Bu yüzden üzgün Kızılay Gökdeleni,
Müteessir ve utangaç.
Adeta kendini gizlemek ister gibi…
Sadece Ankara mı.!
Başta İstanbul olmak üzere; ilçesine kadar tüm Anadolu aynı betonerme işkenceye maruz halde…
Türedi kuleler, rantiyer inşaalar, beton ve betonlaşmanın cenderesinde…
Allahaşkına haksız mı; Kızılay’ın sembolü ve "Cumhuriyet fikren, ilmen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlar ister" diyerek mana iklimi oluşturan bu yapısı.

Kızılay’dan Eskişehir yoluna çıkıp biraz ilerleyin.
Sağ ve solunuza bakarak Söğütözü’nü geçip MTA’nın önünden ilerleyin.
ODTÜ önünden, Bilkent kavşağından, Beytepe sapağından, Ümitköy yoncasından geçip Yaşamkent’e doğru ilerleyin.

İçiniz ağlar mı ağlamaz mı acaba, bir düşünün…
Asimetrik, dengesiz, ölçüsüz sanki Tanrısallık içgüdüsü ve inşaatla oluşturulan bir üstencilik ve görmemişlik kibrinin binalaşmış pardon Towers’laşmış, Kule’leşmiş çirkinliğini görürsünüz.

Güzargah üzerinde yer alan MTA korkuyor, ODTÜ tedirgin bir savunmada, eskinin Elektirik Etüd İdaresi yerleşkesi mahsun, Tarım Bakanlığı arazisi tedirgin…

Neden mi.?
Çünkü betonerme akbabalardan, yeşil ve toprak canavarlarının gazabından…
Ağaçlar süzgün, üzgün ve yeşili matlaşmış.
Adeta yapraklar rüzgara küskün;
Yakında kesilecekler korkusuyla…
Bir gece ansızın gelen inşaat canavarlarının katil baltalarından dolayı…

Daha reel söyleyeyim.
Beş-on yıl içinde Eskişehir yolunda normal bir trafik seyri görürseniz ben tüm sözlerimi geri almaya ve tükürdüğümü yalamaya hazırım.

Göğe doğru yükselmiş beton yığınları sürekli artarken yolun şerit sayısı aynı.
Altyapı sistem borularının hacmi mi artıyor yoksa..!
Araç sayısı azalıyor da, bizim mi haberimiz yok…
Yahu Gökdelenimsi fecaat yapılara madem bu kadar meraklıydınız bari bir gökdelenler bölgesi oluştursaydınız,

Ona göre alt ve üstyapı oluştursaydınız,
Hatta bu bölgede düşük katlara izin bile vermeseydiniz,
Bölgenin on-yirmi-otuz-elli yılını planlasaydınız.
İşte o zaman şapka çıkartır, iş ve icraatlarınız için saygıyla eğilirdim.
Ama adamına ve rantına göre imar yükselttiniz.
Çok çok uzun vadeli yapmanız gereken şehir planlarını haftalık-aylık-yıllık yaptınız.
Şehri katlettiniz, beton mezarlığına çevirdiniz.
Gökten düşen yağmurun bile toprakla buluşmasını engellediniz.
Vadileri, dere yataklarını, yeşil alanları, sazlık yetişen balçık zeminleri görmediniz, görmezden geldiniz ve devasa ucubelerle donattınız.

Utanıyor artık Kızılay Gökdeleni; kendinden bile utanıyor.
Sizin yaptığınız rant kavgalarından utanıyor,
Tencere dibin kara, seninki benden kara yüzsüzlüğünüzden utanıyor,
Kişisel ve güncel menfaatler için şehrin istikbalinden utanıyor.
Ama siz utanmayın.!
Sakın utanmayın.
Şimdi de bu şehre yaptıklarınızın laneti tuttu; birbirinizi yiyorsunuz.
Beter olun ve bu şehrin/Anadolu’nun ahı çıkar; ilahi adalet tecelli eder.
Gerçi utanmanız da yok ki…
Olsa zaten tüm bu utanmazlık abideleriniz göklere yükselemezdi.
Vicdanınız olsa çocuklarınızın geleceğini karartmaz başkenti yaşanmaz hale getirmezdiniz.
Daha söyleyecek o kadar çok söz var ki;
Ama sizler, ama sizler; kem sözden bile etkilenmeyecek kösele yüzler….
Tevfik Fikret’in şiiri aklıma geldi.
Onunla bitiriyorum;
Efendiler pek açsınız, bu çehrenizde bellidir
Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir
Şu doyumsuz sofra, gelişinizle müftehir. (iftihar içinde)
Bu hakkıdır gazanızın, evet, o hak da elde bir...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı zi-safa sizin
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin

Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say…
Haseb, neseb, şeref, oyun, düğün, konak, saray…
Bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay…
Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin…


Not: Bu manzara sadece Ankara ve İstanbul’da mı...
Tüm Anadolu maalesef bu betonlaşma furyasına kapılmış; kasabalar bile plansız, imarsız yapılaşma hastalığıyla karşı karşıya...

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
  • Emin Kocasakal
    Belki elli kere yazmışımdır. Şu otopark işini acilen halletiniz ve sokaklar otopark olmaktan kurtarılmasını trafik de normal seyrine dönsün diye. Nerde, ya benim sesim kısık yada birilerinin kulağı duymuyor. 1-2 saat önce arabamı park etmek için defalarca tür attım. Benim gibi kaç kişi tür atıyordu. Nihayet eski Darüşşafaka okulunun önündeki dar sokağa park ettim park ettim.Yagmurda eve kadar yürüdüm.
  • Ibrahim Altay
    Çok güze bir degerlendirme .Yureginize ,kaleminize saglik.Amma " Varak-i mihr-i vefa yi kim okur , kim dinler." Akıl ideolojiye teslim olunca gözü , gönlü aç olanların yapacağı tek şey YAGMALAMA HEMDE SEL ÖNÜNDEN KÜTÜK KAPARCASINA.Bu karanlıkların sabahı olmayacak mi ?
  • Hasan nuri şen
    Tıpkı bugün togo kulelerini kanunsuz nizamsız yaptığımız gibi