ABD kibriti çaktı ve Ortadoğu bu defa tam karıştı..

Amerika'nın dünyadaki en güvenilir ve en büyük elçilik binası.
ABD kibriti çaktı ve Ortadoğu bu defa tam karıştı..

Elçiliğin bulunduğu alan neredeyse on kilometrekare.
Ve inşası için üç milyar dolar civarı para harcanmış, oldukça muhkem bir yapı.
"Seçilmiş Düşman" İran, "kutsal ve kutsanmış" generali Kasım Süleymani ile bu yapıya saldırdı.
Herşey bu saldırıyla başladı.
Bağdat elçiliğine saldırı ABD’nin 40 yıl önceki Tahran travmasını hatırlattı.
Ne olmuştu Tahranda.?
Modern dünya diplomasi tarihinde en uzun diplomatik rehine krizi olarak kayıtlara geçen ve İran ile ABD arasındaki tüm diplomatik köprülerin atılmasına neden olan 4 Kasım 1979’da  ABD Tahran Büyükelçiliği işgali, 444 gün sürdü.

Büyükelçiliği işgal eden silahlı grup, 66 diplomattan hasta bir kadın ile 13 Afrika kökenli Amerikalıyı serbest bıraktı ve 52 kişiyi 444 gün boyunca rehin tuttu.

İran devriminin lideri Humeyni, elçiliği "Casusluk yuvası" ilan ederek silahlı öğrencilerin buraya saldırmasını teşvik etti ve sefarethane işgal edildikten sonra olayı "Birinci devrimden daha büyük bir devrim" şeklinde nitelendirmişti.

Travması depreşen ABD boş durur muydu..
Tabi ki hayır.

Bağdat elçilik yerleşkesine saldırı sonrası, bahsettiğim Tahran travmasını da yaşamış olan ABD'nin karşılık vermemesi mümkün değildi.

Ama bu kadarını tahmin etmek gerçekten güçtü.
Ve ABD en yüksek düzeyde tepki verdi ve "Efsane komutan" Süleymani ve yardımcısı Haşdi Şab'nin ikinci önemli adamı Mehdi el Mühendis'i SİHA'yla nokta atışıyla yok etti.

Bundan daha büyük tepki ancak Ruhani’yi öldürmek olabilirdi ki; İran’da ona eşdeğer bir etki oluşturdu.

Peki bu Kasım Süleymani kim…

Doğrudan dini lidere bağlı,
Dini lider Hameney'in tabiriyle "yaşayan Şehit",
İran için bir marka, sembol ve gözünün içine bakılan adam.
Beşar Esad'ı kendi dışişleri bakına bile haber vermeden Şubat-2019’da İran'a getirebilen adam.
İstifa eden Dışişleri Bakanı Zarif’i konuşup yeniden görevine döndürebilen bir irade.
İran, Suriye, Lübnan, Türkiye, Yemen'de ve hatta geçmişte Afganistan'da  İran'ın açık/örtülü tüm operasyonlarını icra eden kişi.

"Şii/Farsi direniş ekseni"ni oluşturan ve bunu güçlendiren figür.
Arada İran'a da uğrayan ama ismini asıl Suriye, Irak ve Yemen'deki kanlı, yüksek ölümlü ve karanlık olaylarla duyup, tanıdığımız bir isim.

İran üç gün yas ilan etti.
En yüksek perdeden intikam sözleri söylenmeye başladı.
Dışişleri Bakanı Zarif; "Savaşın en babasını vereceğiz" diyor.
Dini lider Hameney; "Suçluları mutlak bir intikam bekliyor" diye meydan okuyor.
ABD ise böyle birini öldürerek İran'ın Bağdat elçilik saldırısına, potu en yüksekten açarak karşılık verdi.

Şimdi ne olacak…
Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak; bu kesin.
Ne DAEŞ lideri Bağdadi'nin ne bir başkasının öldürülmesi gibi bir durum değil.
Çok daha ötesi bir sürece girdik.
Küresel Hakimiyet Savaşına dair kızışma ve dozun daha da yükseleceğini söylemiştim.
Kaldı ki Merkeziyetçi akıl Kraliçe'nin kendi menfaatlerine halel gelmesi endişesiyle üstlendiği arabuluculuk rolünü kabul etmedi.

Hal böyle olunca Evangelist-Neocon eksenli  gerçekleşen bu olay herşeyi daha bir girift, karmaşık ve öngörülmez hale getirdi.

Artık durum ABD-İran ekseniyle sınırlı kalmayacak ve hemen her ülkeye saflarını netleştirmesini dayatacaktır.
Bir nevi; Ya ABD ile veya terör ve teröre destek veren İran’lasın, gibi…
Bu hadise özellikle Ortadoğu zemininde kibritin çakılmasıdır.
ABD ve özelde Trump, Neronvari şekilde yangını başlatmıştır.
Normalde böylesi bir olaya İran'ın vermesi gereken tepki, ya sineye çekmesi veya savaş açmasıdır.
Ama ikisini de yapmayacak; ne sinecek ve ne de aşikare bir savaş açacaktır.
ABD gibi davranmayacaktır.
İran'ın yapısı böyledir.

Anında tepki sesleri yükselir ama yutkunur, düşünür, bekler, hesaplar ve sonra farklı hedef ve noktalar üzerinden tepkisini göstermeye başlar.

Savaşı kendi ülkesinin ötesinde; örtülü, kirli yapacak ve ikincil hedeflerle ABD’ye karşılık vermek isteyecektir.
Artık Birleşik Arap Emirlikleri, Arabistan ve dolaylı şekilde İsrail hedeftir.
Yemen, Irak, Suriye üzerinden intikam adımları atacaktır.

İşin farklı bir boyutu ise ayrışan ve ihtilafa düşen Şiilerin bu olayla birlikte aralarındaki anlaşmazlıkları unutarak ittifak edebilme ihtimalidir.

Farsi Şii'lerle Arap Şii'leri birbirinden iyice uzaklaşmışlardı.
İran'da sokak olayları ve rejime isyan başgösteriyor idi.
Suriye ve Yemen’de Farsi yayılmacılık nedeniyle Arap Şii'liği rahatsız idi.
Şimdi hepsi unutulacak ve Lübnan Hizbullah’ı da dahil herkes "büyük şeytan ABD"ye karşı birleşecektir.
Belki ABD Neocon'larının ve Yahudi diasporasının da isteği bu idi.
Süleymani olayı ile en yüksek perdeden karşılık verileceğini göstermek istediler.
Artık çarşı karışacak ve bir nevi kızılca kıyamet kopacaktır.
Petrol fiyatları başta olmak üzere küresel ekonomiye ve özellikle gelişmekte olan  ve hatta Almanya, Japonya gibi İran'ın en büyük petrol ihracı yaptığı ülkeleri bile etkileyecek bir süreç başlamıştır.

Suya atılan bir taşla başlayan dalgalar gibi bu olayın etkisi de gitgide büyüyecek doğrudan veya dolaylı olarak herkesi etkileyecektir.

Bugünden sonra odaklanacağımız noktalar şunlar olacak kanaatindeyim..
Irak parçalanacak mı.?
YPG/PKK militanları ve DAEŞ'liler nasıl  ve nerede kullanılacak.?
ABD kontrolündeki bu terör örgütleri nasıl bir hüviyete büründürülecek.?
ABD üsleri ve menfaatlerine saldırılar olacak mı.?
Bu durum bölgesel/küresel ekonomilerde nasıl bir etki oluşturacak.?
Ortadoğu'da İran/Şii-ABD/İsrail, Şii-Vahhabi hatta Sünni-Şii savaşı/çatışması olacak mı.?
Bir de bu olayla kim kimin yanında duracak, kim kimle iş tutacak durumu ortaya çıktı.
AB muhtemelen ve hatta kesinlikle ABD'nin yanında yer alacak.
Rusya'nın işi çok zor. Çünkü açık şekilde İran'ın yanında tavır alması gerekirken ABD'ye kafa tutabilecek güç ve dirayette değil. Bu durum en çok da Rusya’yı zora sokacak görünüyor.

Türkiye'nin tavrı ise ayrı bir öneme sahip. Olayın olduğu ve Libya tezkeresi onaylandığı gün Trump-Erdoğan görüşmesi oldukça manidar ve biraz da sanki Türkiye'nin tavrını gösterir gibi…

Açıkcası bu defa Türkiye'nin önceki ABD-İran gerilimlerinde olduğu gibi İran'la birliktelik göstermeyeceğini düşünüyorum.

Sonuç olarak:
İran ABD'nin 40 yıllık travmasını hortlattı, ABD ise potu en yüksekten açtı.
Halk deyişiyle bu defa, maraş gerçekten garcaştı
İnni bulan bulsun bakalım…

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
  • Kenan VURAL Malatya
    Kalemine sağlık.
  • Necdet Kırceylan
    Tebrik ediyorum. Çok kapsamlı ama objektif bir analiz olduğunu düşünüyorum. Kastamonu'nun basınında 40 yıl önce yazılar yazmış bunu uzun yıllar devam ettirmiş bir Kastamonu Sevdalısı olarak sizi gönülden kutluyorum.
  • Kıvanç M.
    Süleymaniyi bence kurban veren ruhaninin ta kendisi perde arkası trumpla anlaşmalı, Süleymani kendisi için de bir tehditti artık böylece ondan Kurtulmuş oldu
  • Mehmet G.
    Bundan sonrası dünya için? Güzel bir portre için teşekkürler.
  • Kemal B.
    Kaleminize sağlık.
  • Hamza Can
    Kalemine sağlık abim herkesin büyük perdeden bakmasına vesile olur inşallah bu yazınız içerdeki kısır tartışmalardan çıkıp dışarıya gözü kulağı veririz inş.
  • Erhan E.
    Çok emek verilmiş bir yazı, emeğinize yüreğinize sağlık, iki kelam etmem gerekirse benim için ABD ve İran arasında benim için fark yok, ikisininde dostumuz olduğu söylenemez, yapılması gereken aleni bir şekilde taraf olmamaktır, bekletip görmek lazım, hayırlı akşamlar dilerim.
  • Şener Mengene
    Aynen hocam devamı gelir.
  • İrfan Salcı
    Kaleminize yüreğinize sağlık abi.
  • Mutlu E.
    Mükemmel bilgi verici bir yazı olmuş. Kaleminize sağlık sağlığınıza duacıyız.