Cem Özer

Cem Özer

'Olmaz' derler..

Çapsızlar, vizyonsuzlar, yenilmekten korkanlar, ürkekler 'Yapamam, beceremem, uğraşamam, başaramam, korkarım' demez; olmaz der.
'Olmaz' derler..
Sonra, seni dinlemez, yenilmekten başaramamaktan korktuğun halde ısrar eder, yaparsın, başarırsın; senin başarına sahip çıkar, ya da taklit ederler.

Hastalıkla boğuştuğumuz bir kışın ardından, Güney'lerde bir yerlerde bir şeyler yapmaya karar verdim.

Oralara göç edip yerleşmenin ilk adımlarını atacaktık.

Oteldi, lokantaydı derken, yıllardır bildiğim, Bodrum'un en güzel denizi Akyarlar-Akçabük'te bir plaj işletmeye karar verdim.

Herkes ama herkes "olmaz", "burada o düşündüğünü yapamazsın", "hayal görüyorsun" gibi laflar ettiler.

Plajın bağlı olduğu otelin sahibi dostlarım inandılar ve desteklediler ve işe giriştik.

Hayatı boyunca insanların "olmaz, yapamazsın, olsa başkası yapardı, icat çıkarma, eski köye yeni adet getirme" demelerine rağmen, (korktuğum halde) olmazı olduran, başaran biri olarak, bu işin de altından alnımızın akıyla kalktık ve bu yıl Bodrum"un en beğenilen yerlerinden birini hayata geçirdik.

Merak edenler İnstagram'da @portobiancobeach'e bakabilirler.

Lafı nereye getireceğim?...
Okumayı severim.
Okuduklarımı içselleştirip, hayatıma katıp, uygulamayı daha da çok severim.

Bu yüzden biyografileri daha bir ayrı severim.
Hayata kılavuz olurlar.

İşte yaz başında tam da cesaretimi kaybeder, yenilgiyi kabul eder gibi olduğum günlerde, okuduğum bir hikaye bana şevk verdi ve beni kendime getirdi.

Mesela "Recep İvedik" de böyle bir başarı hikayesidir. O yüzden sevmişimdir Şahan'ı.

Olmaz denerek 40 kapının yüzüne kapanmasına rağmen o, inancını kaybetmeyip, 41. Kapıyı çaldı ve bir adam ona inandı.

Sonra, o kapıları kapatanlar, yeni Recep İvedik'ler aradılar. "İlk bana gelmişti" diye marifetmiş gibi şişinerek.

Belki cayma noktasındasınızdır. Size asla vazgeçmeyin diyerek, okuduktan sonra beni kendime getiren hikayeyi aktarayım.

Belki biliyorsunuzdur, unutmuşsunuzdur belki kim bilir ... Buyrun hikâyemiz.


Babası bir İtalyan berberdi.
Annesi Fransız asıllı Rus bir danscı.

Yoksuldular.

New York'ta zor geçiniyorlardı.
Annesi sorunlu bir hamilelik süreci yaşamıştı.

Bu nedenle sol gözünde, kulağında ve üst dudağında kalıcı hasar oluşmuştu.
Kısmi felç.
Ağzı yana kayıyordu.
Dudakları orantısız duruyordu.
Üstelik sol gözü sağ gözüne oranla daha aşağıdaydı.

O yüzden insan içine çıkamıyor, okulu gidemiyor, arkadaş edinemiyordu.

Tek arkadaşı köpeği, Butkus'tu.
Bir buldog.
Butkus onun herşeyiydi.
New York sokaklarını köpeğiyle aşındırıyordu.

İkinci sınıf spor salonlarına gidiyordu.

Ne iş bulsa yapıyordu.
Amele işler.

Sokaklarda yatıyor, yemeğini köpeğiyle paylaşıyordu.
Bazen günlerce aç kalıyorlardı.

Bir süre sonra Hollywood'u mekan tuttu.
Oyuncu olmak istiyordu.

Ancak yüzündeki hasar nedeniyle iş bulmakta zorlanıyordu.

Bazı filmlerde çok düşük ücretle yüzü görünmeden diyalogsuz, küçük roller alıyordu.
Genelde de porno filimlerde.

Ama kazandığı yetmiyordu.
Sonunda sıfırı tüketti.

Köpeğini besleyemediği için tanımadığı bir adama satmak zorunda kaldı.
Sadece 25 dolara.
Parayı alıp, Butkus'u verdiğinde hem kendisi, hem köpeği ağlıyordu.

Köpeğini sattıktan bir hafta sonra bir tesadüf Muhammed Ali Clay ile Chuck Wepner'in boks maçını izledi.

O an karar verdi.

Boksörlerin hayatını anlatan bir senaryo yazmalıydı.

Daha önce gittiği spor salonlarına döndü.
Bir kaç isimsiz boksörle konuştu.

Kafasında senaryo hazırdı.
Oturdu, 20 saatte yazdı.

Sıra senaryoyu satmaya gelmişti.
Ancak kimse ile anlaşamıyordu.
Çünkü başrolde kendi oynamak istiyordu.

Film yapımcıları senaryoyu çok beğenmelerine rağmen, ağzının yamukluğu nedeniyle ona rol vermek istemiyordu.

Hatta dalga geçiyorlardı.
'Senden olsa olsa komedyen olur, bize star lazım' diyenler oldu.

Senaryoya 350 bin dolar verdiler ama onun başrol oynamasını kabul etmediler.

Kapılar bir bir kapandı.
Sonunda bir film şirketi sadece 35 bin dolar karşılığında anlaşma sağladı.

Senaryoda başrol oynayacaktı..
350 bin doları geri çevirdi, 35 bin doları kabul etti.

Film hasılat rekorları kırdı.
Ödül üstüne ödül aldı.
En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Kurgu dallarında 3 Oscar kazandı.

Bu dünya tarihinde bir ilkti.
Adı sanı duyulmamış bir oyuncu ve sıradan bir yönetmen muzice yaratmıştı.

Bir anda ünlendi.
Artık zengindi.
İstediğini alabilirdi.
Lüks villa, son model araba, ne isterse.
Ama onun ilk işi, iki yıl önce sattığı köpeğini aramak oldu.

Hemen köpeğini tanımadığı adama verdiği sokağa gitti.
Sordu, soruşturdu.
Bilen yoktu.

Yılmadı.
Butkus'ı bulmalıydı.

Günlerce bekledi.
Sonunda adamı ve köpeğini buldu.

100 dolar teklif etti.
Adam kabul etmedi.
500 dolar teklif etti.
Adam yine kabul etmedi..
1.000 dolar.
Yine red.

Uzun pazarlık sonunda nihayet anlaştı.
25 dolara sattığı köpeğini 1.500 dolara geri aldı.

Sevgililer birbirine kavuşmuştu.
O adam bugünün Hollywood starı Sylvester Stallone idi.



Meşhur olduğu film de Rocky.

Stallone köpeği Butkus'a daha sonra oynadığı filimlerde rol verdi.

Hayat böyle bir şey işte.
Bazen dibe vurursun, bazen zirveye çıkarsın.
Önemli olan vazgeçmemek.

Samuel Beckett şöyle der:
"Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Gene dene, gene yenil. Daha iyi yenil."

Yenilmekten korkmayın.

Mücadele edenin kazanma şansı vardır.
Pes edenin asla.

Ben de son bir söz edeyim:
Daha fazlası için hayallerinden vazgeçme.
Hayallerine hizmet ediyorsa, daha azı kabul et. Sonuçta daha çok kazanırsın.

Bir de:
Cesaret korkmamak değildir; korktuğun halde yapmaktır.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
  • Levent akagündüz nil optik
    Süper olmuş cem abi kalemine sağlık