Cem Özer

Cem Özer

Neler, neler gördük biz..

Ne nesilmişiz ama...
Neler, neler gördük biz..
Sakalar, evlere su getirirdi hasırla kaplı cam damacanalarla.

Mahalle yoğurtçuları, istemeyenler için kaymağı ayırır, ayrı satardı isteyene.
Çocuklara beleşti.
Pardon, gülücük, sevinç karşılığıydı.

At, eşek sırtında sebze satılırdı.

Yazın balkona, bahçeye televizyon çıkarılmaz; ayçiçeği alınır, bahçe sinemasına gidilirdi.
Yazlık sinemalar vardı Nişanca'dakinde çocukluğumuzun geçtiği, Büyük Çekmece'dekini kuzenimle işlettiğimiz.

Yiyecekleri tel dolaplara koyardık, Friciderdi buzdolabının adı (aslında markaydı hani Aygaz, Selpak gibi) zengin evlerinde olurdu.

Suyu su küplerinde saklardık, ıslak bezle sarılırdı küp ve su buz gibi olurdu.

Çini sobaya taşıdığım odunlar ve sonra yeni çıkan "Vezüv" gaz sobasına gaz almak için girilen kuyruklar...
Gaz ocağı...
Mutfak Kuzinesi...
Cumbalı ahşap evler...
Lambalı radyo...
Alaturka tuvalet vardı.

Kadıköy-Karaköy seferi yapan Turan Emeksiz, İhsan Kalmaz
buharlı vapurlarına binerdik.

Yeni yeni başlamıştı apartman hayatı ve tabii ki...
Gömme banyo...
"Alev" adındaki mazotlu talaş yakılarak suyu ısıtan termisifon...
Havagazlı yemek fırını.

Ho ho hooo Hoover, süpürür döver, her yeri temizleyen Hoover Hoover Hoover... elektrik süpürgesi ve
110 volttu elektrik.
Tıpkı Amerika'daki gibi.
Avrupa'da 220 idi oysa .
Amerikan malıydı çünkü her şey (Avrupa malları için transformatör kullanılırdı) ve biz Amerika'nın uydusuyduk... çok başarılı, büyük demokrat, vatansever Başbakan rahmetli Adnan Menderes sayesinde.

İlk Fast Food restoranını (Ömür- Atlantik. Yerli ve milli) hatırlar Bakırköy civarından olanlar.

Siyah beyazdı filmler... sonra "kısmen Renkli" oldular.

iPad, bilgisayar, akıllı telefon yerine;
Teksas, Tommiks, Pekosbill, Kinova, Tex düşmezdi elimizden.
Değiş tokuş yapardık.

Jikletten çıkan plastik şehirleri biriktirip, Türkiye haritası yaptık.
Yine jikletten çıkan "Ülkeler Kartları"ndan ülkelerin özelliklerini öğrendik ve hiç unutmadık coğrafya dersinin aksine.

Yandan çarklı arabalı vapura bindik Sirkeci-Harem hattında.

Sonra ergenlikte;
Elektrikli Banliyö trenini...
Merdaneli Çamaşır Makinesini...
Transistörlü Radyoyu...
Juke Box müzik dolaplarını tanıdık.

İlk sinemaskop renkli Amerikan filmini seyretmek için, karaborsa bilet almayı öğrendik.

45'lik - 33'lük plakları dinlemeyi...
Philips marka makaralı teyplere Polis Radyosu'ndan arabesk kaydetmeyi, büyüklerin onlarla rakı içmesine bol sulu ayranla eşlik ettik.

Evde oynatılan film makineleri vardı. Sirkeci'den kamerayla birlikte alınır, doğum gününde falan film çekilir, en çok da plajda... film Almanya'ya gönderilir, banyo edilir, heyecanla beklenir sanki o anlar yaşanmamış gibi... gelir, makina kurulur, karşısına kurulunur, izlenirdi anılar.
Telefonla çekip, filmlerden filtre seç olmazdı.

Babaları hallice maaş alan ya da Almanya'da akrabası olanların evinde 16 mm. film makinesi olurdu.
Galatasaray'da lisenin karşısında Dar Film'den film kiralanır, evde ailecek izlenirdi ev sineması.
Babalar makinistti, anneler mısır patlatırdı, Netflix avucunu yalardı.

Cadillac, Desoto, Chevrolet idi Amerikan arabalarının markaları.
Alırdın Ford, olurdun Lord.

Sokaklarda ankesörlü (jetonlu) telefonu, gördük.
Postane yoksa yakında, yanındaki ayakkabı boyacısından alınırdı jeton.

Postaneye gidip mektup atmayı- postanede telefon yazdırmayı, telefon bağlanınca, mektup gelince sevinçten havaya uçmayı yaşadık biz.

Acelesi varsa söyleneceklerin ve telefon yoktuysa evlerde -ki çokluk yoktu- telgraf çekilirdi.
1976'da biz Dalaman'da 24 Saat filmini çekerken annemden almıştım ilk telgrafı :
"Hukuk Fakültesi"ni kazandın!

Aynı gün, hem de otobüsle, Sarıyer'e muhallebi, börek...
Kanlıca'ya yoğurt ,
Eminönü'ye balık ekmek yemeye gidilebilirdi.

Diskoteklerde dans eder, kıza sarılabilmek için slow çalmasını beklerdik.

Aynı stat da peş peşe rakip takım taraftarıyla iki maç izlenirdi.

Yazları Avrupa'dan gelen Sirklere gidilirdi Küçük Çiftlik Parkı'nda, yanındaki alana İtalyan Lunaparkı kurulur, cümbüş olurdu.

Eve telefon gelsin diye yazılıp on yıllarca telefon sahibi olmayı beklerdi büyükler.

Müsvette olarak sarı-saman kağıt kullanmayı...
Bir yabanlık, bir bayramlıkla bir yılı geçirmeyi...
Terziye gidip ceket, pantolon diktirmeyi...
Annenin öreceği kazak için prova yaptırmayı...
Konfeksiyonda satılan ilk gömleği giymeyi...
İlk trikotaj kazağı giymeyi...
Jivago dik yaka kazak için dükkanda sıraya giymeyi...
Tamamı renkli ilk Türk Filmi "Hıçkırık"ı seyretmeyi...
Bugün bunu karşılayacak keyif; olsa olsa bir iPhone 11 promax bulmak olur yastığının altında...
Daha bitmedi...

Keyif aldıysanız devam edecek.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
  • Nüket mutlu
    O beyaz atlı krallar artık o nesil bitti çok duygulandım emeğinize sağlık keşke herkes okusa,tanışa,anlasa bu güzel insanları,keşke anlasalardı
  • Nadya Karoglu.
    Harika bir yazi
  • Samim bey
    Biz son nesildik,bizden sonra buyuk kopus basladi,sanirim...
  • BENGÜL ÇINAR
    Şahane bir yazı 🙏👍🙂🍀
  • Derga Ak
    Harikasın
  • Dilek HOŞGİR
    Öyle güzel anlamışsınız ki çocukluğum film şeridi gibi gözümün önünden geçti biz lale devri çocuklarıyız tşk ederim cem özer ağzınıza yüreğinize sağlık
  • GÜNİZİ BOZKAYA
    Yeniden yaşadım o günleri.. Kalemine sağlık. Sevgiler..:)
  • Melike Alparslan
    Harika. Hepsini birebir yaşadık. Tüm güzellikler artık yerini teknolojiye bıraktı çok kolay ulaşılır olundu herşeye belki ama o bekleme heyecanını o herşeyin ilkini yaşayamıyorlar değerini bilemiyorlar. Tşk.ler.
  • Dilek Karahan
    Harika👌🏼🌺
  • Çetin atılgan
    Muhteşemsiniz