Cumhurbaşkanı Erdoğan, Danıştay binasında gerçekleştirilen törende, Türk hukuk tarihine kök salan 1,5 asırlık bir kurum olan Danıştay’ın kuruluş yıl dönümünü ve tüm yargı camiasının İdari Yargı Günü’nü tebrik etti. Konuşmasında, bu köklü kurumun bugünlere gelmesinde emeği geçen tüm hukukçulara şükranlarını sunan Erdoğan, aradan ayrılanları rahmetle anarken, emekli olanlara sağlık, görevde olan yargı mensuplarına ise başarılar diledi.
"Vatandaşın hak arayışına nezaret eden, yol gösteren ve adaletin tecellisine katkı sunan avukatlarımıza da buradan saygılarımı gönderiyorum." ifadelerini kullanan Erdoğan, şöyle devam etti;
Bu tarz törenlerde isimleri genellikle unutulan ama idari yargının yükünü omuzlayan adalet personeline de emek ve mesaileri için teşekkür ediyor; hepsinin İdari Yargı Günü’nü içtenlikle kutluyorum. Hukuk devletinin en genel tanımı; bütün kurum ve organlarıyla devletin hukuk içinde kalması ve hukukla hayat bulmasıdır. Bu tarifi kuvveden fiile, idealden hakikate çıkaran kurumsal güvencelerin başında, adil ve etkin işleyen bağımsız ve tarafsız bir yargı organının varlığı gelmektedir.
"İdari yargı yolu güvenli bir limandır"
Devletin üç temel sütunundan biri olan yargı organı içindeki idari yargı yolu, kamunun tasarrufları karşısında vatandaşın hakkını arayacağı güvenli bir limandır. Danıştay da bu yolun bidayet ve nihayet çizgisindeki son durağıdır. Bundan tam 158 yıl evvel Şura-yı Devlet adıyla kurulduğunda, Sultan Abdülaziz adına okunan Nutku Hümayun’da hukuki güvenlik, adil ve eşit idare ilkelerinin altı çizilmiş; toplumda sınıf farkı gözetmeksizin hukukun herkes için korunacağı taahhüt edilmişti. Önce Şura-yı Devlet, ardından Cumhuriyet Türkiyesi’nde Danıştay, bu taahhüdü takip ederek hukuk devleti ilkesinin yerleşmesi ve kökleşmesi için mühim hizmetler ifa etmiştir. Zamanla Danıştay’ın idari ve istişari rolü zayıflamış, buna mukabil yargısal denetim fonksiyonu öne çıkmıştır. Yürüttüğü hukuka uygunluk denetimiyle Danıştay’ın gerek idari makamlara gerek alt derece mahkemelerine sağladığı rehberlik halen önemini koruyor.
Tabii burada bir hususun altının çizilmesi gerekiyor. Bakınız, günümüzde hukuku; insanın doğuştan gelen hak ve özgürlüklerini dikkate almadan kâmilen tanımlayamıyoruz. Zira hukuk, özü ve meşruiyetini evrensel nitelikteki bu değerlerden alıyor. Hak ve özgürlükler, bir bakıma insanın korunaklı alanını belirleyen, bireysel güvenliği temin eden kurallar kümesidir. Bunun için bireysel güvenlik ihtiyaçlarına cevap vermeden, kolektif güvenlik ihtiyaçlarını karşılamaya imkan yoktur. Üstelik bu bizim için yeni öğrenilmiş bir ders değildir.
"Hukukumuzun özü: İnsanı yaşat ki devlet yaşasın"
Devlet felsefemizin temelini oluşturan Şeyh Edebali’nin 'İnsanı yaşat ki devlet yaşasın' öğüdüyle yüzyıllardır bu gerçeğin farkındayız. Farkında olduğumuz bir diğer husus; devlet ve vatandaş arasındaki ilişkinin doğası itibarıyla eşitler arası bir ilişki olmadığıdır. İdare hukuku ve bu hukuk dalının kurallarını uygulayan idari yargı; devlet ile vatandaş arasındaki işte bu ilişkide bir denge unsurudur. Adliye mahkemelerinden farklı olarak idari yargıda uyuşmazlığın bir tarafı her zaman devlettir, kamu idaresidir. Dolayısıyla idari yargının adil ve etkin işleyişi; kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı bakımından özel öneme sahiptir ve bu işleyiş, hukuk devleti standartlarına dair çok kritik bir göstergedir.
Çok değerli dostlar; yaklaşık altı sene önce aramızdan ayrılan rahmetli Prof. Dr. İlhan Özay, 'Gün Işığında Yönetim' kavramıyla önümüzde yeni bir pencere açmıştı. Devletin güneşle remzedilmesi ve temel vasıflarının gün ışığına nispetle tarifi, esasen hukuk devletinin zarif ve bilgece ifadesidir. Modern anlamıyla hukuk devleti; gün ortasında tam tepeye yerleşen güneş misali aydınlığını her köşeye ulaştırır, herkesi eşit derecede ısıtır ve ışıtır.
"İdareci milletin efendisi değil, hizmetkarıdır"
Eskiler tam da bu sebeple 'Allah devlete zeval vermesin' demiştir. Zevalinden endişe edilen hiç kuşkusuz devletin soyut varlığı değil; adil ve eşitlikçi karakteridir. Eskiler tam da bu sebeple 'Allah devlete zeval vermesin' demiştir. Zevalinden endişe edilen hiç kuşkusuz devletin soyut varlığı değil; adil ve eşitlikçi karakteridir. Adalet ve eşitlik ilkeleri üzerinde neşvünema bulan bir hukuk devleti düzeninde hiç kimse için korku yoktur, ümitsizlik yoktur, çaresizlik yoktur. Bu düzende kamu idaresi vatandaşa tepeden bakamaz, göz hizasında konuşur. Bu düzende imtiyazlılar, seçkinler hukukun kapsama alanı dışında değildir; hukuk karşısında mutlak bir eşitlik vardır. İdareci, vatandaşın efendisi değil, hizmetkârıdır. Bu düzende asıl olan millettir, milletin rızası ve vatandaşın memnuniyetidir.
"İyi yönetim ideali, güç ve mevzi kazanmıştır"
Toplumun bir kesiminin kendisini öz yurdunda garip hissettiği dönemlerden; siyasetin ve kamu idaresinin vatandaşla göz hizasında iletişim kurduğu bir olgunluk seviyesine hamdolsun ulaştık. Her türlü ayrıcalığa ve ayrımcılığa son verdik. Cumhur ile Cumhuriyet arasına çekilen dikenli tel örgüleri söküp attık. Özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile milletin iradesinin aracısız bir şekilde devlet idaresinde belirleyici olmasını temin ettik. İyi yönetim ideali, bilhassa son 23 yılda hayata geçirilen yasal ve yapısal reformlarla güç ve mevzi kazanmıştır.
Dilekçe ve bilgi edinme hakkı, kamu denetçiliği gibi kurumlarla idarenin demokratik denetiminin önü açılmıştır. Kamu Denetçiliği Kurumu, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, Kamu Görevlileri Etik Kurulu, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu gibi kurul ve düzenlemelerle vatandaşımıza ilave güvenceler sağlanmıştır. İdari yargı yolunu güçlendirmek için attığımız adımları zaten çok iyi biliyorsunuz. Mahkeme sayısını 126’dan 245’e çıkartarak yüzde 68 oranında artırdık. İdare mahkemesi kurulu il sayısını 72’ye, vergi mahkemesi kurulu il sayısını da 39’a yükselttik.
Kaynak: TRT Haber
Kaynak: TRT Haber
