AJANSLAR -
Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi (STRATCOM), ikinci gününde İstanbul’da devam ediyor. "Bölgesel gerilimlerden küresel kırılmalara: İran savaşının stratejik etkileri" panelinde Uluslararası Kriz Grubu İran Projesi Direktörü Dr. Ali Vaez, ABD-İsrail ve İran savaşını değerlendirdi.
‘Diplomasiyi itibarsızlaştıran bir stratejik iletişim atmosferi vardı’
Uluslararası Kriz Grubu İran Projesi Direktörü Dr. Ali Vaez, savaşa sürükleyen gelişmeleri ve çatışmalardan önce yürütülen müzakere sürecini şöyle anlattı:
"İlk günah olarak gördüğüm noktaya, yani 2018’e değineceğim. Başkan Trump, İran’ın nükleer programını sınırlayan ve dünyanın herhangi bir yerinde uygulanmış en sıkı denetim mekanizması altına alan müzakere edilmiş anlaşmadan çekildi. Bu anlaşmadan çekilmek, ABD’nin müzakere ortağı olarak güvenilirliğine ciddi zarar verdi. Bu karardan önceki süreçte de İran tehdidini abartan, anlaşmanın eksikliklerine dair çeşitli anlatılar üreten ve diplomasiyi itibarsızlaştıran bir stratejik iletişim atmosferi vardı."
'Görüşmeler devam ederken İsrail savaş başlattı, güven daha da zedelendi'
Dr. Ali Vaez, İsrail ve ABD’nin müzakere sürecinde operasyon başlatmalarının güven zedelediğini söyleyerek süreci şöyle özetledi:
"Geçen yıl ABD ile İran, Umman’ın arabuluculuğunda beş tur görüşme gerçekleştirdi. Ancak bu diplomatik süreç devam ederken İsrail askeri bir operasyon başlattı. Bunun ötesinde, güven daha da zedelendi. İran açısından bakıldığında, müzakereler tırmanışla eşzamanlı ilerledi. Bu da yalnızca ABD’nin güvenilir olmadığı algısını değil, diplomasinin savaş için bir örtü olarak kullanılabileceği algısını da güçlendirdi."
"Benzer bir durum 2026’da tekrar yaşandı. Bir yıl içinde iki kez, müzakerelerin ortasında çatışma patlak verdi. Güven bu düzeyde çöktüğünde, karşılıklı olarak kabul edilebilir çözümler üretmek neredeyse imkansız hale gelir."
'Temel sorun ise ABD’nin müzakerelerdeki hedefleri'
Dr. Ali Vaez, müzakere sürecinde temel sorunun ABD'nin hedefleri olduğunu belirtirken bu isteklerin İran tarafından kabul edilebilir olmadığını aktardı:
“Bir diğer temel sorun ise ABD’nin müzakerelerdeki hedefleridir. 2003’te başlayan nükleer krizden bu yana Washington büyük ölçüde sıfır toplamlı bir sonuç arayışında oldu: İran’ın geri adım atması ve kendi topraklarında yerli bir nükleer yakıt döngüsüne sahip olmaması. Bu yaklaşım kazan-kazan temelli bir diplomasiye uygun değildir ve dolayısıyla İran tarafından kabul edilebilir bulunmamıştır."
‘Görüşmeler başarısız olduktan sonra ABD tarafının yaptıkları açıklamalar, İran’ı tam olarak anlamamış olabileceklerini göstermekte'
Dr. Ali Vaez, görüşmeler sonrasında ABD tarafının yaptığı açıklamaların İran’ı anlamadıklarını gösterdiğini söyledi:
"Son olarak, diplomaside insanlar önemlidir. ABD, diplomasi tecrübesi sınırlı, daha çok iş dünyası geçmişine sahip kişileri müzakereci olarak görevlendirdi. Görüşmeler başarısız olduktan sonra yaptıkları açıklamalar, İran tarafının masaya koyduğu önerileri tam olarak anlamamış olabileceklerini göstermektedir. Oysa bu öneriler, geçmişte sunulan tekliflerden bazı açılardan daha esnekti."
‘Trump yönetimiyle arabulucular üzerinden değil, doğrudan temas kurulması daha etkili olabilirdi'
Dr. Ali Vaez, son olarak bu süreci şu sözlerle özetledi:
“Bununla birlikte, tüm sorumluluk İran’a ait değildir demek doğru olmaz. Tahran’ın da Biden yönetimiyle anlaşmayı yeniden canlandırmak için daha ciddi angajmana girme fırsatları vardı ve zaman zaman aşırı katı bir tutum sergiledi. Trump yönetimi döneminde de yalnızca arabulucular üzerinden değil, doğrudan temas kurulması daha etkili olabilirdi. Karşılıklı güvensizlik, sıfır toplamlı hedefler, siyasallaştırılmış stratejik iletişim ve tarafların diplomatik hataları bizi bu tehlikeli ve talihsiz noktaya getirmiştir.“
