Balıkçıyı değil, balığı koruyalım!
15 Ağustos itibarıyla denizlerimizde yeni av sezonunun ilk adımları atılıyor. Ardından 1 Eylül’de genel av sezonunun başlamasıyla birlikte denizlerimiz yeniden balıkçı tekneleriyle buluşacak.
Şimdiden bütün balıkçılarımıza kazası belasız, bol ve bereketli bir sezon diliyorum.
Ben denizi uzaktan seyreden biri değilim.
Hayatımın önemli bir bölümünü denizde geçirdim. Denizcilik sektörünün içerisindeyim, amatör balıkçıyım. Askerliğimden iş hayatıma kadar denizle iç içe yaşadım. Denizin havasını, dalgasını, fırtınasını; küçük bir sandalın neye ihtiyaç duyduğunu da balıkçının hangi şartlarda ekmeğinin ve keyfinin peşinden gittiğini de bilirim.
Bu nedenle son yıllarda özellikle küçük tekne ve amatör balıkçılığa getirilen bazı kuralları anlamakta gerçekten zorlanıyorum.
Yanlış anlaşılmasın:
Kurala karşı değilim.
Denetime karşı hiç değilim.
Balığın neslinin korunmasına sonuna kadar taraftarım.
Küçük balık avlanmasın. Yasak bölgede avlanılmasın. Deniz kirletilmesin. Kaçak avcılık yapılmasın. İnsan hayatını koruyacak temel emniyet tedbirleri eksiksiz olsun.
Ama kural koyarken de denizi bilmek gerekir.
Ankara'da masa başında hazırlanacak bir yönetmelikle Karadeniz'in kıyısında 5 metrelik sandalıyla birkaç kilo balık tutmaya çıkan emeklinin şartlarını aynı kefeye koyamazsınız.
Küçük sandalda gerçekten ne lazım?
Bana sorarsanız öncelik çok açık:
Can yeleği olmazsa olmazdır.
Çapa olmazsa olmazdır.
Yeterli uzunlukta sağlam bir halat olmazsa olmazdır.
Motorunuz arızalandığında, hava bozduğunda sizi sürüklenmekten kurtaracak şeylerden biri çapadır. Çapanızın yeterli halatı yoksa çapanın da anlamı kalmaz.
Bunlar denizin içinden gelen insanların bildiği gerçeklerdir.
Ama bazı düzenlemelere bakıyorsunuz; küçük bir sandalın içerisinde muhafaza edilmesi dahi problem olan ekipmanlar sıralanıyor. Deniz ortamında kısa sürede korozyona uğrayabilecek malzemeler isteniyor. Düdükten aynaya kadar birtakım şartlar getiriliyor.
Elbette her emniyet ekipmanının teorik bir gerekçesi vardır. Fakat mevzuat teknenin boyuna, kullanım alanına ve kıyıdan uzaklığına göre gerçekçi ve uygulanabilir olmak zorundadır.
5 metre civarındaki bir sandal ile açık deniz gemisini aynı bürokratik mantıkla değerlendiremezsiniz.
Bir başka mesele: Amatör balıkçıya getirilen av sınırlamaları
Palamut avlayan küçük tekneye iğne sayısı getiriyoruz.
Amatör balıkçıya günlük kilogram sınırı getiriyoruz.
Peki denizin içerisindeki gerçek karşılığı nedir?
Palamut sürüsü geldiğinde birkaç dakika içerisinde av gerçekleşir. Siz kıyı balıkçısına çok katı sınırlamalar getirirken endüstriyel avcılığın denizdeki toplam baskısını da aynı hassasiyetle değerlendirmek zorundasınız.
Bir tarafta ailesiyle yiyeceği birkaç balığın peşindeki vatandaş…
Diğer tarafta tonlarla ifade edilen profesyonel avcılık…
Balığı koruyacaksak ölçeği doğru kuracağız.
Denizlerimizde balığın azalmasının temel sebebini birkaç kilo balık tutan emeklide, köylüde veya küçük sandal sahibinde aramak kolaycılıktır.
Asıl mücadeleyi; yasadışı avcılığa, trola, kaçak midye avcılığına, yasak sahalarda yapılan ticari avcılığa ve deniz ekosistemini gerçekten tahrip eden faaliyetlere karşı büyütmeliyiz.
Sahil Güvenlik bizim askerimizdir
Burada özellikle bir hususun altını çizmek istiyorum.
Sahil Güvenlik Komutanlığımız bizim göz bebeğimizdir. Oradaki asker bizim askerimizdir.
Onların görevi kendilerine verilen kanunları ve yönetmelikleri uygulamaktır.
Fakat sahada öyle bir noktaya gelindiğini görüyoruz ki küçük balıkçı Sahil Güvenlik botunu gördüğünde tedirgin oluyor.
Bu doğru değil.
Balıkçı kendi askerinden kaçmamalı, askerimiz de küçük balıkçıyı potansiyel suçlu gibi görmek zorunda bırakılmamalıdır.
Bunun sorumlusu sahadaki asker değildir.
Sorun, uygulanması zor ve hayatın gerçekleriyle örtüşmeyen kurallar varsa o kuralları hazırlayan bürokrasidir.
Devlet vatandaşını korur; vatandaşına hayatı zorlaştırmak için prosedür üretmez.
Sahil Güvenliğimizin zamanı, personeli ve devletimizin yakıtı çok kıymetlidir. Bu büyük güç öncelikle insan kaçakçılığına, yasadışı ve kayıt dışı avcılığa, trola, deniz güvenliğine ve denizi gerçekten talan eden yapılara yöneltilmelidir.
5-6 metrelik sandalındaki emeklinin peşinde saatler harcanması ne balık stoklarımızı kurtarır ne de devlete fayda sağlar.
Amatör Denizci Belgesi meselesi de yeniden düşünülmeli
Kırsalda yaşayan, yıllardır denize çıkan, belki teknolojiyle ilişkisi sınırlı olan vatandaşımıza onlarca soruluk dijital süreçler dayattığınızda bunun adı kolaylaştırmak olmaz.
Eğitim verelim.
Temel denizcilik bilgisini öğretelim.
İnsan hayatını koruyacak bilgileri mutlaka anlatalım.
Ama 5 metre ve altındaki tekneler için sade, anlaşılır ve vatandaşın ulaşabileceği ayrı bir sistem oluşturalım.
Devletin görevi vatandaşı mevzuatın içinde boğmak değil, güvenliği sağlayarak hayatını kolaylaştırmaktır.
Yönetmelik hazırlayanlar önce balıkçıyla denize çıksın
TBMM'de görev yaptığım dönemde de su ürünleriyle ilgili çalışmaların içerisinde bu konuların nasıl ele alındığını gördüm.
Buradan çok açık bir çağrı yapıyorum:
Yeni bir balıkçılık düzenlemesi mi hazırlanacak?
Kooperatif başkanlarını çağırın.
Profesyonel balıkçıyı çağırın.
Amatör balıkçıyı çağırın.
Kıyı köylerinde yaşayan insanları çağırın.
Denizcileri çağırın.
Hatta sadece toplantı salonunda dinlemeyin.
Gidin bir gün onlarla denize çıkın.
Bir palamut çaparisi nasıl atılıyor görün.
5 metrelik sandalda ne kadar yer olduğunu görün.
Motor durduğunda çapanın ne anlama geldiğini görün.
Karadeniz'de hava on dakikada değiştiğinde küçük teknenin neler yaşadığını görün.
Sonra oturun yönetmeliği beraber hazırlayın.
Çünkü masa başındaki bilgi kıymetlidir ama denizin öğrettiği bilgi bambaşkadır.
Küçük balıkçıyı rahat bırakın
Buradan ilgili kurumlarımıza çağrımdır:
6 metre ve altındaki kıyı ve amatör tekneler için mevzuatı yeniden değerlendirin.
Can güvenliği için gerçekten gerekli birkaç temel ekipmanı kesinlikle zorunlu tutun.
Balığın neslini koruyacak boy ve tür yasaklarını tavizsiz uygulayın.
Ama emekli olmuş, hayatının sonbaharında birkaç saatini denizde geçirmek isteyen vatandaşımızı onlarca prosedürün altında ezmeyin.
Köylüyü rahat bırakın.
Kıyı balıkçısını rahat bırakın.
Amatör balıkçıyı rahat bırakın.
Adam birkaç kilo balığını tutsun, evine götürsün, çocuklarıyla torunlarıyla yesin.
Devlet ile vatandaşı karşı karşıya getirmeyelim.
Balıkçıyı değil, balığı koruyalım.
Küçük sandalı değil, denizi talan edeni takip edelim.
Vatandaşa eziyet eden değil, vatandaşın güvenliğini sağlayan kurallar koyalım.
Denizi bilmeyenlerin denizciye hayat tarif ettiği bir mevzuat anlayışından vazgeçelim.
Yeni sezonun bütün balıkçılarımıza, denizcilerimize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.
Vira Bismillah…
Pruvanız neta, avınız bereketli olsun.
Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.