Ticaretin Ve Dostluğun Simgesi; Necdet Aygün

Çevresinde dostluğun ve ticaretin simgesi olmuş, nereden geldiğini ve kim olduğunu asla unutmamış, ailesine bağlı ülkesi için çalışmış ender değerlerimizden biridir...

Necdet Aygün yardımı o kadar çok seven biriydi ki onun elinin açıklığını bilmeyen yoktu. Bir gün çok yakın bir işadamı arkadaşı sıkışıp Necdet Bey'i arayarak o güne göre ciddi bir rakam borç istemişti, Necdet Bey o arkadaşını kırmayıp o gün kasasındaki tüm parayı arkadaşına vermiş, üç gün sonrada ödemesi gereken bir senedi için bankalardan kredi almak zorunda kalmıştı, ama bunu arkadaşı hiç bilmemişti.

Merhaba sevgili Ogün okurları, sizlere bu hafta Bir Portre'de yine geçmişe giderek, benim için dünyanın en özel insanını anlatacağım. Bu insan benim için özel olduğu kadar, sanırım gazetemizin ve Aygün Grup patronları içinde oldukça özel biridir. Evet bu haftaki bir portremiz Türkiye'nin en eski sanayici ve iş adamlarından rahmetli Necdet Aygün...

Necdet Aygün hayatı oldukça erken en verimli yaşı olan 50 yaşında terk ederek, hakkın rahmetine kavuştu Türkiye'nin 1948'lerdeki kalkınma hamlesinde üzerine düşen görevi bir vatandaş olarak layığı ile yerine getirmiş bir sanayicimiz. Belki de bu ülkenin o yıllardaki gizli kahramanlarından biri.

Necdet Bey 1926 yılında Kastamonu'da dünyaya gelmiş 5 çocuklu Aygün ailesinin en büyük oğulları, bu ailede 4 erkek 1 de kız çocuk varmış. Daha sonraki yıllarda kız çocuk Nurhayat erken yaşta hakkın rahmetine kavuşmuş, baba Kazım Aygün devlet dairesinde müdürlük yaparken ailenin 4 genci Necdet, Nizamettin, Ergin ve Hasan Aygün sıra ile Kastamonu'dan İstanbul'a gelerek iş hayatına atılmışlar. Hepside sıra ile Türk sanayinde yerlerini almış ve kendi Fabrikalarını kurarak 50'li yıllardan başlayarak, günümüze kadar Türk sanayine isimlerini yazdırmışlar.

Bu haftanın bir Portresi şimdilik Necdet Aygün tabi ki daha sonra diğer Aygün'leri de size birer portre olarak anlatacağım. Hepsinin de hayatı azim başarı ile dolu şüphesiz. Necdet Bey 1940 yılında eşi ile İstanbul'a gelip yerleşmiş ve 1948 yılında da Bahar Çocuk Arabaları Galvono Teknik Sanayi firmasını kurarak, tüm Türkiye'ye hani bizlerin çok iyi hatırlayacağı içlerinde yattığımız o görkemli çocuk arabalarını üretmeye başlamış.

Tabi sadece çocuk arabası değil pusetler, mama sandalyeleri, yürüteçler, bebe karyolaları, salıncaklar, kısaca çocukla ilgili her şey vardı bu üretimlerin içerisinde. O yıllarda ülkemizde sanayi daha çok imalat sanayisine yönelikmiş.

Daha sonraki yıllarda Necdet Bey büyük bir azimle Bahar Çocuk Arabaları'nı iyice büyütmüş ve Türkiye'nin her yerinde binlerce bayisi olmuş, hatta daha da ileriki yıllarda ihracata da yönelerek ülkemizin ilk ihracatçılarından biri de olmuş. 2 çocuğu olan Necdet Aygün herkesin tanıdığı itibar ettiği bazen bir bilen olarak danıştığı bir iş adamımız olmuş.


ASLINI HİÇ KAYBETMEDİ
Tüm Aygün ailesi Anadolu'dan geldiğini hiç unutmamış, İstanbul'da yaşamalarına Sanayici olmalarına rağmen aile yapıları gelenek ve görenekleri ile hep Anadolu'lu olmuş ve bundan da gurur duymuşlar, ancak değişen çağa da ayak uydurmayı da ihmal etmemişler.

Necdet Aygün ticaretin ve dostluğun simgesi gibi imiş çevresinde, birini başı mı sıkıştı ona koşarmış, birinin derdi mi var Necdet Bey orada imiş. Ailesini özellikle de kardeşlerini çok seven Necdet Bey'in belki de en küçük olduğu için gözdesi de en ufak kardeşi Hasan Aygün'dü.

Necdet Bey 1965 yılında ciddi bir rahatsızlık geçirdi, bu rahatsızlığın sonunda sağ eli ile sağ ayağına felç geldi, o yıllarda daha 4 ve 6 yaşındaki iki oğlunu yetim bırakmayarak hayata sımsıkı bağlandı. O hali ile kendini toparlayıp mücadelesine devam etti. Tabi ki bu yıllarda Necdet Bey'e bir şey olsa oğulları Celalettin, Cengiz eşi Hayriye hanım ve tüm ailesi dışında ona baba diyen yüzlerce çalışanını da yetim bırakmış olacaktı.

Sanırım bunu iyi biliyor ve Allah'ım bana biraz daha ömür ver diyordu.


ELİ AÇIK ÖRNEK İŞADAMI
Necdet Aygün hayrı, yardımı o kadar çok seven biriydi ki onun elinin açıklığını bilmeyen yoktu. Bir gün çok yakın bir işadamı arkadaşı sıkışıp Necdet Bey'i arayarak o güne göre ciddi bir rakam borç istemişti, Necdet Bey o arkadaşını kırmayıp o gün kasasındaki tüm parayı arkadaşına vermiş, üç gün sonrada ödemesi gereken bir senedi için bankalardan kredi almak zorunda kalmıştı, ama bunu arkadaşı hiç bilmemişti.

Hayatı çok seven dolu doluda yaşayan biri idi Necdet Bey, birçok yerde yapılan camilerden tutun okul sağlık ocağı gibi yerlere de yardım yapardı, yardım için gelen kimsenin kapısından döndüğü de görülmemişti. Bir gün o yıllarda sadece İstanbul'da yayın yapan Türkiye Gazetesi'nin sahibi Enver Ören kendisine ziyarete gelip röportaj yapmıştı o yıllarda Dolapdere'de bulunan fabrikasında (ben çocuktum ama şahit oldum bu söyleşiye) Enver Bey, Necdet Bey'i öve öve bitirememişti.

Yine bir anım Büyükçekmece'de Necdet Bey'in bir yakınlarının yazlığı vardı, buraya ailece gitmeyi çok seviyorlardı (tabi o yıllarda ki Büyükçekmece'nin denizi resmen akvaryumdu) orada iken bir gün Necdet Bey'i Aydın Doğan'la sohbet ederken gördüm.

Tabi Aydın Bey çok gençti o yıllarda. Aydın Bey, Necdet abisinden özel bir konuda yardım istiyordu, demek istediğim şu ki Necdet Aygün'ü her kes çok severdi. Necdet Aygün bir Beşiktaş taraftarı idi, ancak çocuklarının hangi takımı tutacağına da karışmadı, zira çocukları amcaları tarafından Fenerbahçeli yapılmıştı.

Spor sevgi, hoşgörü, kardeşlik derdi bunu bildikten sonra hangi takımı tutarsan tut fark etmez diyerek konuyu noktalardı. Sanki genç yaşta öleceğini biliyordu ve çocuklarının ufacık yaşta da olsa hayatı öğrenmesini istiyordu, bunun içinde elinden geleni yaptı.


GENÇLERE HEP BABALIK YAPTI
İstiyordu ki yıllar sonra da olsa ismi devam etsin, bu ülkenin gençlere çok ihtiyacı var diyordu, o sadece kendi çocuklarını değil birçok genci de okutmayı üstlenmişti.

Kastamonulu ünlü iş adamı Celal Ece bir gün bana beni Kastamonu'da babam Necdet ağabeye emanet etmişti ve beni de liseye o yazdırdı ve velim de Necdet Bey'di demişti. Çocukları ne kadar o babaya layık birer insan oldu inanın bilmiyorum zira Necdet Bey çok erken yaşta onları öksüz bırakıp aramızdan ayrıldı.

Necdet Bey vefat ettiğinde oğulları 17 ve 15 yaşında idi, sanırım o güzel o muhteşem babaya doyamadılar bile. Necdet Bey gençleri çok severdi fırsat buldukça da eşinin kardeşinin oğulları ile de zaman geçirirdi. Bazı zaman gazetemizde ekonomi bölümünü yazan yeğeni Ali Sait Mökükçü'yü yanına alır ve Anadolu turlarına getirirdi.

Ali Bey de abisi Ömer Bey de enişteleri ile olmaktan mutluluk duyarlardı. O yıllarda ailenin tek kızı kardeşi Nizamettin Aygün'ün kızı Aynur Hanım'dı ve Necdet Bey Aynur Hanımı kendi çocuklarından bile daha fazla severdi, o tek kızım o başkadır derdi.

Daha sonra doğan Ergin Aygün'ün kızı Pınar ve Hasan Bey'in kızı Ebru'yu ise fazla görme şansı olmadı ama hatırlarım kundaktaki Ebru'ya bakıp Hasan'ımın kızı çok da güzel dediğini. Bu arada aileden başlamış iken Hasan Bey'in eşi Gürsel Hanım da onun çok sevgili gelini idi.

Necdet Bey oğullarının mürüvvetlerini göremedi. Ben ne zaman torunlarımı kucağıma alacağım derdi hep ama olmadı. Görebilse idi sanırım Ecem Aygün onun biricik kızı olurdu ve dedesinin ismini taşıyan Necdet Emre Aygün'de Aslan oğlu, hayali olan gelini ile baş başa şöyle oturup konuşmak ve ona baba olmayı da Sibel Hanım'da yaşardı. Eh geçte olsa aileye gelen Ali Aygün'ü de çok seveceğinden hiç kuşkum yok.


TİCARETİ DÜRÜSTLÜK ÜZERİNE KURULU İDİ
Bu haftaki bir portrem belki de sizlere okurken bir ailenin anlatımı gibi gelebilir ama inanın Necdet Aygün bugün bile yaşayan toplumumuzda nadir bulunabilecek bir portrelerden. Annesine ve babasına çok bağlı ve saygılı idi yani tam Ataerkil bir aile yapıları vardı.

Her hafta Cuma günleri Cuma Namazı bittikten sonra mutlaka anne ve babasına uğrar onların hayır dualarını alırdı. Annesi tıpkı en ufak kardeşi Hasan Bey gibi çok daha özeldi, Necdet Bey için tabi ki babası da öyle. Necdet Aygün laik bir insandı, Atatürk'ü çok severdi, dini inançları da son derece güçlü idi, içki içmesine rağmen asla Perşembe geceleri içki içmezdi ve Ramazan'da da 1 ay orucunu bırakmazdı, Anadolu'daki tüm bayileri kendisini çok severdi, ticaretinde çek ve senet yoktu Necdet Bey'in.

Bayi malı alır sonra parayı yollardı tek bir gün bir bayisini bana para yolla diye de aramamıştı. Bir gün borcu çok biriken bir bayi için muhasebe müdürü gelip ''Abi şu firmayı arayalım artık '' deyince Necdet Bey, '' Biz ondan yıllarca para kazandık belli ki bir sıkıntısı var, asla aramayın tam tersi kendisine telefon açıp siparişin var mı? diye sorun mala ihtiyacı varsa da yollayın belki bir katkımız olur, ödeyemeyecek duruma gelirse de hesabını silin'' demişti.

İşte Necdet Aygün böyle bir insan ve böyle bir tüccardı. Onun ölümünden sonra çocuklarına sınırsız kredi ile hammadde yollanmasının da sebebi bu idi. Sabah 7 de kalkar fabrikasına gider ve akşam da fabrikasındaki son elemanla çıkardı.


DOSTLARI ONU HİÇ UNUTMADI
Onu en iyi tanıyan insanlardan biri de Nihat Boytüzün ve Mehmet Cansun'du. Mehmet Cansun'un ağabeyi Nihat Böytüzün'ün de dostu idi. Bir gün Nihat Bey bana Necdet Bey öyle güzel bir adamdı ki anlatamam çok parasını kazandık, Bahar Çocuk Arabaları'nın reklamlarından demişti.

Bu isimler yaşayanları (Allah ömürler versin) bir de rahmetli olanlar var ki onu çok seven yakın arkadaşları, mesela rahmetli Kadir Has, Halit Cıngıllıoğlu, rahmetli Celal Bayar, İhsan Sabri Çağlıyangil daha nice isimler saymak mümkün. En yakın arkadaşları ise yine rahmetli Nevzat Koçoğlu, Rıza Can gibi niceleri şimdi onun yanındalar ve sanıyorum bu güzel ülkemizi seyredip güzel olan şeylerle sevinirken kötü giden şeylere de üzülüyorlardır.

Necdet Aygün 1976 yılının 16.Ağustos'unda hayata daha 50 yaşında iken veda etti. Tam Suudi Arabistan'a Çocuk Arabaları fabrikası kurmak üzere gidecekken Yüce Allah izin vermedi. Onun cenazesinde insan seli vardı, Şişli Camisi tıka basa dolmuştu ve Necdet Aygün son yolculuğa çıktı tam 32 yıl önce...

Bu değerli işadamımız da nice değerlerimiz gibi bizleri yalnız bıraktı. Sakın beni hep geçmişin bir portrelerini yapıyorum diye eleştirmeyin sevgili okurlar bizler bu değerleri tanımazsak geleceğe nasıl bakacağımızı bilemeyiz, onlardan şimdi bile öğreneceğimiz çok şey var, keşke nice atalarımızı, cetlerimizi bütün geçmiş değerlerimizi tanıma şerefine nail olup hepsini tek tek anlatabilse idim bir portre de sizlere.

Haftaya yeni bir portre de buluşmak üzere sağlıcakla kalın...


 

OGÜN/24-30.Ağustos.2008/Sayı:87/Sayfa:14

Gazete baskısı için tıklayınız. 

Bu haber'e yapılan yorumları okumak için tıklayınız.








Okuyucu Yorumları !
Bu Portre'ye Yorum veya Hatıra yazmak için tıklayınız.









 

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın