Amerika’da başlayan değişim Amerika harici dünyayı ne kadar hızlı etkileyecek?
Bir devri bitirmek veya bir devrin yerleşik ezberini bozup devrim niteliğinde yeni bir devir açmak için galiba Trump/Netanyahu/Putin gibiler eliyle, dünyaya en kötü pratikleri yaşatmak gerekiyor olsa gerek…
Bu yazımda sadece Trump ve Amerika örneğine dair düşüncelerimi paylaşacağım.
Amerika başkanlık tarihinin son 50 yılına baktığımızda Trump gibi bir başkanın daha gelmediğini görüyoruz.
Sakarlıkları ve kırdığı potlar istihza içinde anlatılan oğul Bush bile çılgınlık/dengesizlik ve kalitesizlikte Trump’ın yanından bile geçemezdi.
Trump “en kötü Amerika ve Amerika’nın en kötü başkanlığında” çığır açan bir adam. Hem de bunu daha iki senesi bile dolmadan başardı!
Eminim Amerikan demokrasi tarihi Trump’ı istisnai bir yere not edecek ama altın harflerle olmayacağı kesin!
Bu noktada şu soru akla gelebilir:
Peki, küresel belirleyicilik noktasında galaksinin bir numarası olan Amerika gibi bir ülke, neden Trump gibi bir başkana peşkeş çekildi? Veya Amerikalılar neden böyle bir adamı başkan seçti ve neden daha iki senesi bile dolmadan “topal ördek” yapıverdi?
Arkadaşlar!
Benim değerlendirmem şu:
Söylemek zorundayım ki dünyanın herhangi bir ülkesinde herhangi bir yönetim o ülke halkının gerçek hür iradesiyle başa geçmedi ve öyle görünüyor ki yakın gelecekte de böyle bir durum olmayacak.
Hele de, Amerika gibi küresel belirleyiciliğe sahip ve muktedir; aynı zamanda da hep zikrettiğim Güç ve Akıl Sahiplerinin başkenti konumunda olan bir ülkede, siyasi doğallık ve spontanlık asla gerçekleşemez. Siyaset siyasetçilere, seçim sonuçları da seçmene bırakılmayacak kadar önemli görülür.
Trump gibi birinin neden başkan olduğuna gelince; yeni bir dünya kuruluyor ve yeni bir dünya düzeni tesis ediliyor ise eski dünyanın eski yönetim sistematiğinin yetersizliğini göstermek ve yeniye olan ihtiyacı gözler önüne sermek için en kötü örneğin yaşatılması gerektiği için ve bunu sergileyecek isim olarak Trump’dan daha kötüsünü de bulamadıkları için başkan yapıldığı kanaatindeyim.
Bu noktadan hareketle konuya bir de şöyle bakalım:
Trump’ın, iki senelik başkanlığının oluşturduğu enkaz şu: Bırakın sadece Amerika’yı; bütün dünya, yeter ki Trump ve benzeri liderler ve Trump gibileri yönetime getiren sistemler gitsin de; yerine kim veya hangi sistem gelirse gelsin noktası…
Buna bir de, şuanda 35-40 yaş altı yeni jenerasyonla, eski ve eskiyen insan jenerasyon arasında oluşan derin kopuşu eklersek; 70 yaş üstü jenerasyonun yönetsel paradigmasının sonuna geldiğimiz aşikar…
Küreselin artık böyle bir yeni gerçekliği var!
Trump’ın başkanlık uygulamaları ve yaşanan Amerikan seçim sonuçlarındaki ilklere bakınca başta Amerika olmak üzere dünyada artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını söylemek kahinlik olmaz kanaatindeyim.
Aklıma, belki de delice düşünceler veya sorular diyeceğiniz ama benim gayet de muhtemel diye düşündüğüm pek çok soru ve olasılık geliyor…
Mesela; acaba Cumhuriyetçiler, iki sene sonraki başkanlık seçiminde perişan olmamak için Trump’ın kalan iki senesini, başkan yardımcısı JD Vance tamamlasın diyebilir mi?
Mesela; bu seçimde yaşanan ilklere bakarak önümüzdeki başkanlık seçiminde; hem Demokratlar, hem de Cumhuriyetçiler çok genç/50 hatta 40 yaş altında birini veya bir kadını başkan adayı gösterir mi?
Mesela; bugün Michigan’dan senatör seçilen Abdül Sayed 10-15 yıl sonra ABD’nin ilk Müslüman başkanı veya başkan adayı yahut da başkan yardımcısı adayı gösterilir mi?
Bu farazi örnekleri neden söyledim?
Arkadaşlar!
Dünyada sadece Müslümanlar değil; Hristiyanlar ve hatta diaspora Yahudileri de İsrail devletinin dünyayı yaşanmaz hale getirmesinden/yarattığı huzursuzluktan, Siyonist ve Evanjelikler aşırılıklardan bıktı.
Bir de, 40 yaş altı jenerasyonun dinsel/dilsel/ülkesel bağnazlıklara teslim olmayıp daha insan odaklı ve hümanistik bir yaklaşımı benimsediklerini göz önünde bulundurursak, küresel ölçekte artık bir nevi “Eski hal muhal/Ya yeni hal, ya izmihlal” realitesinin geçerli olacağı kuvvetle muhtemel gibi görünüyor.
Sonuç:
Aldığım duyumlar, öngörülerim ve seçim sonuçlarına dair ABD’li dostlarla yaptığım istişarelerden hareketle bir durum tespiti özeti yapacak olursam şunları rahatlıkla söylemek mümkün:
11 Eylül Amerikan güvenlik mimarisi için nasıl hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını ve olmadığını gösterdiyse; 3 Kasım 2026/Amerikan Seçimleri de bundan sonra Amerikan siyasetinin kesinlikle eskisi gibi olmayacağı ve farklı bir paradigmanın tesis olacağının miladı olacaktır.
Bu seçimler, Amerika için bir nevi siyasi 11 Eylül niteliğindedir.
Amerika’nın küresel konum/belirleyicilik ve etkinliği çerçevesinde baktığımızda ise Amerika’da başlayan bu değişim ve hatta dönüşümün Amerika harici dünya için vakti zamanında Fransız İhtilali’nin gösterdiği etki gibi sirayet edici bir etki oluşturacağı kanaatindeyim.
Öyle görünüyor ki, dünyada artık hiçbir şey bugünkü gibi kalmayacak ve Amerikan seçimleriyle Amerika’da başlayan yeni nesil reformasyon önce Amerika’yı, sonra da tüm dünyayı kasıp kavurarak, küresel bir paradigmatik dönüşüme yol açacaktır.
Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.
Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.