TIC 600*160
  • Dünya

Beyrut patlaması Diyab hükümetinin sonunu getirdi

İnsan kayıpları ve büyük maddi hasarlara yol açan Beyrut Limanı patlaması, Hasan Diyab hükümetini dahi kısa süre içinde devirdi.
Beyrut patlaması Diyab hükümetinin sonunu getirdi
AJANSLAR - Lübnan Başbakanı Hassan Diyab, düzenlediği basın toplantısında, Beyrut Limanı'ndaki patlamayı "devlet yönetiminde kök salmış yolsuzluğun sonucu" olarak değerlendirerek istifasını açıklamıştı.

Patlamadan sonra felaketten sorumlu tutulan hükümetin istifa etmesi için başkent Beyrut'un merkezinde gösteriler düzenlendi.

Lübnan sağlık makamlarının resmi açıklamalarına göre, patlamada meydana gelen büyük hasarın yanı sıra 171 kişi hayatını kaybetmiş ve 30-40 kişi kaybolmuştu. Yaklaşık 6 bin yaralıdan 120'sinin yoğun bakımdaki tedavileri sürüyor ve 1500 civarında da özel tedavi isteyen yaralı mevcut. Yapılan ilk değerlendirmelere göre maddi hasarın 10 ila 15 milyar dolar olduğu ifade ediliyor.

Keskin siyasi kutuplaşma ve sert ekonomik krizlerle başı dertte olan Lübnan, patlamayla daha da kötü bir duruma geldi.

Siyasi analistlere göre, 11 Şubat'ta kurulan Diyab hükümetinin istifası, patlama sonrası süreci kötü yönetmesi ve ülkenin içinde bulunduğu ekonomik duruma bir çözüm getirememesinin sonucu olarak gerçekleşti.

Hükümetin başarısızlığı ve suçu başkalarına yükleme çabası
Siyasi analist ve yazar Ali Hamade, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Diyab hükümetinin istifa konuşmasının, daha önce başbakanlık döneminde çeşitli aşamalarda sunduğu modellerin yeni bir örneği olduğunu söyledi.

Diyab'ın yolsuzluktan tam olarak kimleri kastettiğini belirtmediği çevreleri suçlamasına ilişkin Hamade, "(Diyab) Konuşmasında Lübnan halkına üçüncü kez hitap ediyor ve yine isim vermeden yüzeysel suçlamalar yapıyor. Bahsettiği tarafların ismini vermekten kaçınıyor." diye konuştu.

Diyab'ın bu adımı atmasıyla ilgili olarak Hamade "Bunun birden fazla açıklaması var. Bunlardan ilki şu şekilde; Diyab, yolsuzluğun sorumluluğunu başkalarına yükleyerek dikkatleri hükümetin başarısızlığından başka yöne çevirmek için bir tür laf cambazlığı yaptı. İkincisi ise Diyab'ın sözleri gerçekçi değil, oyalamacı, çünkü o Lübnanlılara herhangi bir somut delile dayanmadan gerçek dışı konuştu." dedi.

Hamade, "Lübnan halkının 'Hizbullah hükümeti' veya 'Hizbullah ve Özgür Ulusal Akımı koalisyon hükümeti' olarak adlandırdığı Diyab hükümetinin istifası, hükümetin çöktüğü anlamına geliyor. Hükümetin çöküşü de ülkenin ekonomik olarak çöküşünün yanı sıra patlamanın ardından ortaya çıkan süreci kötü yönetmekle birlikte gerçekleşti." değerlendirmesini yaptı.

Eski Başbakan Saad Hariri'nin başbakanlığa dönme olasılığına da değinen Hamade, "Bu konu ülkede konuşuluyor. Hizbullah ve müttefikleri, Hariri’yi sevdiğinden değil, daha çok ülkedeki nüfuzunu korumak için onun geri dönmesini istiyor. Lübnan, gizlenemez bir şekilde bu parti yönetimi altındadır." tespitini yaptı.

Diyab'ın sözleri güven vermiyor
Yazar ve siyasi analist Ali el-Emin, Diyab’ın alternatifinin kim olduğunu şu anda anlamanın zor olduğunu söyleyerek, "Göstericiler bağımsız bir hükümet fikrinde ısrar ediyor, ana siyasi güçler ise bunu reddediyor ve belki de göstericiler ulusal birlik hükümeti fikrine en yakın gruptur." dedi.

Emin'e göre Diyab istifa etmek istemedi ve en iyi ifadeyle istifa ettirildi.

Diyab'ın istifa konuşması sırasında yolsuzluk yapanlar olarak kimi kastettiği konusunda Emin, şunları söyledi: "Diyab'ın sözleri inanılırlıktan yoksun. Çünkü başbakanlığa mücadele vererek ulaşmadı. Aksine, yozlaştığını düşündüğü bu sistem üzerinden getirildi. Diyab yolsuzluk yapanların ismini vermiyor. Çünkü 17 Ekim 2019'daki devrimin şartları ve sistemi tarafından kurulan hükümete girmeyi kabul ettiğini çok iyi biliyor."

Emin, Diyab’ın, "siyasi taraflar" ifadesiyle Saad Hariri, Nebih Berri ve Velid Canbolat’ı ima ettiğini söyledi.

Lübnan'ın istifanın ardından geldiği aşamayla ilgili olarak Emin, "Önümüzdeki dönem bir beklenti dönemidir ve özellikle ABD ve Fransız hükümetleriyle yakından bağlantılı bir dönemdir” dedi.

Gösterilerin ve sokaktaki hareketlerin seyri konusunda ise Emin, siyasetçilerden ve aktivistlerden bir hükümet kurulsa ve göstericiler bu çözüm formülünü kabul etse de büyük olasılıkla bir sonraki hükümetin çabuk kurulamayacağı öngörüsünde bulundu.

Diyab hükümeti, 2016'da yönetime gelen Mişel Avn döneminde istifa eden üçüncü hükümet olma özelliğini taşıyor. Kasım 2017'de Hariri, Lübnan hükümetinin başbakanı olarak Suudi Arabistan'dan istifa ettiğini duyurmuş ve Lübnan'a döndükten sonra istifasını geri çekmişti.

2018 parlamento seçimlerinden sonra Hariri, 17 Ekim'de sokak baskısı altında görevden alınacak olan hükümetini yeniden kurdu ve 11 Şubat 2020'de Hassan Diab hükümeti onun yerini aldı.

Devrimin zaferi
Gazeteci Tony Bolis, "Diyab hükümetinin düşüşü 17 Ekim Devrimi için bir zaferdir. Çünkü bu hükümet Hizbullah'ı ve Özgür Ulusal Akımı'nı korumak için geldi ve bu hükümetin düşüşü bu uzantılar için stratejik bir kayıp anlamına geliyor." dedi.

"Hizbullah'ın meşruiyetinin bu aşamada sarsılmaya başladığı ve meselelerin hükümetin çökmesiyle başladığı gayet açık." diyen Bolis, işlerin hükümetin düşmesiyle başladığını ve daha sonra parlamentonun görev süresinin kısaltılmasıyla ve hatta cumhurbaşkanının istifasına yönelik baskılarla tamamlanabileceğini söyledi.

Diyab'ın yolsuzluk konusunda başkalarını suçlayarak sorumluluğu üstünden atmaya çalıştığını ifade eden Bolis, Diyab'ın da gerek ülkeyi yönettiği 7 aylık sürede gerekse idari atamalarda yolsuzluğun bir kısmından sorumlu olduğunu ifade etti.
TIC Detay Altı
Yorum Yazın