Siyasette irtica..

Çok değil bundan yaklaşık 25 -30 sene önce Türkiye'nin gündemini en çok meşgul eden iki kelimeden biriydi irtica. Diğeri ise şeriatçılık.

O dönemlerde irtica meselesi öyle bir hal almıştı ki polis, jandarma, silahlı kuvvetler ve milli güvenlik gibi çok önemli devlet kurumları içinde irtica ile mücadele adına özel birimler oluşturulmuş, bu mesele milli güvenlik meselesi olarak ele alınmıştı.

Evet nedir irtica ?

İrtica Arapça bir kelimedir, geriye dönmek, geri dönüş anlamına gelir. Türkçeye ise gericilik olarak geçmiş ancak bundan farklı bir anlam yüklenerek islami çizgiye sahip her şey irtica kapsamına alınmıştı.

O dönemde başını örten de irticacıydı, namaz kılan da… İmam Hatipe giden de irticacıydı, sakal bırakan da.. İster çarşaf giysin ister başörtüsünü yerel tarzda bağlasın farketmezdi. Hepsi irticacıydı.

Kısacası bu kelime anlam kaymasına uğramış dinini yaşayan, yaşamaya çalışan herkes için kullanılmaya başlanmıştı.

Ne çelişkidir ki o gün irtica irtica diye memleketi ayağı kaldıranlar yani aynı partilerin ve aynı zihniyetin uzantısı olan kesim bugün siyaset alanında irtica yapıyorlar.

Türkiye Cumhuriyeti 16 Nisan 2017 de yapılan bir referandum ile % 51.4 ile başkanlık sistemini kabul etmiş, halk tercihini, iradesini bu yönde kullanmıştır. Ve o günden beri başkanlık sistemiyle yönetilmektedir.

Şimdi altı parti bir araya toplanıp başkanlık sisteminin iptalinden ve güçlendirirlmiş bir meclisten bahsediyorlar. Bu irtica değildir de nedir?

Siyasette irticanın ta kendisi şu an muhalif partiler tarafından gerçekleştiriliyor.
Evet dostlarım geri dönüş istiyorlar, eskisi gibi olsun, koalisyon olsun istiyorlar. İki senedir temcit pilavı gibi gündeme getirdikleri güçlendirilmiş meclis söylemine ek olarak ortada hiçbir açıklama hiçbir proje yok. Nasıl olacak bu güçlendirilmiş meclis, nasıl işleyecek belli değil.

Hedeflerinde başkanlık sistemini kaldırmak var, neymiş tek adam yönetimiymiş. Bu millete tek adam, tek parti yönetiminden bahsedecekseniz bir 70-80 yıl öncesini de anlatın. Bu millet tek adam yönetimi ile başkanlık sisteminin arasındaki farkı çok iyi biliyor.

Burda ortaya çıkıyor ki sistem falan bahane amaç ortaya bir şey atarak Sayın Erdoğan'ı devre dışı bırakmak. Ne millet umurlarında ne ülkenin geleceği. Herhangi bir planları projeleri yok, işlerine gelince demokrasi demokrasi derler, işlerine gelmeyince halkın iradesini hiçe sayarlar.

Bir parti liderinin gündeme gelen bir açıklaması vardı, kendisine cumhurbaşkanlığı adaylığı sorulunca "Ben başbakanlığa aday olacağım" diyor.

Yahu gülelim mi ağlayalım mı bilemedim. Parlamenter sisteme dönüş olacak ve bu zat başbakanlığına adaylık koyacak. Ancak sonrasıyla ilgili bir açıklama yok. Nasıl işleyecek bu sistem, planları nedir belli değil.

Parlamenter bir sistemde halk, hükümet başkanını veya başbakanı seçemez. Burda halkın iradesini elinden almak ve eski koalisyon hükümetleri dönemine dönmek hevesi gösteriyor ki milli bir menfaat sözkonusu değil.

Tarih boyunca kurulmuş olan hükümetleri senelere böldüğünüzde bir hükümet için bir yıl sekiz ay gibi bir rakam çıkıyor. Yani hiçbir hükümet 2 yıl kadar bile iktidarda kalmamış. Sürekli hükümet değişiklikleri, yapılan bozulan koalisyonlar ülkeyi bir adım ileri taşımadığı gibi yıllarca gerilere götürmüş.

O günleri bilen iyi bilir. İlk defa bu ülkeye istikrar geldi, ilk defa hükümet devrilmeden ve halkın çoğunluğunun iradesiyle iktidarda kalan bir hükümet istikrarla ülke yönetiminde kaldı. Çok üzücüdür ki bu durum birilerini rahatsız ediyor. Hep böyle olmuştur bu ülke ne zaman iki adım ileri gitse beş adım geri çekilmiştir.

Tarih tekerrür ediyor. Dün irtica çığlıkları atanlar bugün siyasi irtacanın başrolünde yer alıyorlar. Onlar için istikrar bozulmuş, kaos ortamı oluşturulmuş, ülkede iç savaş çıkmış, ülke işgal edilmiş önemli değil Erdoğan gitsin yeter.
Ülke menfaati değil tamamen Recep Tayyip Erdoğan'ın gitmesi üzerine odaklanmış bir menfaat zinciri ve birlikteliğinin ortaya çıktığını görüyoruz dileriz bu durum bir gün değişir, değiştiğini görürüz .

Allah'a emanet olunuz!
OGÜNhaber