Bu dünya hepimizin ve başka dünya yok..!

İnsanın hırsından en büyük zararı bizzat evimiz olan üzerinde yaşadığımız dünya ve doğa gördü. Kaynaklar tükeniyor, çok değerli türlerin nesli son buluyor, teneffüs ettiğimiz hava hastalık taşıyor, sular içilemez durumda, ağaçların yeşilin yerini taş binalar aldı, hayvanların doğal yaşam alanları neredeyse yok denecek kadar azaldı, toprak zehirlendi, katkısız gıda maddeleri mazide kaldı.

Öyle vahim bir durumdayız ki biraz daha fazla kazanabilmek uğruna, üç kuruş masraftan kaçınıp insan sağlığını tehdit eden atıkları çekinmeden denizlere bırakan firmalar yine bir yolunu bulup yargıdan da kurtulmayı başarıyorlar.

Geçtiğimiz günlerde Marmara Denizi'nde ortaya çıkan müsilaj, artık denizlerin çığlığıdır. Belki insanoğluna herşeyi yok etmeden önce son bir uyarıdır.

İnsanoğlu herşeyi bir kenara bırakıp acilen bu duruma çözüm üretmek ve uygulamak zorunda. Yoksa gemi batıyor. Bu dünya hepimizin ve başka dünya yok.

Böyle giderse çok fazla değil bir 50 sene sonra dünyayı kendi ellerimizle o filmlerde izlediğimiz susuz, bitkisiz çöle dönmüş yaşanmaz hale getireceğiz.

Bu konuda ne yapmalıyız, üzerimize düşenler nedir?
Kuran'da; "O sizi yeryüzünden (topraktan) yarattı ve sizi oranın imarında görevli kıldı" buyurularak insanların yer yüzünü imar ile sorumlu olduğunu ifade etmektedir. İnsana yüklenen bu mesuliyet doğaya gereken ve hakettiği değeri vermesi konusunda çok önemlidir.

Yine bir başka ayettte "…Göğü (Allah) yükseltti ve mizanı (dengeyi) koydu. Sakın dengeyi bozmayın" buyurmakta, insanoğlunu her konuda dengeli ve ölçülü olmaya çağırmaktadır. Dünyanın dengesi bozulduğunda şüphesiz bundan en büyük zararı yine insan görmektedir.

Dinimizde kendi ekolojik dengesini korumakta olan tabiatın tahribine ve kirletilmesine yönelen her teşebbüs Allah'ın kanunlarını bozma girişimi, Allah'ın verdiği nimete nankörlük ve emanete ihanet olarak algılanmıştır.

Allah Resulü (sav), halkın geçtiği yollarda ve gölgelendiği yerlerde abdest bozmaktan; yere tükürmekten… men etmiş; yoldan rahatsızlık veren her şeyin kaldırılmasını ve yola sarkan dalların kesilmesini emretmiştir.

Bir canlıya su vermek dinimizde cennete girme vesilesi olarak anlatılmış, insanların her durumda çevreye ve içindeki canlılara merhametle yaklaşmaları tavsiye edilmiştir.

Peygamberimiz (s.a.v) in bu konuda pek çok hadisini görmekteyiz.
"Korusu içinde bulunan ağaçlara sopa ile vurulmaz ve onlar kesilmez. Fakat zarûret hâlinde hayvanların yemesi için hafif ve yumuşak bir şekilde rıfk ile sallanarak yaprakları silkelenebilir."

Yine hayvanlarına yedirmek için elindeki sopayla bir ağacın dallarına vurarak yapraklarını dökmeye çalışan bir bedevîyi görünce "O bedevîyi bana getirin, ancak yumuşak davranın, onu korkutmayın!" buyurdular.
Bedevî yanına geldiğinde:"Ey bedevî! Yumuşak bir şekilde ve tatlılıkla sallayarak yaprakları dök, vurup kırarak değil!" buyurdular.

"Kıyâmet kopuyor olsa ve birinizin elinde bir fide bulunsa, kıyâmet kopmadan onu dikebilirse bunu hemen yapsın!" hadisinde çevre bilincini en üst düzeye çıkarmış olduğunu görüyoruz.

Peygamber Efendimiz'in şu hadîs-i şerîfleri de ağaç dikenler için ne güzel bir müjdedir:
"Bir Müslüman herhangi bir ağaç veya bitki dikerse, ondan yenilen şey kendisi için sadakadır, ondan çalınan şey kendisi için sadakadır, yabânî hayvanların yediği şeyler sadakadır, kuşların yedikleri sadakadır, bir kişinin ondan alıp eksilttiği şey de kendisi için sadakadır."

Evet dostlarım, bizler kişisel olarak güzel yaşamayı, dünyaya ve üzerindekilere saygı duyarak yaşamayı kendimize prensip edinmeliyiz.

En azından her bireyin yıllık ağaç dikim planı olmalı. Belki çok büyük projelerde yer almak herkes için mümkün olamaz ama en azından ağaç dikmek hepimizin kolaylıkla yapabileceği bir eylemdir.

Bugün kişi başı bir ağaç, ülkeye kazandırılmış seksen milyon ağaçtır.
Unutmayalım ki ,
Hz. Peygamber'in dediği gibi "bizler aynı geminin yolcularıyız". Bu gemi batarsa hepimiz batarız.
Allah'a emanet olunuz!
OGÜNhaber