CHP’de yaşanan kriz ve siyasetin acı gerçekleri

Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinde tarih sahnesine çıkmış, yıllardır “Cumhuriyet’in kurucu partisi” kimliğiyle siyaset yapan köklü bir yapı. CHP’lilerin sık sık vurguladığı gibi, aynı zamanda Mustafa Kemal Atatürk’ün emaneti olarak görülen bir siyasi hareket. Ancak bugün gelinen noktada CHP’nin içinde bulunduğu tabloya bakıldığında, partinin tarihsel ağırlığıyla mevcut görüntüsü arasında ciddi bir uçurum olduğu görülüyor.

Son yıllarda CHP içerisinde yaşanan gelişmeler, artık yalnızca bir “parti içi rekabet” meselesi olmaktan çıktı. Olaylar, doğrudan partinin kurumsal yapısını, tabanını, ideolojik çizgisini ve kamuoyundaki itibarını tartışmalı hale getiren bir sürece dönüştü. Özellikle Ekrem İmamoğlu’nun CHP üzerindeki etkisi uzun zamandır siyasetin en çok konuşulan başlıklarından biri haline geldi.

Başından beri birçok insanın “siyasi proje” olarak değerlendirdiği Ekrem İmamoğlu’nun, süreç içerisinde CHP’de nasıl belirleyici bir figüre dönüştüğünü hep birlikte izledik. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı üzerinden elde edilen siyasi güç, zamanla parti yönetimini şekillendiren bir mekanizmaya dönüştü. Bugün CHP’de yaşanan tartışmaların merkezinde de tam olarak bu güç mücadelesi bulunuyor.

Ortaya atılan iddialar son derece ağır. Elbette burada hukuki süreçler devam ederken kesin hüküm vermek doğru olmaz. Ancak kamuoyuna yansıyan iddialar, CHP’nin neden bu kadar büyük bir kriz yaşadığını anlamak açısından dikkat çekici. İddialara göre önce İstanbul il kongresi sürecinde çeşitli ilişkiler ağı kuruldu, ardından 2023 yılındaki 38. Olağan Kurultay’da delegelerin farklı vaatlerle yönlendirildiği öne sürüldü. Kimi iddialarda para, kimi iddialarda makam, kimi iddialarda farklı imkanların konuşulduğu ifade edildi.

Ve gelinen noktada mahkeme kararını verdi. Butlan kararı çıktı. 2023 yılında gerçekleştirilen 38. CHP Kurultayı ile birlikte önceki CHP İstanbul İl Kongresi iptal edildi ve eski yönetimler yeniden göreve geldi. Bu kararla birlikte CHP Genel Başkanlığı görevine Kemal Kılıçdaroğlu ve o dönemki yönetim yeniden döndü. Aynı şekilde İstanbul il örgütünde de eski yönetim tekrar göreve başladı.

İşte tam da bu noktada CHP içerisindeki kriz daha görünür hale geldi. Çünkü bugün parti içerisinde iki farklı otorite görüntüsü oluşmuş durumda. Bir tarafta mahkeme kararıyla yeniden göreve gelen Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi, diğer tarafta ise fiilen genel merkezde kontrolü sürdürmeye çalışan Özgür Özel yönetimi. Ortaya çıkan tablo artık klasik bir siyasi rekabet görüntüsünü aşmış durumda; adeta parti içerisinde bir güç savaşı yaşanıyor.

Daha da dikkat çekici olan ise şu: Bu süreçte birbirini suçlayanlar da CHP’liler, mahkemeye gidenler de CHP’liler, delil sunduğu söylenenler de CHP’liler. Yani mesele dışarıdan CHP’ye karşı yürütülen bir operasyon görüntüsü değil; doğrudan CHP’nin kendi içindeki hesaplaşması olarak görülüyor. Buna rağmen bütün okların sürekli Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve iktidara çevrilmeye çalışılması ise kamuoyunda ciddi soru işaretleri oluşturuyor.

Bir başka dikkat çeken konu ise CHP tabanındaki sessizlik. Dün ve bugün genel merkezin önündeki görüntülere bakıldığında, klasik CHP seçmen profilinden çok farklı yapıların öne çıktığı görülüyor. Çeşitli marjinal grupların flamaları, sloganları ve sert söylemleri dikkat çekiyor. Bu durum doğal olarak “CHP’nin geleneksel tabanı nerede?” sorusunu da beraberinde getiriyor.

Çünkü CHP yıllardır kendisini merkez siyasetin bir parçası olarak anlatmaya çalışırken, bugün ortaya çıkan görüntüler partinin ideolojik ekseninin ciddi şekilde tartışılmasına neden oluyor. Özellikle Leninist, Marksist ve çeşitli radikal sol grupların CHP üzerinden görünürlük kazanması, parti içerisindeki rahatsızlığı daha da büyütüyor.

Milletvekillerine bakıldığında da benzer bir tablo var. Çok az isim açık şekilde taraf oluyor. Birçok milletvekili sessiz kalmayı tercih ediyor. Çünkü herkes bu kavganın CHP’ye ağır bedeller ödettiğinin farkında. Bugün yaşanan kriz sadece bir genel başkanlık tartışması değil; aynı zamanda CHP’nin geleceğini belirleyecek tarihi bir kırılma noktasıdır.

Bir siyasi parti düşünün; kendi delegeleri hakkında şaibe iddiaları konuşuluyor, kendi üyeleri birbirini suçluyor, mahkeme süreçleriyle genel başkanlık tartışmaları yaşanıyor, eski genel başkan “hain” ilan ediliyor, genel merkez önünde tansiyon yükseliyor. Böyle bir ortamda artık siyasetten çok iç savaş görüntüsü ortaya çıkıyor.

CHP’nin bugün en büyük problemi tam da budur: Parti, ideolojik tartışmalarını ve Türkiye’nin sorunlarını konuşmak yerine tamamen iç hesaplaşmaların girdabına sürüklenmiş durumda. Türkiye’ye alternatif üretmesi gereken ana muhalefet partisinin sürekli kendi iç krizleriyle gündeme gelmesi hem demokrasi açısından hem de muhalefetin geleceği açısından düşündürücüdür.

Elbette son sözü yine hukuk ve millet söyleyecektir. Ancak şu bir gerçek ki; CHP’de yaşanan bu tablo artık sadece parti içi bir mesele olmaktan çıkmış, Türk siyasetinin en büyük kriz başlıklarından biri haline dönüşmüştür.

Ve görünen o ki önümüzdeki süreçte CHP içerisindeki bu kavga daha uzun süre devam edecek. Sessiz kalanların ne zaman konuşacağı, parti tabanının nasıl tavır alacağı ve en önemlisi CHP’nin bu krizden nasıl çıkacağı ise şimdilik en büyük merak konusu olmaya devam ediyor.

Kalın Sağlıcakla…

OGÜNhaber