İstihbarat dehaları ve Kılıçdaroğlu'na cevap

Her yerden, her kesimden bir türlü sesler çıkıyor.

İşte "devlet bu insanları bulmalı, kurtarmalıydı!"
"Bunca sene neden bir şey yapılmadı?"
"Şöyle yapılmalı idi, böyle yapılmalı idi…"

Akla ziyan bir sürü geyik muhabbeti.

Hayatlarında bölgeye gitmemiş, oraları bilmeyen, örgütü tanımayan, dönen oyunları asla kavramayanlar, oturdukları koltuklardan strateji üretiyor olmuş.

Tabii canım.
Kurtlar Vadisi müdavimi olmak ile kimse Arslan Akbey olmuyor.

İki bin yıllık devlet aklı kim ki bunların karşısında?

Rehine olaylarının hepsi, kendine münhasır olarak değerlendirilir.

Özellikle de işin içinde PKK var ise tamamen hususi prosedürler esasa alınır.
Prosedür derken, ezberden gelen bir silsile değil tabii.

Bazı temellerin üzerinden, özellikle de rehinelerin can güvenliği esasa alınarak girişimlerde bulunulur.

Değişik yollar, değişik kanallar kullanılır.

Burada detaya girecek değilim.
İleride oluşabilecek muhtemelleri, süregelen olayları tehlikeye atmak niyetinde asla değilim.

Temel terimleri kullanacağım.

Birinci yol istihbari yoldur.
İkinci yol, yörel kanaat önderleri ile müzakerelerdir.
Üçüncü yol, askeri, operasyonel yollardır.

Bu ve ve benzeri yollara birden başlanılır ve hangi yol başarı vaadediyor ise o yoldan devam edilir.

En baş kural, rehinelerin can güvenliğidir.

Efendim ne imiş, devlet gerekeni yapmamış?

Nerden biliyorsunuz?
Devlet her şeyi açıklamak durumunda değil.

Zaten devlet icraatlerinin görünenleri %5'dir, onlar da türlü filitrelerden geçirilmiştir.
Dolayısıyla, görünmeyen bir %95'lik devlet icraatları vardır ve bunun tam da böyle olması gerekmektedir.

Belki bu rehineler, bir yabancı ülkenin askeri üssünde tutuldu ise?
Olamaz mı?

Güvenlik güçlerimiz bu ve benzer durumlar da kaç kez yumruğunu ceplerinde sıkmışlardır, bilir misiniz?
Hayır, bilemezsiniz.

Bölgeyi, bölgedeki dinamikleri, işlerin işleyişlerini, bölgesel özellikleri bilir misiniz?
Hayır bilemezsiniz.

Bölge tipografisini biliyor musunuz?
Nasıl zorlu arazi şartları var, biliyor musunuz?

Operasyonel birliklerin, bölgede haftada kaç bot parçaladığını, her yerlerinin kesikler ile dolu olduğunu, çünkü o kayaların jilet gibi keskin olduğunu biliyor musunuz?
Hayır, bilmiyor sunuz.

Bilmediğiniz o kadar çok şey var ki…

Sayın Soylu, TBMM'de, "açıklayabildiğini" açıkladı da, yer gök inledi, bir de açıklayamadıkları var ki, onlar yeri göğü inletmekte kalmaz, yer yerinden oynar!

Son yazımızda, o insanların üstünden, kimlerin neler hedeflediklerini, ne şantajları yaptıklarına biraz ışık tutmak istedik.

Ne tür kirli ittifaklar var, gösterelim istedik!

Ancak, koskoca Bakanların bile açıklamadıklarını biz açık edecek değiliz, çünkü bizler vatana ihanet edenlerden olmadık, olmayacağız.

Sadece şu bilinsin ki, 2015, 2016 yıllarında acaba kaç operasyon girişimi, FETÖcü şerefsizler tarafından PKK'ya deşifre edildi?
Elbette bu akabinde gelen yıllarda da olmadı mı?

Bunlar artık gün yüzüne çıkmış gerçekler. Ancak birileri belli ki bu gerçekleri şimdileri unutmuş gibi gözükmekte.

Tıpkı Aktütün karakoluna saldırı olduğunda, Antalya da golf oynayan sözde Generalleri unutmadığımız gibi, bunları da unutmadık.

Onun için bir zahmet, oturduğunuz sıcacık evinizin rahat koltuklarından, ahkam kesmeyi, senaryolar üretmeyi bir bırakın!


Gelelim Kılıçdaroğlu'nun sorularına!

Grup toplantısında, sayısız kez "basın toplantısı yaptık, soru önergesi verdik" dedi kendisi!
Ellerinden gelen bu imiş.

Herhalde basın toplantısı ve soru önergesi ile rehinelerin kurtulacağını sanıyor kendisi!

Ancak şu, "elimizden gelen her şeyi yaptık" lafına fena takıldım ben.

Acaba gerçekten ellerinden gelen sadece bu muydu?

2013'den beri kol kola, dip dibe yürüdükleri parti HDP değil mi?
Her müşküllerine koştukları, parlamentoya soktukları parti HDP değil mi?

Güya saklı sandıkları bu İttifakı dünya alem bilmiyor mu?

Veli Ağababa'nın Meclis'e soktukları, sonralarda dağdan çıkmıyor mu?

Habur'da PKK lıların Avukatlığını Sezgin Tanrıkulu yapmadı mı?

Demem o ki, HDP ile iç içe değiller mi?
HDP ise PKK'nın uzantısı değil mi?

Madem öyle ise Kemal Kılıçdaroğlu, vaktiyle Genel Başkanı olan, şimdi hürriyet istedikleri Demirtaş'tan bu insanları neden istemedi.

Son derece fiyakası olmaz mıydı?

Pervin Buldan'dan, koluna takıp yürüdüğü Ahmet Türk'ten neden istemedi?

Maalesef bu 13 Şehidimiz için artık çık geç.

Peki buyrun, görelim efeliğinizi.

Halen Diyarbakır'da HDP binası önünde evlatlarını bekleyen ailelerin çocuklarını isteyin.

İnsanların yüzü gülsün.

Ama yapmadınız, yapamadınız, yapamazsınız, yapmayacaksınız!

Bir de kalkmış, kaçıranı, infaz edeni masum göstermek çabasındasınız.

Onların hiç suçu yok, tüm suçu hükümete yıkma derdindesiniz.

Bu oyunu bozarlar!

Kılıçdaroğlu'na verilecek beş cevap yok, bu cevap yeter.

Ve artık tüm ülkenin beklediğini yapın yüzlerce fezlekeyi onaylayıp, bu kravatlı teröristleri yargıya sevk edin ve bu defalarca ispat edilmiş terör yuvası HDP'yi kapatın!

Çünkü "edi bese!"
Yeter!


Bir diğer yazımızda buluşmak ümidi ve dua ile Vesselam
OGÜNhaber