Ekonomik terör

Kısacası Ekoterör.
Bu da ne diye soranları duyar gibiyim.

Efendim terör, sadece, silah ile bomba ile yapılmaz.

Merhum Erbakan hocanın da seneler önce dediği gibi:
"Bu ülkeye önce terör ile saldıracaklar, o da tükendikten sonra, ekonomi ile saldıracaklar, çünkü asker ile, ordu ile Türkiye'ye saldırmaya dünyanın hiçbir ülkesi cesaret edemez!"

Ve bugünler, işte o günler.

Bundan sadece 15 sene önce yapılan bir ankette, katılanların %77'si, ülkemizin en büyük sorununu terör olayları olarak görüyordu.
Bugün, bu kimsenin aklına bile gelmiyor.
Gelmiyor çünkü yurtiçinde örgüt nerde ise tasfiye edildi ve terör ile mücadele, kahramanca sınırlarımızın ötesinde, kaynağında yapılıyor ve bizzat da büyük bir başarı ile icra ediliyor.

Terör kartları bitti, şimdi ekonomi kartını oynuyorlar.

Hayır sadece dövizden bahsetmiyorum, o artık herkesçe malum, ekoterör daha ziyade market reyonlarında tatbik ediliyor.

Çıkan dolar bahane edilip, en temel ve Türkiye'de imal edilen gıda maddelerine fahiş zamlar uygulanıyor, hatta "kimi tutarlarsa…" boyutundaki fiyat artışları, hiçbir argüman ile müdafaa edilecek, yenilip, yutulacak cinsten değil.

İki, üç gün içinde %100, %150, hatta %200 artan fiyatlar, doların tırmanması ile bile asla açıklanamaz.

Ancak aç gözlülük, fırsatçılık ve evet, ard niyet ile açıklanabilir.

Terörün her türlüsünün hedefi, halkı tedirgin etmek, bezdirmek, sindirmek, isyana teşvik etmektir.
Bunu da günümüzde, kurumsal holdinglerin tekelcilik siyaseti, fiyat anlaşması ve ortak düzenlemesi ile yapıldığını görmek için ne kâhin olmaya gerek var ne de iktisat profesörü olmaya gerek var.

İşin bir başka boyutunda ise, "kurtarıcı" rolüne girmek üzere, bu şirketlerin CEO'larına, bir merhamet mektubu gönderen Kılıçdaroğlu'dur.

Bu, olayın yani ekoterörün kim ve kimler tarafından planlandığını, uygulandığını, apaçık göstermektedir.

Sinir nöbetleri geçirdikleri konular, paradan para kazanan faiz lobisi, sadık uşakları Osman Kavala ve Demirtaş'dır.

Tabii AK partisi iktidarının bizatihi kendisi.

Ve emin olun ki, ülke batmış falan da değil.
Bunu en iyi bilen de CHP.
Öyle olmasa, ülke yönetimine asla talip olmazlar, erken seçim için, bu kadar hararetli direnmezler.

Tecrübe ettiler.

İBB ve ABB'de, AK partisi yönetiminin başlatmış olduğu projelerin üstüne nasıl yarıldığını prova ettiler.

Akılları sıra, 2023'den önce seçim kazanacaklar (?) ve akabinde devam eden tüm projelerin üstüne yatarak, "biz yaptık" diyecekler.

Tabii 2023'ün içinde bekleyen önemli kararları da yine Batılı efendilerinin menfaatine sonuçlandırıp, ülkeyi ve devleti, bir yüz sene daha prangaya vuracaklar.

Nedense aklıma sürekli eski bir Yeşilçam klasiği olan "Bekçiler Kralı" geliyor.

Türk sinemasının büyük ustası, merhum Kemal Sunal'ın başrolünü üstlendiği bu filimde olup bitenler, nerdeyse değil, düpedüz aynı şekilde bugün vuku buluyor.

Var olan malı gizlemek, stokçuluk yapmak, el altından karaborsa ve fahiş fiyatlara satmak.
Sebepsiz yere, zam üstüne zam yapmak, suçu sadece siyasete yıkmak.

Ahlak dışı bir ticari ahlak sergilemek, haram kazancın dibine vurmak, insanları kaale almamak.

Bunların hepsi, bugünlerde yapılıyor, hemde organize bir şekilde yapılıyor, bilerek yapılıyor.
Kısa günün karı da olmuyor, çünkü gördük ki, dolar yükselince, yükselen fiyatlar, dolar inince, inmiyor!

Madem fiyatlar dolar endeksli idi de çıkınca artan fiyatlar, inince neden inmiyor?!

Maalesef milletimizin içindeki bu fırsatçılık mendeburluğunu bir türlü yok edemedik gitti!

Halbuki, yerli ve milli olmak, zor zamanda fedakârlık gerektirir, özveri gerektirir, dayanışma gerektirir.

Siyasi görüşlerin önemi olmaz, bir ulus, bir millet olmak önemlidir.
Milletçe kenetlenerek, zorluklara göğüs gerebilmektir esas olan.

Ama nerde?

Üretici fırsat kollar, tüccar fırsat kollar, esnaf fırsat kollar.

Olan tüketiciye olur, müşteriye olur.

Mesela Hyundai.
Önümüzdeki sezon için dolar bazlı alım olduğundan %35 zam yapmak niyetinde olan Türkiye distribütörünün önüne, Kore genel merkezi en az %40 zam istiyor!

Yani önümüzdeki birkaç ay içinde zaten sene sürecinde pek çok kez zam gören otomotiv sektörü, bir büyük zam daha görecek.

Özel otoparklarda istiflenen sıfır araçların, sebebi hikmeti bu olsa gerek.
Şimdi satılsa, %40 ucuza gidecek, ama aslında zamsız alınan araçlar, yani Bayii, iki kez kazanacak.

İşte bu mantalite ile devam edilirse, bugün 100000₺ eden, aslında 40000₺lik ikinci el araç, bir ay içinde 150000₺ edecek.
Ki bu anormal bir durum.
Çünkü dünyanın hemen her yerinde, ikinci el araçlar değer kaybederken, ülkemizde değerleri artıyor.
Eşyanın tabiatına aykırı bir durum.

Araç piyasası halbuki çok küçük bir hamle ile rahatlar.
Yurtdışından ikinci el araçların ithalatına müsaade edilsin, yeter.
İki haftada piyasalar normalleşir.

Elli iki yaşında bir insanım ve ben ambargoları da gördüm, her çeşit ürünün kuyruğunda da saatlerce bekledim.

Benzer durumların, günümüzde yaşanması ve suni olarak, planlı, projeli, salt siyasi silah olarak yaşanması, beni ziyadesiyle öfkelendiriyor.

Stokçuluk, dinimizde de haramdır!

Dahi namussuzluktur, aşağılıktır.

Devletin buna behemehal müdahale etmesi ve sorumlulara en üst perdeden, para değil, hapis cezaları uygulaması elzemdir.

Evet bir tedarik zinciri krizi, tüm dünyada var.
Ancak birkaç haftaya kadar olmayan şeyin, birdenbire ülkemizde baş göstermesi de tesadüf değildir.


Bir diğer yazımızda buluşmak ümidi ve dua ile Vesselam
OGÜNhaber