Casandra sendromu!

Dünyanın en iyi istihbaratı, en mükemmel raporu, eğer okuyan olmazsa, hiçbir değeri olmaz.

Fakat şunu da unutmamak gerekir ki, çağımız enformasyon çağıdır, bilgi çağıdır.
Bilgi, istihbarat, her şey demektir.
Tabii bilgi sahih ise istihbarat güvenilir ise.
Çünkü yanlış bilgi, yani dezenformasyon, bu çağın en güçlü silahıdır da aynı zamanda.

Duymak istemediği bilgiyi de ekarte etmek, bir o kadar tehlikeli bir durumdur.
Zira bu durum, insanı gerçekleri görmemeye, gerçeklerden kopmaya, halktan kopuk olmaya sürekler.
Bu da orta vadede, iktidarın çökmesine delalet eder.

Bundan dolayı da karar sahiplerine danışman olan insanların, en önce, acımasız dürüstlükte olması gerekir.

Ne olursa olsun, gerçekleri, doğruları, söylemesi, ne kadar nahoş olursa olsun, havadisleri dopdoğru vermeleri gerekir.

“Çok yoğun, biraz yükünü hafifletelim”, ya da “bununla da mı uğraşacak” düşüncesine başlanıldı mı, ipin ucu kaçar, birileri kraldan fazla kralcı olur, maksat amacı aşar ve iş içinden çıkılmaz bir hale gelir.

Birilerinin yaptığı hatalar, bu kez karar sahibine fatura edilir.

Hani derler ya, dost acı söyler diye, evet bu böyle.
Ve o doğruyu söyleyen dostların dinlenmesi, etrafa kuru kalabalık yapan, şakşakçı ordusunu dinlemekten daha efdaldir.

Acı gelse de gerçekler hep gerçek, tatlı, çok tatlı olsa bile yalanlar hep yalandır.
Saklanan gerçekler de yalanın bir türü, hatta en tehlikelisidir bu bağlamda.

Sayın Erdoğan’ın etrafında olan “danışmanların” tam da bu yönde, karşına çıktıklarında, doğruları söylememekte, narahat gerçekleri de kendisinden sakladıkları yönünde epeydir gelen söylentiler var ve son hafta sonunda da ayyuka çıkmış bulunmakta!

Evet olay, Sayın Soylu’nun istifa dönemidir.

Bu istifa meselesi ne kadar doğru idi, bu ayriyeten tartışılır. Tartışılmalıdır da.

Zira en hafif tabiriyle Sayın Erdoğan’ı gereksiz bir strese, zora sokmuştur.

Bu bağlamda, Sayın Soylu’yu bu adıma iten hakikatlerin, sadece sokağa çıkma yasağı ilanı ardından olan olayları olmadığını da herkes bilmektedir.

Dönen oyunları, entrikaları, tarafları da herkes bilmektedir.
Bunların yok olduğunu, iddia etmekte, artık sanırım naiflik olur.

O gün olup bitenleri ifade etmek için şu tabirleri kullanabiliriz:
Ankara kuşu, Pelikancılar ve Baykuşlar.

Çünkü o akşam, AK Partisi içinde olan bir gurup, bir anda siperlerinden çıkıp, üç beş talimat ile Teşkilatı baykuş moduna bağlamayı başardılar.
Bu da ister, istemez, teşkilata gerçekten kimin hakim olup, olmadığı sorusunu gündeme taşıdı.

Sanki içinde bulunduğumuz durum ve zaman çok hafifmiş gibi çok sıradanmış gibi birilerinin halen, koltuk, makam, güç peşinde olduğunu gözlemlemek, çok acı bir tablo olsa gerek.

Yani, her fırsatta yerli ve milli olmaktan bahseden o bazıları, aslında bunu sadece milletten bekleyip, kendileri, oportünistliğe bağlamış.

Elden gelen her güç ile bu zamanların tez ve en hasarsız şekilde atlatılması için uğraşılması gerekir iken, bu postmodern saray entrikalarının hiç ama hiç yakışı kalmadı.
Ancak sanırım, bu da ülkemize has bir durum olsa gerek.

Aynı durum muhalefet için de hükümet karşıtı çevreler için de geçerlidir.

O her zaman öve öve bitiremedikleri, sözümona muasır medeniyetler ülkeleri, yakın tarihin en kötü sınavını dahi verirken, durumlarının çok üzücü ve endişe verici olmasına rağmen, muhalifleri, hükümetleri, birbirlerine kenetlenmiş durumda ve asla kimse siyaset devşirme peşinde değil.
Çünkü zaman, kriz yönetme zamanı, zaman hep beraber mücadele etme zamanı!

Ancak ülkemize baktığımızda, yapılan gerçekten de olağanüstü kriz yönetimine, sağlam sağlık altyapısına rağmen, tam da bunlar, muhalefet ve marjinal gruplar tarafından hedef olarak alınıyor, alay konusu haline getirilebiliyor.

Bu dünyada eşi benzeri olmayan bir hareket tarzı.

Şahsiyetsizliğin dibe vurmuş, çukur olmuş hali.

Kendi üstlerine düşen (Belediyelerde), inanılmaz hatalar yapan, sınıfta kalan, hatta halk sağlığı ile oynayan, göstermelik ve her türlü samimiyet ve ciddiyetten uzak “projeler” ile de milletin zekası ile alay etmeleri de cabası!

Buna örnek olarak İBB’nin yardım kolileri projesini ve de Adana’da yapıl(mayan), 1000 kişilik Sahra Hastanesi sahtekarlıkları örnek göstermek, sanırım yeterli olur!

Bunları sağlıklı düşünen bir insanın kabul etmesi mümkün değildir. Savunması ise ard niyettir.

Belli oluyor ki muhalefetin karar vericileri, Casandra sendromunun en ağır vakalarılar.

Ülkem, milletim adına, üzülmemek elde değil maalesef.

Lütfen evlerinizde kalın.
Sağlıklı kalın.

Bir diğer yazımızda buluşmak ümidi ve dua ile Vesselam
OGÜNhaber