Othello'yu var eden duygu; 'Aşağılık Kompleksi'..

Shakespeare uzmanlarından Marchette Chute, Shakespeare’i gelmiş geçmiş en büyük oyun yazarı olarak niteler. Shakespeare, yalnız çağının ve İngiltere’nin değil tüm dünyanın ve bütün zamanların en önemli yazarlarının başında gelir. Zaten onu çağlar boyu var eden de bu özelliğidir. Yazdığı yapıtlarda insan faktörünü ele almıştır. Her ne kadar döneme ait bazı olaylardan etkilenmiş ve yapıtlarında yer vermişse de karakterlerinin birçoğunun insanî ve kişisel özellikleri ön plâna çıkmaktadır. Shakespeare’in oyunlarında hırsları, zaafları, aşkları, çelişkileri, gelgitleri, yoksunlukları, kızgınlıkları, öfkeleri, umutları… yani insanı insan yapan bütün özellikleri görebilmek mümkündür.

Yukarıda saydıklarımla beraber, Shakespeare’in oyunları değişik ruh durumlarını ve psişik nüansları da içinde barındırır. Bu nedenle biz psikoloji ve psikolojik danışmanlık uzmanlarına done veren Shakespeare’in oyunlarının birçoğunda psikolojik incelikler ve argümanlar bulunmaktadır. Oyunlarında bir tek bulgu değil, birden çok psikolojik bulgu ve rahatsızlık barındırmaktadır.

Bir önceki "Kendi Adıyla Anılan Aşırı Kıskançlık Sendromunun Sahibi; Othello" başlıklı yazımın sonuna eklediğim notta, Othello oyununda psikolojik açıdan incelenmeye değer başka durumların ve karakterlerin olduğunu, bundan dolayı Othello tragedyasını incelemeye devam edeceğimi belirtmiştim. Bu yazımda da Othello incelememe başka bir açıdan devam ediyorum: "Othello'da Aşağılık Kompleksi"



"Ben/Biz" ve "Öteki/Başkaları"…

Bilindiği üzere Othello, savaşlarda Venedik yöneticilerini, ordusunu ve halkını kendisine hayran bıraktıracak nitelikte kahramanlıklar gösterir. Bu ve benzeri sebeplerle Othello, ordu içinde önemli görevlere getirilir. Bu görevlerin altından kalkabileceğine güvenilir. O kadar ki Venedik Krallığının açtığı savaşlarda Othello var ise savaşın kazanılacağı düşünülür. Hatta Othello o kadar el üstünde tutulur ve kendisine o denli itimat edilir ki yaptığı açık hatalar bile görmezden gelinir.

Birinci perdenin üçüncü sahnesinde; Desdemona’nın babası Brabantio kızının Othello tarafından kaçırıldığını düşünerek Dük’e şikâyete gider. Bunun üzerine ise Dük kahraman Othello’ya bu yaptığından ötürü ceza verilmemesini aksine bu durumun hoş görülmesini çünkü Osmanlı İmparatorluğu ile yapılacak olan deniz savaşında Othello’ya ihtiyaç duyulduğunu belirtir. Dük, bunu Othello’ya da ifade eder:

"Dük: Yiğit Othello, sizi hemen baş düşman Osmanlılara karşı kullanmamız lâzım geliyor." der.

Othello’nun büyük kahramanlıklar yaptığı, bu kahramanlıklar bağlamında övgüleri hak ettiği herkesçe kabul edilmesine rağmen onun siyahî bir Mağripli olduğu da her zaman göz önünde bulundurulur. Bunu hatırlamayı kimse ihmâl etmez. Çevresindeki diğer kişilerden, komutanlardan çok farklı bir kültürle yetişmiştir. Venediklilere göre Othello, aslında tamamen batı kültürünü benimsemişse de nihayetinde başka bir kültüre aittir ve başka bir kültürün değerlerini taşıdığı iddia edilir. Bu da Othello’nun yer yer hor görülmesi için yeterli bir sebeptir. Hatta onun çok sevdiği ve sevgisine karşılık bulduğu Desdemonadan da başka, Desdemona gibi birine göre olumsuz anlamda farklı olduğu düşünülür. Onun Desdemona’ya lâyık olmadığı fikrini hemen hemen bütün yetkililer taşır. Çünkü Othello bir ötekidir, Mağriplidir. Şöyle tarif edilir. O, kendi kültürlerinden değildir. O, sürekli hayatını savaş alanlarında geçirmiş, kadınları ve kadınların ruhunu unutmuş biridir. Kadınları anlayamayacak bir yapıdadır. Venedikliler, böyle sıra dışı bir evliliği hazmedemez ve bu evliliğin sona ermesi için ellerinden geleni yaparlar. İşe, Othello’nun kendi toplumlarının bir üyesi olmadığını öne çıkararak başlarlar. Birinci perdenin birinci sahnesi Othello ile ilgili ırkçı ve aşağılayıcı ifadelerle doludur. Othello için "o bir Berberi atı", "şehvet düşkünü bir Mağripli", "yaşlı bir kara koç" tanımlamaları kullanılmaktadır. Edward Said’in çok bilinen tabiri ile Othello bir "başkası"dır. Othello, Platon’dan beri gelen ikili karşıtlığın ben/diğeri veya biz/diğerlerinin ikinci kısmında bulunur. Batı dünyasında bu ikili karşıtlıkta daima birinci terimin ikincisine üstünlüğü kabul edilmiştir. Shakespeare bu durumun varlığını bu oyunda altını çizerek vurgulamıştır.

Üstünlük Kompleksi ile Aşağılık Kompleksi İnce Bir Çizgiyle Ayrılır…

İnsanların yaşamış olduğu toplum içinde kendilerine has özelliklerinden ötürü dışlanması veya ellerinde var olan imkânların ve hakların alınması, kısıtlanması ya da ona bir şeylerin yakıştırılmaması, aksine değiştirilmesi imkânsız olan özelliklerinin tam zıddında olan başka kişilere bu hakların ve olanakların tanınması kişide aşağılık kompleksinin oluşmasına sebep olan faktörlerin başında gelir. Bu, kimi zaman aşırı derecede kıskançlıkla, kimi zaman öfke ile kimi zaman abartılı hareketlerle, kimi zaman da aşağılık kompleksini yenmek ve bunu dış dünyaya belli etmemek kaygısı ile meydana getirilen üstünlük kompleksi ile kendini belli eder. Aşağılık kompleksi, bireysel psikolojinin kurucusu olarak kabul edilen Alfred Adler tarafından ortaya atılmış bir kavramdır. Kişinin bazı yönlerde kendini diğerlerinden aşağı hissetmesine neden olan bir karmaşa türüdür. Bu kompleks türünün sıklıkla farkına varılmaz ve kişinin bu duyguyu telafi etme düşüncesi onu eziyet içine sürükler, şaşırtıcı bir kazanım veya aşırı bir antisosyal davranışla sonuçlanır. Misâl, aldattığına dair somut bir delil olmamasına rağmen Othello’nun Desdemona’yı öldürmesi gösterilebilecek en ileri seviyedeki antisosyal davranıştır. Zira Othello, kendi kültüründen kopmaya çalışır ancak içine girmeye çalıştığı kültürle ve o kültürün insanları ile de uyum sağlayamaz. Sadece kahramanlıkları ile anılmış ancak durum evlenmesine gelince hemen ırkı ve geldiği kültürü kendisine engel olarak sunulmuş biri olarak bu duyguya o kadar esir olur ki en sevdiği varlık olan eşini dahi yok edecek noktaya gelir.

Alfred Adler’e göre; özgüven eksikliği, saplantı bozuklukları, dışlanma, kültürel yozlaşma, yalnızlık ve anlaşılamama hissi aşağılık kompleksinin nedenleri arasında gösterilebilir. Othello da yaptığı kahramanlıklara ve kurtarıcılıklara rağmen kendisinin halen farklı bir kültür kişisi olarak telakki edilmesinden ötürü aşağılık duygusuna kapılır. Eşini çok sevmesine ve eşi tarafından da aynı sevgiyle sevilmesine rağmen eşinin kendisini siyahîliğinden dolayı beğenmeyip aldattığı sanrısına kapılması da yine kendisini diğerlerinden olumsuz anlamda farklı görmesi ve bunu da ifade etmesi açıkça kendisine dair geliştirdiği algıda bir aşağılık duygusu daha doğru bir deyişle aşağılık kompleksi hissettiği görülür. Eşinin kendisini aldattığına dair duyduğu şüphelerin doğru olduğuna kendisini inandırdığı anda ifade ettiği sözlerde bile teninin rengine dikkat çekecek cümleler kurar.

"Ama kanını akıtmayacağım yine de; Yara izi bırakmayacağım onun kardan beyaz cildinde"

Aşağılık kompleksli kişi, kendisinden sürekli şüphe duyduğu için çevresine karşı da bir paranoid algı geliştirir. Öyle ki kimi zaman çevresindeki insanların kendisine yanlış yaptığını, haksızlığa sürüklendiğini, onlardan uzaklaşması gerektiğini, kendilerini anlamadıklarını, onların zarar verilmesi hatta bir an önce ortadan kaldırılması gereken insanlar olduğunu düşünür. Bu duyguları hissetmesine onların neden olduğundan emindir. Ve o insanlar ya kendisinden daha aşağı çekilmelidir ya da etkisiz hâle getirilmelidir. Örneğin, Iago, Othello tarafından görevden alınır. Çünkü kendisini sürekli olarak ırkından ötürü aşağılayan kişi odur. Desdemona ise ortadan kalkmalıdır. Çünkü o renginden ve ırkından ötürü Othello’yu beğenmemiş ve aldatmıştır; işte bütün bunları Othello’ya düşündüren en güçlü duygulardan biri aşağılık kompleksinin ta kendisidir. ,



Bu kompleksi yaşayan kişi, aynı zamanda kendisinin değersiz olduğunu hisseder. Değerini belli etmek için dikkat çekmeye çalışır. Güçlerini farklı bir yönde toplama gayreti içinde olur. Othello, Venediklilere göre farklı bir ırktan, kültürden, renkten olduğu ve bu da onu ezdiği için kendisini başka yönleri ile ispatlamaya gayret eder. Oyunun başındaki "Mağripli", "berberi atı", "kara koç" ve "şehvet düşkünü" gibi nitelemeler yerini "Yiğit Othello", "Soylu Othello" ya da "Kahraman Othello" gibi ifadelere bırakır. Ortada savaş tehdidi ve korkusu olmadan "kara Mağripli” yakıştırmaları savaş tehdidi altında "Kahraman, Yiğit ve Soylu Othello"ya dönüşür. Bu da Othello'nun değerinin bilindiği ve kendisinin fark edildiği anlamına gelir. Bu yüzden, bütün gücünü ve enerjisini savaş kahramanı olma yönünde harcar. Çünkü ona kıymet verilen tek alan bu alandır. Ayrıca aşağılık kompleksli kişiler yine kendilerini fark ettirmek gayreti ile coşkulu davranışlar içine girerler. Daha görkemli, daha abartılı, daha farklı ve daha hırslı davranma derdine düşerler. Bunları da doğal şekilde yapmazlar. Aslında tüm bu hamleler, tamamen içlerinde var olan aşağılık kompleksini yenme çabasıdır. Dışarıdan kimilerince bu davranışlar her ne kadar kendilerini beğenme ve üstünlük davranışı olarak algılansa da aslında aşağılık komplekslerinin bir yansımasıdır. Zaten üstünlük kompleksi ile aşağılık kompleksi arasında ince bir çizgi vardır. Çoğu zaman üstünlük taslayan insanlar esasında aşağılık komplekslerini gizlemek maksadı ile öyle davranırlar yani tamamen bir maske takarlar. Othello’ya baktığımızda da genel mânâda davranışlarında ve sözlerinde bir abartı, bir gösteriş görürüz.



Birçok insanda aşağılık kompleksi az da olsa bulunur. Önemli olan kişinin bunu fark edebilmesi ve kendine zarar vermeyecek şekilde kontrol edebilmesidir. Aşağılık kompleksi, muhakkak kişiye zarar veren bir duygudur diye tanımlanmamalıdır. Tarihte var olan birçok komutanın, devlet adamının, sanatçının var olmasının altında yatan en temel etmenlerden biri de aşağılık kompleksidir. Bu duygu çoğunlukla onları bir şeyleri yapmaya, kendilerini ispat etmeye sürüklemiştir. Adeta itici bir güç olmuştur. Belirttiğim gibi, bu kompleks kişinin kontrolü ve farkındalığı ile alâkalı bir şekilde yön değiştirebilir. Bu sebeple yazının başlığında buna vurgu çekmek maksadıyla özellikle belirttim; "Othello'yu var eden duygu; Aşağılık Kompleksi" diye…

OGÜNhaber