Kadınların kafası karışık mı gerçekten?

Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu tiyatro dünyasındaki faaliyetlerine özellikle yerli oyun yazarlarının metinlerine fırsat vererek devam ediyor. Özel tiyatrolar içerisinde lokomotif görevi gören önemli kuruluşlardan olan ve tiyatroların gerek İstanbul'da gerek Anadolu'da birçok yere ulaşmasını sağlayan Aysa Organizasyon ve Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu katkılarından ve verdiği sanatsal mücadeleden ötürü tüm tiyatro severlerin takdirini de topluyor.

Kitaptan Sahneye…

Sezonun önemli ve iddialı yapımlarından olan "Bütün Kadınların Kafası Karışıktır" oyunu da Aysa bünyesinde çıkan yapımlardan biri. Ece Temelkuran'ın 1996 yılında yazdığı aynı adlı eserinden Selen Uçer ve Seray Şahiner tarafından tiyatroya uyarlanan oyun, Selen Uçer'in yeniden düzenlemesiyle sahneye aktarılmış. "Kadın oyunu" diye adlandırılan ve hatta "kadınların yaşadığı ve karşılaştığı sorunları çok başarılı şekilde aktaran bir oyun" diye ballandıra ballandıra reklamı yapılarak sahnelenen sıradan oyunlara benzemiyor. "Bütün Kadınların Kafası Karışıktır" oyunu, olayı irdeleyerek ele alan ve işin daha çok psişik boyutunu ön plâna çıkaran bir çalışma. Oyunu izlemek için belli bir entelektüel birikimde olmak ve oyunda atıfta bulunulan olgulara ve kişilere dair az da olsa bilgi sahibi olmak gerekiyor. Oyun, salt bir kadın penceresinden duruma el atıp, kadınların belli başlı sorunlarını öne çıkarma kaygısı gütmüyor.

Oyun, bilinen ve ne yazık ki önlenmesi konusunda bir türlü ileriye gidemediğimiz; kadının her platformda erkeğin gerisinde durması gerektiği anlayışı, kadınların kendini sadece erkekle anlamlandırma anlayışı, bazı erkekler tarafından uygulanan ağır psikolojik ve fiziksel şiddet, kadının sözde medeni ve modern diye kendilerini addeden kesimlerde dahi bir cinsel meta olarak kullanılması ve gerek erkeğin gerekse kadının birçok hareketinin direkt cinsellikle yorumlanması sorunlarının ele alınmasının yanı sıra "insan"a dair birçok çelişkinin de ele alındığı, temeli ve derinliği olan bir eser. Zor durumlarda ve karşılaştığımız türlü güçlüklerde hemen devreye giren savunma mekanizmalarımızda ve sorun çözme becerilerimizde bilinçaltımızın devreye girişini, geriye ittiğimiz ya da bir şekilde üstünü örttüğümüz nice bitirilmemiş ve hesabı kesilmemiş olayların ve duyguların, ileri yıllarda daha acımasız bir yüzleştirmeyle karşımıza çıkmasının; çocukluk döneminde yaşanan duygusal travmaların etkisinin kişi hangi makama ya da konuma gelirse gelsin bir ömür sürebilmesinin; bir başkasının düştüğü negatif durumdan bile kendi payımıza menfaat üretme çabamızın ve üstelik bunun yardım kisvesi altında ikiyüzlü biçimde yapılmasının; ince düşünmenin değil de yüzeyselliğin ve bayağılığın geçer akçe olmasının; "aydın" diye adlandırılan ve kendilerini toplumun üst katmanında gören ve hemen hemen her şeyi küçümseyen kimi insanların kendilerini dış dünyadan neredeyse tamamen soyutlayarak fildişi kulelerden ahkâm keserek yaşamasının altının çizilmesi de oyunun derinliğini gösteren başka boyutları. Oyunda ayrıca, kültür-sanat ve yazın dünyasındaki kişilerin, birbirlerine karşı gösterdikleri acımasız ve birbirlerini aşağı çekmeye çalışan yüzleri ve edebiyat dünyasında adeta mafyöz biçimde işleyen yapıların varlığı da ele alınmış.

Bir kitaptan tiyatroya uyarlanan oyun, bunca çok yönlü olmasına rağmen, teatral metin olarak belli sıkıntılar taşıyor. Zira kitap olarak başarılı olan bir düşünce ve kurgu, kimi zaman "Bu kitaptan çok iyi oyun olur." şeklinde hayâl edilebiliyor ancak iş sahneye koymaya gelince her zaman beklentiyi karşılamıyor ve kitaptaki başarılı sonucu vermeyebiliyor. Çünkü kitapta hoşumuza giden ve kendimizle baş başa kalarak okuduğumuz kimi paragraflar, canlandırma esnasında beylik lâflar şeklinde kalabiliyor. Hatta kör göze parmak mesaj niteliğine de dönüşebiliyor. O yüzden bu oyun özelinde ana karakterin tiratlarının neredeyse tamamı, olayın içine yerleştirilebilirse daha iyi olur diye düşünüyorum.

Çocukluğun Tesirleri…

Oyun, Ebru Uysal adında bir yazarın çocukluğundan bu yana getirdiği, derununda sakladığı yalnızlığın ve kendini ispat çabasının, kocasının kendisini terk etmesinden sonra artık dayanılmaz boyuta varmasından ötürü intihara kalkışma ânıyla başlıyor. İntihar etmek için balkona çıkan kadının komşuları, pencerelerden duruma müdahale ediyor ve kadını intihardan vazgeçirmeye çalışıyorlar. Derken o esnada biri sessizce içeri giriyor ve kadını balkondan içeri çekiyor. Balkon sahnesinden sonra gelen iç mekân sahnesinde, yazarın neden intihar etmek istediği daha net bir biçimde anlaşılıyor. Diğer komşuları da teker teker eve geliyor ve bu nedenlere dair kendi fikirlerini ortaya koyuyor, kendi yaşadıkları olaylardan örnekler vermeye başlıyorlar. Esasında hepsi intihar girişimine dair getirdikleri açıklamalarla beraber kendi hayatlarını da sorgulamaya başlıyorlar. İntihara kalkışan yazar, birbirinden farklı kültürlerden gelen komşularının bu hikâyelerini gördükçe daha da şaşkına dönüyor. İlk etapta anlatılanları kabullenemiyor ancak daha sonra anlatılan olaylara kendini kaptırıyor ve başka boyutlardan ele almaya çalışıyor; yorumlar getiriyor, hatta anlatanların da anlattıkları şeylere daha farklı bakmalarını istiyor. Ve oyunun sonunda karşılaştığı bir gerçek de kendisini bunalıma sürükleyen temel yüzleşmelerden birisinin arka plânını görmesine neden oluyor.





Oyun Ekibi…

Reji Orçun Ucal'a ait. Oyunun daha çok fikrî bir boyutu olduğu için rejiye çok da imkân tanıyan yapısı yok. Ucal'ın oyun çok durağan olmasın diye bir devinim katma maksadını güttüğü aşikâr ancak ortaya yer yer abartılı ve aslında seyirciyi oyundan koparacak sahneler çıkıyor. Olaya basın mensuplarının karışması ve basının bu tarz olaylara bakışının da eleştirel bir gözle oyun içine yerleştirilmesi, oyundaki derinlikli yapıdan ve ev içinde dönen "gerçek" sohbetten kopmamıza sebebiyet veriyor. Belki rejisör, hayat içindeki bu çelişkileri de vermek istemiş olabilir ancak bir oyun içinde birden çok derdin anlatılması bazen kaosa sebebiyet verebiliyor. Burada Haldun Taner'in oyun yazmak ve reji yapmak isteyenlere söylediği cümleyi akla getirmekte fayda var; "Bir oyunda bir tek derdi anlatın. Bu derdi de önce kendinize bir cümleyle ifade edin. Çok şey anlatma gayretine girdiğiniz anda hiçbir şey anlatamazsınız." Tek perdelik bir oyunda dekoru yenilemek için perdenin kapattırılması ve bu kapamanın uzun sürüp seyircinin azımsanmayacak bir süre boyunca perdeye bakmak zorunda bırakılması, ışığın karartılması anlarında fondan gelen cümlelerin oyun bütünlüğü açısından bir anlam ifade etmemesi de rejiye dair diğer sıkıntılı unsurlardı.

Oyunda Deniz Işın, Elit Andaç Çam, Ayfer Tokatlı, Kazım Semih Varol ve Selen Uçer rol alıyor.

Deniz Işın, yazar Ebru Uysal'a can veriyor. Uysal, kimi zaman ağlamaklı bir sesle konuşmasından kaynaklı olarak bazı cümlelerin net biçimde anlaşılamamasını saymazsak performansı çok iyiydi. Özellikle majör depresyon durumda olan birinin boşluklarını, anlam veremeyen ve bir türlü odaklanamayan bakışlarını, ara ara kendine geldiği anlarda güçlü görünmeye çalışan ve fakat depresif yapıdan dolayı da düştüğü güçsüz ve çocuksu yanlarını vermeyi ihmal etmemesi başarılıydı. Sürekli ağlak hâlde bulunması da doğru bir gözlemin sonucu. Çünkü intihar girişimlerinin en belirgin nedeni depresyondur. Bu karakterde de depresyonun olduğu bariz. Ve intihar girişimi sonrası depresyon türü manik de olsa majör de olsa birey ağlamaklı ve umutsuz bir modda olur. Sürekli çevresini suçlar. Suçlamaları da alâkalı alâkasız bütün kişilerle ve olaylarla bağdaştırarak yapar. Işın, karakterinin ruh hâlinin farkında olarak oynuyor. Ancak tekrar ediyorum; ön sırada oturmama rağmen bazı cümlelerini anlamakta güçlük çekiyorsam arka sıradaki seyirciler daha da zorlanmıştır.

Selen Uçer, yukarda bahsettiğim acımasız edebiyat gruplarının başındaki yarı bohem, sözde entelektüel Pervin karakterini canlandırıyor. Uçer; inişleri çıkışları, ses tonu, ani parlamaları çok iyi kotaran bir oyuncu. Bu oyun içinde de yine bakışları, tonlamaları, birden çıkışan hâllerini izliyoruz. Açıkçası başarılı oyunculuğuyla yine göz dolduruyor. Oynadığı karakter Pervin, yayınevi sahibi. Birçok başka işi de var; ayrıca mülk zengini. Kendine çok zengin ve güçlü bir sistem kurmuş. Dünyadaki kapitalist güç savaşını genç yaşında görüp, başarıyla götüren, "hedefe giden her yol mubahtır" anlayışıyla, değerlerini biraz kaybetmiş, kendi de aslında yalnızlık ve kaygı içinde olan biri. Geçmişte bazı kadınların da kurdu olmuş. Hatta biraz da kendi batırmış Ebru'yu ama sistemin tüm zorluğu içerisinde değer vermek ve değer görmek gibi duyguları hatırlayarak bu oyundaki karşılaşmanın sonunda dayanışmaya ve Ebru'ya el vermeyi tercih ediyor.

Elit Andaç Çam, sadece magazin boyutuyla öne çıkan lümpen şarkıcıyı oynuyor. Karakteri için anlamlı nüanslar keşfetmiş. Cümlelerdeki vurgusundan bedenindeki kıvraklığa, televizyon ekranlarında gördüğümüz "ablan kurban olsun sana" tiplemelerinin vermeye çalıştığı bayağı seksapeliteden her anlattığı olayı büyük mimiklerle bezemesine kadar bütün detayları işliyor.

Kazım Semih Varol, emlakçı rolünde. Oynadığı karakter; hem oyunun kurgusunun gelişmesi hem de karışıklığın aslında kadın özelinde olmadığının da göstergesi olan biri ancak genel olarak oyundaki vasat karakterlerden. Gündelik sorunlarla uğraşan, küçücük dünyasında uğraş veren, derdi sadece birilerine ev kiralamak ve satmak olan bir tip. Mahallelerdeki küçük emlakçıların çoğu daha çok uyanıklıkla iş yapmaya gayret ederler. Oyundaki karakter de öyle ancak Varol'un oyunculuğunda bu durum ne yazık ki net şekilde belirginleşemiyor.



Oyunun yıldızı Ayfer Tokatlı, temizlikçi Aysel'i sahneye taşıyor. Temizlikçi oyunda kritik bir rolde. Oyunun omurgasını oluşturuyor gibi. Aysel, hayatın içinde kendi çözümlerini bulan, zor bir hayatın içerisinde bir şekilde kolaylığı sağlamaya çalışan bir kadın. Ebru'nun belki de en temel ihtiyacı olan şey, Aysel gibi çözümcül olmak. Hayatta insan olmanın inceliklerini okumaksızın, düşünmeksizin yaşamayı pratikte beceren bir temsil. Postmodern insan dertlerinden, hayıflanmalarından, kanıksamalarından uzak, yaşadığı yaşam kadar olan bir karakter. Bu karakterin oyuncu açısından avantajlı yanı var çünkü diğerlerine nazaran oyundaki en kontur ve en sempatik karakter. Ancak bazen abartıldığında antipati de oluşturabilir. Tokatlı, karakterin avantajını yerli yerince kullanıyor. Saf kadının yer yer uyanışını ve hiç de boş biri olmadığını seyirciye veriyor ama karakterin kendi sosyo-ekonomik ve kültürel düzeydeki gerçekliğinin farkında oluşunu bir an olsun geriye itmemesi ve bunu da sadece anlık mimiklerle vermesi gözden kaçmıyor.

Ezcümle; "Bütün Kadınların Kafası Karışıktır" oyunu, buhranlı durumları yarı eğlenceli yarı düşündüren bir dille 1anlatan bir oyun izlemek isteyen seyircilerin gidebileceği yapımlardan...

OGÜNhaber