Tehlikeli uçurum

Müslüman dünyasına siyasi ve askeri taarruzlar ta Sudan’dan Afganistan’a hatta Pakistan’dan geçip Yemen’e kadar uzanıyor.

İçinde yaşadığımız Orta Doğu’da bunca “çatışma” bunca “savaş” beraberinde istila, yoksulluk, sefalet ve çoğu zaman “göç” getiriyor.

Böylesine bir ortamda, “serinkanlı” düşünmek ve davranmak çok zor oluyor. Zaten “serinkanlı” davranışlar da artık pek değer taşımıyor.

Fakat yine de zaman zaman, “serinkanlılık” ister istemez bireyin önüne çıkıyor. Zaten böylesine “serinkanlılık” sürecinde, en sonunda “panik” ve “yıkım” ile karşılaşılıyor.

Her şeyden önce, İslam dünyasına karşı amansız bir yok etme stratejisi kendini gösteriyor.

Süper güçlerin planları Orta Doğu’da özellikle Irak ve Suriye’de neredeyse her gün kanlı olaylar, çatışmalar birbirini izlerken süper güçlerin planladıkları müdahaleler de eksik olmuyor. Müslümanların yaşadıkları topraklara, ABD,

Rusya ve İsrail gibi devletlerin saldırısı sanki kesişiyor.

En önemlisi bölgenin kaderini değiştirmeye yönelik girişimlerden bir türlü vazgeçilmiyor.

Hatta önce Irak’ta bir, Suriye’de de bir Kürt devletçiği kurma girişimi son safhaya geliyor.

Filistin’in yanı sıra önce Afganistan’ın Rusya, sonra da ABD tarafından harabeye çevrilmesinin yanı sıra Lübnan’ın Irak, Libya, Sudan, Suriye ve Yemen hatta Tunus ve Mısır’da Müslüman ahaliye karşı girişilen saldırılar yer yer
halen devam ediyor.

Anlaşılan odur ki, iki süper güç ABD ile Rusya’nın Orta Doğu’da böylesine karşı karşıya gelecekleri, menfaatlerinin çatışacağı veya kesişeceğini görmek hatta yaşamak özellikle biz Türkleri yakından ilgilendiriyor.

Gerçekten de, hem Suriye hem Irak’ın kuzeyinde böylesine askeri bir oluşum değil ilerisi için şimdiden “dehşet” veriyor.

Bu arada gün geçtikçe, Türkiye hem “yalnızlaşıyor” hem de “ekonomik”, “sosyal” ve “politik” ilişkileri donuyor.

Bu tehlikeli uçuruma nasıl gelindiğini ve “dönüş” için ne önlemler alınması gerektiğini bilimsel olarak araştırmak artık öncelikli hal almanın ötesinde yer alıyor.

Ancak, bu önemli sorunun, ilmi ve siyasi “sorgulaması” ya yapılmıyor ya da yapılamıyor.

Her ne kadar, Rusya ve İran’la varılan bazı iyileştirmeler gündemde ise de ABD’nin bu ortamı bozacağı beklentisi ve Türkiye’nin “kararsızlık” görüntüsü ağır basıyor.

Unutulmamalıdır ki, ABD, Orta Doğu’da yükünü paylaşabileceği ortaklara ihtiyaç duyuyor. NATO üyesi Türkiye’nin ABD için önemi, genellikle Türkiye ile çevre bölgelerdeki Amerikan çıkarları ile alakalı olduğu
unutulmuyor. Üstelik Türkiye, geçmişte “Orta Doğu’ya yönelik potansiyel Rus saldırganlığına karşı bir tampon” olarak tanımlanıyordu.

Gün geçtikçe ABD ve Rusya’nın planları, stratejileri su üstüne çıkıyor.

Yakın zamanda Suriye ve Irak’ın uzun vadede de İran ile Türkiye’nin toprak bütünlüğüne göz koyulduğu sinyalleri aylardır alınıyor.

Şimdi de, ABD’nin çeşitli maskeler altında, Türkiye sınırında denize ulaşabilecek “terörist” olsa da bir veya iki devletçik kurdurması gündeme gelmiş bulunuyor. Bu arada değerli yazar dostumuz Cüneyt Mengü’nün, bu tehlikeli
oluşumla ilgili bilgi ve öngörüşleri “alarm” verecek ağırlık taşıyor. Çünkü Mengü’ye göre, yapay terörist devletçiklerin ortaya bir “virüs” gibi çıkması, gün bekliyor.

Nitekim, sınırımızda alınan olağanüstü askeri önlemler, bu tehlikeli gidişatın işareti sayılıyor.

Suriye’nin kuzeyinde beklenen bu ABD hareketinin gerçekleşmesi halinde Irak’ı da fişekleyeceği öne sürülüyor.

Böylelikle, kurulacak devletçiklerin için için yanan Orta Doğu’ya ateş atmanın yanı sıra, yeni yeni çatışmalara neden olacağı da şimdiden belirtiliyor.

Zaten, ABD ve diğer süper güçler için önemli olan, petrol kaynaklarının korunması ve Orta Doğu’nun daima yanması dolayısıyla Müslüman aleminin bundan zarar görmesi ile özetleniyor.
OGÜNhaber