Bir Türk ve Kudüs

Be hey Papa, ne diye beyhude bağırırsın ki; dinler arası diyaloğun planlarını yazarken düşünecektiniz. Bakın ben size 40 yıl içinde olacakları gün gibi anlatayım. Kudüs başkent olursa bunun bedelini Filistin’den önce Suud Ailesi ödeyecektir.

Sevgili okuyucularımız Dünya dengeleri birbirini tetikler ve bunun sonucu Mekke Devleti ve Medine Özerk Bölgesi olarak ödeyecek olan Suudi Arabistan, uğrayacağı bu sarsıntılar karşısında hiç sesini çıkaramayacaktır. Bu ahvalde tüm İslam Alemi, Suudların bu duruma çanak tutmalarına karşın Kabe’nin özel devlet statüsüne geçmesini dillendirecekler ve bu engellenemez bir şekilde sonuçlandırılacaktır.

Tabi ki 13ler Konseyi’nin katkılarını da unutmamak lazım. Kan ve gözyaşının başlangıcı olan Türklerin Kudüs’ten çıkışı, tarihin akışını değiştirdiği gibi bu kararda tarihin akışını değiştirecektir. Yüz yıldır Arap Şerif Hüseyin'e bel bağlamanın bedelini ödemek zorunda kalmanız bizi derinden sarsmaktadır. Fakat bir daha Yüzbaşı Şevket'leri göndermeyeceğiz çünkü bizler sizlerden sonra ilk hedef olan Hatay'ı savunmak zorundayız.

Bakın, ben Kudüs için ne yaptım. 2014 yılında Dışişleri Bakanlığı Asya ve Pasifik İşleri Daire Başkanlığı'na bir yazı yazdım. Filistin fahri konsolosluğunu almak için yazılmış bir yazıydı bu. Evet, evet dünyada hiç kimsenin yapmaya cesaret edemeyeceği bir şeyi yaptım ve Filistin Devletini tanıdığımızı anlatmak için yazdım bu dilekçeyi.

Filistin devleti ile ticari bir bağ kurmak için değil, turistik değil, çıkar ilişkisi içinde değildi. Sadece ve sadece bir Türk'ün Kudüs için var olduğunu bildirmek için yazdım. Dışişleri bakanlığından bir görevli beni hemen cep telefonumdan arayarak nasıl bir yol izlemem gerektiğini anlattı. İşin çok tehlikeli bir hal alacağını bilmeme rağmen bana hiç bir uyarıda bulunmadı. CIA ve Mossad'ı yok saymıştık. Ankara, Filistin Başkonsolosluğu'nun uygun görmesi durumunda olabilirliğini anlattı. Bu dünyada bir ilk olacak ve ben Filistin Fahri Konsolosluğunu almaya çalışacaktım. Filistin Devleti konsolosluğu ile yapılan görüşmelerde karşıma hep Türkçe bilmeyen konsolosluk görevlileri çıkardılar. Zannediyorum ki Mahmud Abbas'a konu iletildi. Fakat tarafıma bir dönüş yapılmadı ve dün gibi hatırlıyorum protokol ve dış ilişkiler müdürümüz bana öldürülme ihtimalimden bile bahsetti. 

Burada mesele şu idi. Ben Anadolu’nun bir şehrinde bu akımı başlatacağım, Endonezya'dan bir insan evladı takip edecek, Umman, Yemen, Katar, Libya, İran, Azerbaycan, Mısır derken bu iş büyüyecekti ve bu gün bu adımlar atılmayacaktı.

Hatta ve hatta hiç unutmam başvuru adresini de kendi dairem olarak yazmıştım ama nafile. Abdülhamid Kayıhan Osmanoğlu'na ve Harun Osmanoğlu'na bu belgeleri gösterdiğimde çok memnun olmuşlardı. Konuyu çok iyi bilen ortak tanıdıklarımız çoktur mesela.

En nihayetinde Aziz Türk milleti adına ben yüz yıl sonra Galip Gezer olarak gerekeni yaptım.

Biliyorum ki; Kudüs düşerse Dünya düşer. Şimdi soruyorum suç kimde?
OGÜNhaber