Kafamızı Kumdan Çıkartalım

ABD'nin yeni Irak politikası'nın Ankara tarafından memnuniyet verici olarak algılanılmasına karşın Türkiye'nin hassasiyetlerine yeterince yer verilmemesi, Irak'ta yaşanacak başarısızlık konumunda ABD'nin Türkiye'ye çizdiği senaryo...
Etrafımız ateş çemberi. Ortadoğu da yaşanan gerginlikler, İran ile ABD arasındaki sürtüşmeler, ABD destekli Kuzey Irak'ta kurdurulmaya çalışılan bir devletçik, MÜT Müsteşarı'nın Türkiye'nin çevresinde olup bitenlere artık duyarsız kalmaması aktif rol oynaması gerektiği yönündeki açıklamaları... AB konusunda İngiliz gazetelerinin yazdığı Türkiye ‘nin üyeliğinin hayal olduğu yazıları...
Ancak soğuk savaş sonrası değişen dengeler ABD'nin Ortadoğu da ki petrol kaynaklarına hükmetmek için başlattığı sözde demokrasi hareketlerine karşı Türkiye'nin kayıtsız kalması s.z konusu olamaz. Hemen yanı başımızda Kerkük'te yaşanan son durum. MÜT tarafından uydu fotoğraşarı ile de desteklenen Kerkük'ün nüfus yapısının değiştirilme çalışmaları. Çalışmaları demek artık ne kadar doğru olur o da tartışılır. Zira verilere göre bölgeye 300 bin Kürt nüfusun yerleştirildiği artık gün gibi ortada. Böyle bir ortamda yapılacak referandumdan çıkacak sonuçta ortada.
Peki biz bu dengelerin neresindeyiz?
Türkiye 2007 yılını seçim yılı olarak kaybedecek kadar hovarda olamaz. Çevresinde yaşanan sorunlara duyarsız kalması söz konusu olamaz. Ama tüm bu gelişmelere rağmen Ankara'da, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Zeki Sezer'in deyimi ile Bir kayıkçı kavgasıdır gidiyor. Yılın ilk yarısında yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimine odakland ı tüm siyaset. İktidar, ana muhalefet, diğer muhalefet partileri. Varsa yoksa Cumhurbaşkanlığı seçimleri, erken seçim olsun, yeni meclis cumhurba şkanını seçsin, Erdoğan Cumhurbaşkanı olsun, olmasın...
Bu tartışmalarda kantarın topuzu öylesine kaçtı ki ilk kez söylemler, siyasi parti liderlerinden çıkıp eşlerine kadar yöneldi. Öyle ki artık siyasi parti liderleri gittikleri her ortam da, çocukların kavga ettikleri arkadaşlarını babalarına şikayet etmeleri gibi, bir diğer partinin liderini seçmenine şikayet etmeye başladı. Bayramlaşma törenlerine bile yansıyan bu şikayet garantileri ise Türkiye'de çok partili hayata geçişten itibaren değişen hiçbir şey olmad ığını da gösterdi. İktidar ile muhalefet partileri arasında ‘tencere dibin kara senin ki benden kara'  tarzındaki yaklaşımlarda aradan geçen yarım asırlık süreye rağmen bir değişme olmadığı da görülüyor. Tüm bunlar yaşanırken siyasi parti liderlerinin söylemlerine bir bakalım, ‘Ellerine çelik çomak verdik oynuyorlar', ‘Bunlar afiş milliyetçisi', ‘Başbakan değil kadrosu da cahil', ‘Erdoğan nerenin cumhurbaşkanı olacak' Dünyadaki gelişmeler ve Türkiye'nin bu gelişmeler karşısında takınacağı tavra dair en küçük bir açıklama, eleştiri yok. Güçlü devlet diye övünmek kolay, Güçlü devlet olmanın gerekliliğini yerine getirmek söz konusu. Musul ve Kerkük'teki Türkmenler'e bugün destek olunmayacak ta ne zaman destek olunacak. Erdoğan ‘Kerkük'ün Karabağ olmasına izin vermeyeceğiz' şeklinde bir açıklaması var. Peki ne yapılacak. Somut nasıl bir adım atılacak. AB'nin görüşmelerin askıya alınması kararı karşısındaki A, B, C planları mı devreye sokulacak? Orada işe yaramadı gerçi. Peki burada işe yarayacak mı? Kişisel hırslar, koltuk kavgaları... Türkiye'nin bunlarla kaybedecek vakti ve lüksü yok. Bu ülkenin kaderi bu hırslara teslim edilemez. Kafamızı kumdan çıkartalım. Sokaktaki vatandaş her şeyi söyleyebilir. O'na söz 5 yılda bir düşüyor zira. Ama seçilmiş kişiler bu milletin vekilliğini üstlenen, ülkeyi yöneten ve yönetmeye aday olacak kadroların böyle ucuz kavgalarla zaman geçirmemesi gerekiyor.
Gerçekleri görelim.
Kendimizi kandırmanın bir faydası yok.

 

fyildirim@ogungazetesi.com.tr
OGÜN/15-21.Ocak.2007/Sayı:3
OGÜNhaber