Zaaflar üzerinden yapılan politika, ne kadar başarılı olur?..

—Zaaflar üzerinden politika yaptın mı hiç Troyalı?..

—Beni tanımıyor gibi, saçma-sapan soru sorma!..
Bak, ben senin dostunum,
Dost acı söyler,
Ben de sana en acı söylemi bile söyleyebilenim.
Ki, söyledim ve hep de söylerim.
Ama bilesin ki; tehlikeli sularda yüzüyor, bulanık suda balık avlıyorsun.
Karanlığa kurşun sıkıyor, gölgelerle savaşıyorsun.
Ben niçin kullanayım, zaaflar üzerinden neden politika yapayım!..
Hele de; zaafçılığın, bu kadar çok hayranı varken…
Aklımı yemedim daha!..
Ben yapmam,
Asla, yapmayı bile düşünmem!..
Bırak politika yapmayı; zaaf üzerine kurulan her şey, bir gün yıkılır,
En büyük hasarı da, zaafları kullanana verir.
Demem o ki; zaaflar üzerinden yürürsen, gün gelir; zaafa düşersin ve zaafını kullandıkların intikam almaya yönelir.
İlk taşı da, zaafını kullandığın ilk kişi atar.
Hele bu politika ise,
Hele de kirlenmiş-kipkirli bir politika ise;
Zaafı olan, yumruğunu cebine koyar ve en uygun anı kollar.
O an var ya, o an,
İşte o an geldiğinde, zaafı kullanılandan ziyade zaafı kullananın zaafları,
Kullandığı zaaflar,
Ve inşa ettiği zaaftan kuleler; kartondanmış gibi yerle-yeksan olur.
Çünkü zaaf kullanımı, insanı kendi olmaktan çıkartır,
Zaafı olanı da…
Zaafı sordun da; nedir zaaf, bilir misin sen?..
Bilirsin bilirsin; sorduğuna göre…
Zaaf düşkünlüktür,
Dayanamamaktır,
İrade ve inisiyatifi tatile çıkartmaktır,
Sonunu düşünmemektir…
Böyleyken; sen kalkıp da, düşkünün düşkünlüğünden istifade edersen,
Yani sıkıştırırsan,
Yani aşikare etmekle korkutup-kullanırsan,
Gidişat, gayet de nahoştur,
Hiç mi hiç, hoş değildir…
Bu "zaaf kullanımı" denen melanet öyle bir şeydir ki; samimiyeti bitirir,
Kendini yitirtir,
Ahlak-edep-haya vb. gibi şeyleri kaybettirir.
Karşı zaaf biriktirtir,
Bence, insanî bile değildir.
Bumerang gibidir,
Bekler bekletir,
En uygun anı kollatır,
Dişini gıcırdatır,
Yumruğunu sıktırır,
İnsanı kanırtır,
Sonunda sabır taşı çatlar,
Ve, döner-dolaşır zaafı kullananı da vurur…
Çünkü zaaf sahibi/zaafı kullanılan için, öyle bir an gelir ki;
Azdan az-çoktan çok gider…
Ölümden öte köy mü var…
Dam yanarsa fare de yanar…
Artık tahammül mülkü yıkıldı…
Madem, ben gidiyorum; hepinizi de götürürüm…" der ve götürür!..

–Yani Troyalı?..

—Ne yani'si!..
Bunun yanisi-manisi yok.
Yahnisi de olmaz.
Kısa ve öz; zaaflar üzerinden politika olmaz,
Olamaz,
Ve olmamalı!..
Oldurmaya kalkarsan da; bugün olmazsa yarın, altında kalırsın!..
Zaafla kurulan politika, tüm zaaflarıyla tel tel dökülür,
Bir sel gibi; önüne katar ve alıp götürür,
Herkesi süpürür,
Malum sonu getirir!...

Nazım Hikmet:

Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket, bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benzeyen toprak, bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu, bu dâvet bizim...

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine, bu hasret bizim...
OGÜNhaber