Unuttuklarımız ve virüsün hatırlattıkları..!

Nasılsa evdeyiz; dünyayı kurtarma misyonumuz zorunlu beklemede…
Yani vaktimiz de var…
Bilirim; zor iştir düşünmek.
Ama merak etmeyin; yorulmayacağız.
Hayatın olağan akışına dair; sade, basit ve yalın olacak.
Virüs ABD oyunu mu,
Çin icadı mı,
Yeni dünya düzeni için mi,
"Para ve Akıl Sahiplerinin" planı mı…
Doğru veya değil.
Gelin hepsini bir kenara bırakalım; sadece unuttuklarımız ve virüsün bize hatırlattıklarını düşünelim…
Eşitlendik değil mi,
Hem de "zavallı" bir virüs eşitledi, bizi.
Bir nevi "ölümüne" virüs kardeşliği gibi…
Filanca en zengin kişi, falanca meşhur sporcu, devlet başkan yardımcısı, başkanın karısı….
Ve bir de, dikili ağacı bile olmayıp;
"Bugün buldum bugün yerim Hak Kerimdir yarına" diyen hamal.
Geldiğimiz nokta; "virüs eşitliği".

Kendini "Tanrı" sananların kul’laştığı,
Korku salanların, korkaklaştığı,
Efendilerin ve kölelerin eşitleştiği,
Ölümsüzlerin (!) de ölümü hatırladığı bir andayız.
Neyle peki.?
Bir virüsle…

Allah sabırlıların en sabırlısıdır.
Dün başka, bugün böyle, yarın daha başka şekillerde eşitleyecektir.
Bugün virüsle, yarın başka bir "görünmezle" görünecek, ikaz edecek ve yine eşitleyecektir.
Sanki "mahşeri eşitliği" hatırlatırcasına,
Ölümden kaçılmazlığı gösterircesine,
Dua'sızlaştığımızı beynimize sokarcasına…

Ne oldu…
Korkuyoruz değil mi.
Hem de nasıl..!
Hani, kaza ve kadere imanımız vardı,
Hani, hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inanırdık,
Hani, dünya sadece bir misafirhane idi,
Hani, "her nefis ölümü tadacaktır" diye ahkam keserdik.
Hani, "ecel birdir tegayyür etmez" derdik.
Hani, ölümden korkmazdık.
Hani, ölüm fani alemden baki aleme bir kapı idi.

Şimdi hatırladık değil mi; Allah’ı,
Duanın gücünü,
Ve, herşeyin dünyevi "sebep-sonuç ilişkisiyle" hallolmayacağını.
Şimdi hatırladık değil mi; sebeplere müracaat sonrası, tefekkür, tevekkül ve teslimiyeti,
Yani fiili ve kavli duayı.

Virüs, virüs…
Mikroskobik bir mikrop ama verdiği korku; kainat kadar büyük…
Ne oldu..!
Kendimizi dünyaya direk sanıyorduk.
Hakim-i Mutlak gibi davranıyor,
Ölümsüzlük iksiri içmişçesine saldırıyorduk; dünyalıklara…
Unuttuk; O’nun ayetlerini,
Ayetin Sahibinin kudret ve hikmetini…
Tam 6666 adet ayet göndermiş.
Ayet ne demektir, ayet…
İşaret demektir,
İbret demektir,
Alamet demektir…
6666 işareti unutursak;
Görünmez bir virüsle işaret eder ve ibret aldırır.
Haaa…
İstersen ibret alma, işareti görme.!
İlahi gerçek değişmez ve eşitler seni; mini minnacık bir virüsle…
Sıkıştık değil mi.!
Sıkışınca aklımıza geldi; esbaba başvurmak (sebepler)
Sıkışınca aklımıza geldi; "İlim Çin’de de olsa gidip alınız"
Ve "iki günü aynı olan zarardadır" hadisi…
Bir virüsle anladık; acziyetimizi,
Sıkışınca hatırladık; dua ve duanın gücünü…
Virüsle başladık; akla, ilme, bilime müracaata,
Hep başkasına sanırdık; bela, musibet ve hastalıkları,
Hep başkasına düşünürdük; ölümcül olayları, olguları.
"Evimden çıkmam, kimseden korkmam" derdik adeta…
Ne oldu, ey insanoğlu..!
Ne oldu, haz ve hız dünyasının ölümsüz kölesi..!
Hazzın bitti,
Hızın kesildi,
Balata yandı,
Motor hararet yaptı…
Evinden çıkamıyorsun,
Hadi diyelim; kimseden de korkmuyorsun.
Ama evindeyken bile korkuyorsun; ne idüğü belirsiz bir virüsten.
Korkma İnsanoğlu korkma…
Gel birazcık düşün.!
Gerçi meşakkatli iştir; düşünmek.
Sevmezsin sen.
Ama başka çaren yok.
Düşün ki; kurtulasın korkularından,
Hatırlayasın unuttuklarını,
Bir daha unutmayasın; İlahi işaretleri…
Hiç ölmeyecek gibi dünyaya çalışırken; unutmayasın ölümlü olduğunu…
Merak etme, tasa etme, korkma…
Günümüz Firavunları, Nemrutları, Ebu Cehilleri de ölecek…
Para sahipleri,
Güç düşkünleri,
Münafıklar,
Hainler,
Zalimler de ölecek.
Virüsle korku salanlar da,
Virüsten korkanlar da ölecek…
Ve tıpkı virüs korkusunda olduğu gibi;
Ölümde eşitlenecek; eşit olmadığını sananlar…

OGÜNhaber