The Godfather… Baba filmi…
Michael Corleone:
Her şeyi hallediyorum baba.
Barzini'yi de diğerlerini de temizleyeceğim.
Her şey kontrolüm altında…
Vito Corleone (Baba):
Barzini seni ilk önce nasıl vuracak biliyor musun?
Güvendiğin biri aracılığıyla sana bir barış zirvesi teklif edecek. Güvende olacağını garanti edecekler.
Dinle beni!
Sana Barzini ile bu görüşmeyi ayarlamak için kim gelirse hain odur.
Bunu sakın unutma!”
Dünden bugüne, filmden siyasetin gerçeğine gelelim:
Replikten hareketle,
Bence,
Muhalefet operasyonları konusunda Erdoğan’ı kim ikna ediyor, muhalif milletvekili ve belediye başkanlarını transfer etmenin Ak Parti’ye fayda sağlayacağını kim söylüyorsa; o veya onlar, aslında Reis’in altını oyanlar ve Reis devrinin sonlanmasına oynayanlardır.
Neden derseniz;
Düzenlenen katılım törenlerindeki anons şu:
“Ak Parti ailesine katılan falanca vekil veya belediye başkanını kürsüye davet ediyorum…”
Ben de diyorum ki;
Doğup büyüdüğü aileyi bırakabilen birisi, doyup semirdiği aileyi bırakmakla kalmaz; maçası sıkıştığında öyle bir satar ki aklınız şaşar!
Mesela:
Devr-i Erdoğan bitip yeni bir devir başlayıp, bir devr-i sabık yaratıldığında göreceksiniz ki; Ak Parti ailesinin bu evlatlıkları, devr-i sabıkın itirafçıları hatta iftiracıları olacaktır.
Bahaneleri dünden hazır;
“Ailemle, mal ve mülkümle, itibarımla, hapishane ile tehdit edildim!” Hem de bire bin katarak…
Çünkü,
Muktedirken veya muktedir bir gölgedeyken “müşterek kabahat konuşulmaz” ama hele bir işler ters gitmeye, devr-i iktidar düşmeye görsün; o el-etek öpenler eteğindekileri öyle bir dökerler ki…
Çünkü,
İlk satış zordur. Hele de varlık vesilen olanları satıp yarı yolda bırakmak zopzordur…
Ama,
Bir insan, iki gün önce el öpüp “vallahi billahi seni satmam başkanım” deyip; sadece iki gün sonra yemini unutup yemi yutup senin elini öpüyorsa; yarın-birgün bir başkasının postalını, cübbesini ya da başka bir yerini öpmekten imtina eder mi sanıyorsunuz!
O yüzden,
Demem o ki; Reis’e en yakın durup, muhalefet operasyonlarını en faydalı olarak lanse edenler aslında Reis’e en uzak olanlar ve iktidarı sonlandırmak için Reis’e en büyük darbeyi hazırlayanlardır!
Peki kim bunlar?
Valla onu da artık siz görün veya tuzağa çekilenler görsün.
Zor işleri de bana bırakmayın…
Kaldı ki,
Görmek için müneccim olmaya da gerek yok!
****************
Abraham Anlaşması Yahut Periferik İttifak
Dedim ki:
Ankara… 7/8 Temmuz… NATO Zirvesi…
Gelmem diyen Trump geliyor…
Acaba,
Trump’ın bu gelişiyle, bir ay önce dillendirdiği Abraham Anlaşması’nın bir alakası var mı?
Dedi ki:
Hocam beni iyi dinle!
Ağustos-1958…
Hem Türkiye, hem de İsrail için tam bir kabus yılı…
Düşünsene;
Mısır lideri Nasır, Arap milliyetçiliğini hortlatmış,
Temmuz-1958’de Irak’ta bir darbe olmuş; Türkiye dostu Kral öldürülmüş ve Bağdat Paktı çökmüş…
İsrail’in etrafı milliyetçi Arap devletleriyle çevrilmiş; Türkiye ise Ortadoğu’nun yalnızı olmaya ramak kalmış…
Hal böyleyken ne oldu biliyor musun hocam;
Avrupa’ya gitmekte olan İsrail’in efsane Dışişleri Bakanı Golda Meir’in uçağı teknik bir arıza nedeniyle tesadüfen Esenboğa Havalimanına zorunlu iniş yapıyor.
Güya uçak tamir edilirken, ne tesadüf ki Türk devlet yetkilileri de orada oluyor…
Ve yine ne tesadüf ki,
Başbakan Menderes ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, uçağı arızalanan İsrail’in Demir Leydi’siyle gizli bir nezaket görüşmesi yapıyor.
Ama,
Bu kadar çok tesadüfle aslında ne oluyor biliyor musun hocam;
İsrail ile Türkiye “Çevre Paktı/Periferik İttifak” mutabakatının detayları görüşüyor.
Neydi bu mutabakatın özeti?
Güya Sovyet tehdidine karşı kendi güvenliklerini korumak adına ama aslında Arap milliyetçiliğine karşı İsrail’i korumak için İsrail, Türkiye, İran ve Etiyopya’nın imzaladığı "Anti-Arap" savunma ve istihbarat çemberi…
Ki, 1979-İran Devrimi'ne kadar da, İsrail’in en büyük koruma kalkanı bu mutabakat olmuştur.
Tesadüfün daha tesadüfünü söyleyeyim;
Golda Meir’in bu gelişinden birkaç gün sonra İsrail Başbakanı Ben-Gurion takma sakal ve güneş gözlükleriyle gizlice Ankara’ya geliyor ve mutabakat imzalanıyor.
Neden gizli tutuluyordu peki?
Menderes hükümeti, içeride muhalefetin ağır baskısına maruz kalmamak; dışarıda ise Arap ülkeleri nezdinde "İsrail'in işbirlikçisi" damgası yememek için…
Dedim ki:
Yine mi tarih-i tekerrür?
Bu defa da bir nevi Ortadoğu NATO’su mu?
Dedi ki:
Hocam!
Tarih yazmayı tarih atmak sananların hamasetine kanma…
Tarih yeniden yazılmaz; tarih, hep kendini tekrarlar!
İyi bak ve gör:
Geçmişte,
İsrail karşıtlığından beslenen Arap milliyetçiliğine karşı İsrail’in güvenliği için Arap olmayan bir ittifak.
Şimdiyse,
İsrail’in güvenliği için Türkiye’nin de dahil olduğu bir Arap ittifak…
Dedim ki:
1958’in Çevre Paktı’ndan, 2026’nın Abraham Paktı’na…
1958’in uçak arızası tesadüfünden, 2026’nın NATO Zirvesine…
Dedi ki:
Sana son bir tesadüf daha…
1958’de Esenboğa yeni yapılmış ve henüz sivil uçuşlara bile açılmamıştı.
Sıfır kilometre bir havaalanıydı…
İlk inen yabancı uçak Golda Meir’in uçağıydı…
Dedim ki?
Yani?
Dedi ki?
Yeni yapılan Ankara Havalimanı…
İlk inecek yabacı uçak Trump’ın uçağı…
************
En Dip Polemik
Trump, ABD Başkanı ve doğal olarak Amerika’nın menfaatlerini gözetir.
Erdoğan, Türkiye Cumhurbaşkanı ve doğal olarak Türkiye’nin menfaatlerini gözetir.
Trump, Cumhurbaşkanımıza iltifatlar yağdırıp; çok sevdiğini söylüyor.
Bu nasıl olabiliyor ki?
Yoksa,
Türkiye ile Amerika, iki devlet bir millet mi?
Yahut da,
Trump, Türk soylu biri veya gizli bir Müslüman mı?
***************
Bir Öngörü
Hapisteki Demirtaş Kılıçdaroğlu’yla görüşmeyi reddetmiş.
Sebep?
Demirtaş’ı hapse götüren dokunulmazlık oylamasında “kaldırılsın” dediği için…
Ama,
Bence öyle değil.
Eğer Demirtaş bir sebep söylerse; öngörüm odur ki “Mutlak Butlan” yüzünden reddettim diyecektir…