Üstad'ın gözünden 'Hükümet, Cemaat savaşı' -2

Bu nedenle sizlere geçenlerde konuk olduğumuz, anlattıkları ile olayları daha iyi görebildiğimiz, iki tarafı da iyi tanıyan, duayen üstat ile söyleşimize devam etme kararı alıp kapısını çaldım. Üstat'ın özelliği her yerde ve herkesle konuşan biri olmaması. Ben de bu anlamda kendimi şanslı hissediyorum.

Üstat önce “artık konuşmasam daha iyi olur” dedi ama sonra dayanamadı ve başladı anlatmaya. "Konuşmak istemiyorum zira cemaat iyice raydan çıktı, içlerinden hoca efendiye oldukça yakın bir dostum gelip, bana taraf olmamam gerekir iken neden Tayyip Erdoğan'cı tavır aldığımı sordu ve üstü kapalı imalarla ve kendince minik tehditler içerdiğini düşündüğüm söylemler dile getirmeye başladı. Bu meyanda; yaptığım ticaretten tutun da, geçmişimde yaşadıklarımı bile ironik bir şekilde bana hatırlatmaya kalkınca ona kısaca şunu söyledim: “Eğer, iş, dernek, yada özel hayatım da en ufak bir kanunsuzluk bulursanız hiç düşünmeden elinizdeki tüm bilgi ve belgeleri kullanınız lütfen, şayet var da konumum gereği bana kıyak yapıyorsanız, sizleri lanetlerim, yok ise o zamanda lütfen susun… artık sizinle konuşmayacağım.” dedim ve konuşmayı orada sonlandırdım.

Belli ki zamanında telefonlarımı dinlemişler, zira konuşmalarından bunu anlamamak mümkün değil. Sonra düşünmeye başladım, iş hayatında olup telefonunu dinledikleri kaç yüz insan var diye… Gerçi benim son 20 yılımda park ihlali cezası da dahil hiç bir şey bulamazlar, ama ya diğerleri?...  Polisin, adliyelerin tüm imkanlarını kullanarak yaptıkları her şey Anayasa suçu değil mi? Kişi hak ve özgürlüklerine tecavüz değil mi, bireyin haberleşme özgürlüğü ve mahremiyetine saldırı değil mi?...

Bu güne değin bunlar nasıl görmezlikten gelinmiş? Nasıl binlerce insanı fişlemelerine göz yumulmuş? Böylesine bir pervasızlık, hadsizlik, hukuksuzluk devletin hücrelerine hastalıklı bir organizma gibi nasıl sirayet etmiş?...

Şimdi düşündüğümde cemaatin bu noktaya gelmesinde Sayın Başbakan da dahil geçmişteki bütün lider ve hükümetlerin payı var.

Tayyip Erdoğan, bu “devlet içinde devlet” pervasızlığı içeren vesayet anlayışına artık yeter dediği gün, bence ülkemiz için bir milat başlamış, devlet erki devreye girmiştir. Bir nevi “illegal devlet”le tabir yerindeyse “cihat” başlamıştır. Zaten Tayyip Erdoğan adeta “Allah, şirk (ortak), devlet ortak kabul etmez, bu böyle olmalıdır” diyerek, Türkiye Cumhuriyeti Devletini ve bireylerini özgürleştirici olan bu mücadeleyi başlatmıştır. Adına ne derseniz deyin, ister “örgüt”, ister “paralel devlet”, isterseniz “cemaatin bir kesimi” bu mücadeleyle birlikte adeta “kendini devletin üstünde gören bu zihniyet”in nasırına basılmışçasına, agresifleşmeye ve sağa sola şuursuzca saldırmaya başladıklarını maalesef ki müşahede ediyoruz. Yüzyıllardır devlet geleneğine sahip olan bu ülkenin, bu milletin, bu coğrafyanın bugünlerde yaşadığı dramına üzülerek, ve kahrolarak şahit oluyoruz.

Bu yapı, “her yol meşrudur” dercesine, emniyet, yargı, maliye, ordu, Mit gibi kamu kurumlarındaki uzantılarıyla her türlü manipülasyona girmekte ve kişisel mahremiyet ve ahlaki kurallar dinlemeden, insanlara dünü ve bugünüyle tehditvari bir stratejiyle saldırabilmektedirler. Kaldı ki geldiğimiz noktada, “askeri vesayet”in bitmesi için yapılan Ergenekon, Balyoz gibi soruşturmalarda da nasıl manipülatif hareket etmişliklerini, sahte dijital deliller ve belgeler hazırlamış olduklarını yeni yeni görmeye ve duymaya başlamış bulunmaktayız.

Umarım Tayyip bey, bu savaşı ülkemiz adına kazanır, yolsuzluklar bile inanın bu savaşın içinde bence bir hiç…. Zira olay öyle vahim ki, yolsuzlukları er geç çözer ve bunları yapanlara adalet cezasını verir. Ama cemaatin yada camianın veya cemaat içindeki “habis ur” denecek unsurların yaptığı yada yapmaya devam ettiği “meşru devlete karşı oluşturulan TERÖR 'ün önünü, bu savaş kaybedilirse kimse alamaz.

(Bu arada yukarıda da dile getirdim;  yolsuzluğu, rüşveti, milletin kuruşuna tecavüz edeni hep lanetledim ve hala lanetliyorum… Kesinlikle soruşturularak neticeye ulaşılmasını şiddetle istiyorum. Sakın ola ki, “cemaat veya paralel devlet” denilen organizmaya isyanımı dile getirirken, yolsuzluk ve rüşveti pas geçtiğimi ve umursamaz olduğumu kimse düşünmesin. İkinci olarak da, Allah’ın rızasını gözetip, kul hakkına riayet edip devlet otoritesine saygı duyan ve devlete, hükümete karşı bu yaşanılanları tasvip etmeyen, cemaatin kahir ekseriyetini teşkil eden ülkemin güzel insanlarını tenzih ediyorum.)

Bundan sonra ülkem için ümidim; bu savaşı Tayyip Erdoğan'ın kazanmasıdır, zira “cemaat içinde cemaat” olan bu yapının planları düşünülenden de vahim olabilir. Bu konuda herkesin, her kesimin, son derece duyarlı davranıp el birliği ile, Tayyip Erdoğan'ın  ve dolayısıyla da “devletin bekası”nın yanında olması gerekir. Tehdit edilerek istifa ettirilen milletvekillerinin yanında, bu tehditlere maruz kalan iş adamlarının çokluğu beni ciddi şekilde korkutmakta." dedikten sonra Üstat kendi adına tavrın net şekilde korkusuzca belli ettiğini vurguladı… Ve devam ile şimdi bürokrasi de yaprak dökümü var kötü olan, bilinen ve bilinmeyenler var… Bilinenleri ayıklamak kolay…. Ya bilinmeyenler? Maalesef bu da, bürokraside ciddi sıkıntı doğurmaktadır. Zira tüm bürokratlar, bize de sıçrar mı, korkusundan kanuni görevleri gereği nizami işlerini yapmaktan korkar haldeler ve son derece rahatsızlar.

Kısaca bu savaş artık bitmelidir. Burada Tayyip Erdoğan'a düşen görev vakit kaybetmeden savaş alanını temizleyip, bu konuyu halkın gündeminden düşürmesidir.

Tüm bu hastalıklı organizmayı devlet aygıtından ve şerikliğinden ayıklarken karşı tarafın bundan sonra can havliyle yapabileceği ölümcül saldırılara karşı da tedbirli olmalı ve müteyakkız hali asla elden bırakmamalıdır.  Zira, görüyorum ki bu “kangren” öyle bir hal almış ki, cemaatin bir kesiminin aklı, ruhu ve kalbi körelmiş, tamamen husumet odaklı bir noktaya gelmiştir. Çünkü çok acıdır ama cemaatin içindeki bu “hastalıklı yapı” Araf suresinde zikredilenler gibi gaflet içindedirler (Araf suresi, ayet:179, “kalpleri var idrak etmez, gözleri var görmez, kulakları var işitmez. İşte onlar gafillerdir”)

“Ağa babaları ABD'li Neoconlar ve İsrail, bu noktada taşeronları olan cemaatin içindeki bu yapıyı asla yalnız ve takipsiz bırakmayacaktır." Ve ne acıdır ki oldukça masum duygularla, kalbi hislerle ve sadece Allah rızasını gözeterek bu davaya gönül verenlere yaşattıkları bu hayal kırıklığının vebalini de veremeyeceklerdir” dedi…

Sevgili okurlar, üstadın anlattıklarını düşününce insanın tüyleri diken oluyor. Çünkü oyun bizim bahçemizde oynanıyor, oynayanlarda ailesini reddetmişler ve komşu çocukları...

Ben olayları bir üstadın dilinden aktardım sizlere… Üstadın anlatacağı daha çok şey vardı, ancak biraz daha izleyip diğer anlatacaklarını da sonraya bıraktık.

Ülkemizin içinden geçtiği bu günlerde biz kalben ve ruhen müsterihiz ve gönlümüz rahattır.  Üstat “artık geri dönüşüm yok ülkem için her şeye katlanırım, makam mevki, para, pul bu saatten sonra beni satın alamaz” diyerek durumunu netleştirmiş.

Sevgili okurlar; tam bu satırları sizlere yazarken ülkemizdeki bir başka minik cemaat ile ilgili bilgi geldi elime, bir zamanlar motorları ile meşhur bu mini cemaat de; belli ki bulduğu boşlukta palazlanmış ve eski meşhur taktiklerine geri dönmüş ve gencecik çocukları kandırıp, beyinlerini yıkayarak kendine yeni pazarlar elde etmeye soyunmuş. Bir yakınım aklı başında bir gencin başına gelenleri bana anlattığında tüylerim diken oldu ve ülkemizin, bu yada bunun gibi yapılanmalara ne kadar müsait olduğunu, kanunlarımızın bu konularda yetersiz olduğunu düşündüm. Bir daha ki yazımda bu vahim olayı ve mini cemaati de korkusuzca deşifre edeceğim sizlere. Gerçi bu minik cemaati hepiniz yakından tanıyorsunuz, ancak son yıllarda ki atak ve çalışmalarından haberiniz yok sanıyorum. Ve artık her türlü insan sömürüsüne, yok olan hayatlara, çarpık ilişkilere, kısaca bizleri aldatıp kandırıp üzerimizden rant elde edenlere, Ülkemizi bölmek, parçalamak yada elde etmek isteyen tüm yapılanmalara karşı hep birlikte DUR demenin zamanı geldi ve geçiyor bile... Bir dahaki Bir Portremizde buluşmak üzere sağlıcakla kalın...
OGÜNhaber