'Rodos Şövalyeleri, Büyük Efendi Sarayı'nı bilir misiniz..?

"En Büyük Üstat" bu beş kişiyle hep ayrı ayrı görüşür; hatta ikisiyle bile aynı anda görüşmezdi.

Ama bugün beşi bir aradayken görüşeceğini söylemişti.
Beşli grup yirmi beş yıldır "Efendi"lerinin emir ve hizmetindeydiler ama hiç böyle bir şansa mazhar olamamışlardı.

Çok büyük heyecan, merak ve ciddiyetle "En Büyük Üstat"ın huzuruna çıktılar.
"Büyük Efendi Sarayı’nı bilir misiniz, Bugünkü Grand Masters Sarayını," dedi.
Kimseden ses çıkmıyordu.
Herkes can kulağıyla, söyleyeceği sözlerin "hikmetine" ve tarihin seyrini değiştirmesine odaklanmıştı.
Devam etti "En büyük Üstat";
Miladi 7. Yüzyılda Bizans inşa etti.
"Ama asıl önemlisi St. Jean Şövalyeleri 1309’da Rodos’u istila edip, ele geçirdikten sonra burayı "Büyük Efendileri"nin hizmetine sundular.

Burası nelere şahitlik etti, nelere; bir bilseniz sizler de benim kadar duygulanırdınız."
Salonda bulunanlar "En Büyük Üstat’ın lafı nereye getireceğini sessiz, hürmetkar ve teslimiyet içinde bekliyordu.
"İşte o kalede, Grand Masters’da, Şövalyeler adası Rodos’ta toplanacağız", dedi.
Yüzlerde anlamlı ve deruni bir tebessüm oluştu.
Talimat verilmişti.
Efendi’nin sadık beşlisi hazırlıklara başladı.
Toplantının her anı, her detayı, hatta her santimi iyi hesaplanmalı idi.
"En Büyük Üstat" detayları asla es geçmezdi.
Hazırlıklar sessiz, derinden ve rutinmiş gibi yapılmalıydı.
"Sadık Beşli", bir aylık yoğun çalışma sonrası çalışmaları bitirmiş ve Saray'ı toplantıya hazır hale getirmişti.
Nihayet o büyük gün gelip çattı.
Gelenler sadece 21 kişiydi ama onlar nezdinde tüm dünya oradaydı.
Gündüz yine turistler gelmiş ve saray, rutinini yaşamıştı.
Dev sütunların olduğu, loş bir ışıkla aydınlatılan şövalyelerin "Büyük Efendisinin" salonunda herkes hazırdı.
Ortamda gizemli bir sessizlik ve Ortaçağ skolastiğinin garip bir ürküntüsü hakimdi.
Katılanlar birbirini görmüyordu.
“En Büyük Üstad”ı ise hiç kimse görmüyordu.
İç ürperten ama umulmadık derecede kibar, zarif ve sıcak bir sesle konuşmaya başladı.
“Sizi burada topladım
Karşı taraf ne yazık ki; bir uzlaşma zeminine gelmiyor.
İç savaşlar, terör örgütleri üzerinden vekalet savaşları, hibrit olaylar, ekonomik saldırılar devam ediyor.
Bu defa "yeni yüzyıl"ı sağlam ve kavi inşa etmeliyiz.
Temelleri sağlam atmalıyız ve bitirdiğimiz yüzyılın sancıları yaşanmamalı.
Bu nedenle de, tüm gezegeni etkileyecek bir olay olmalı ki; Mart veya Nisan’da planladığımız toplantıya biraz daha rahat gidelim.

Düşündüm, istişareler yaptım, tarihi olayları inceledim ve bir karara vardım.
İnsanlık evinden çıkamamalı,
Herkeste korku, panik ve ürküntü hakim olmalı,
Fabrikalar durmalı,
İnsanlar işsiz kalmalı,
Ülkesel ve küresel bazda ekonomiler yavaşlamalı ve büyük şirketler değersizleşmeli,
Çin, İtalya, Japonya, İspanya, Fransa, Rusya ve hatta ABD,
Hatta ve hatta baba ocağımız İngiltere….
Hakimiyet planlarımızın odak noktası tüm coğrafyalar,
Kısaca bütün dünya; doğrudan veya dolaylı etkileriyle, yaşanacak "olay"ın tesirinde kalacak.
Savaşlar, darbeler, ekonomik manipülasyonlar, siyasi atraksiyon vb. gibi hadiseler  olacakların yanında çok basit kalacak ve bir süre unutulacak.

Son tahlilde; bu olayla birlikte günümüz ekonomisinin varlık nedeni "gelir-tüketim" çarkı aksayacak ve zincirleme şekilde her şeyi, herkesi ve kısaca günümüz "küresel yönetim paradigması" da dahil tüm dünyayı değişime zorlayacak.

İnsanlar eve girerken biz sahneye çıkacağız.
Devletler tedbir ve önlemler paketiyle uğraşıp halkını yatıştırmaya çalışırken ve olacak olayla meşgulken biz küresel boyutta ipleri ele alacağız.

"Peki de, bu nasıl olacak" der gibi düşündüğünüzü hissediyorum.
Merak etmeyin…
Olayın, olası etkisi öyle büyük olacak ki; kendinden çok öte ve çok boyutlu bir algı ve anlam oluşturacak.
Tıpkı İslam inancındaki "kıyamet günü acizliği" gibi; herkes herkesten kaçacak.
Aile fertleri bile birbirinden uzaklaşacak.
Minimalizm hakim olacak, herkes evine sığınacak ve dünya adeta küresel bir ev hapsine girecek.
Belki farketmediniz ama bugünlerin planını 2018 başında yaptık.
Bilirsiniz;  biz tek planla çalışmayız ve insanlığın her refleksini planlarımıza dahil ederiz.
Artık zamanı geldi. Yoksa karşı tarafı dizginlemek mümkün olmayacak.
Bugünden Nisan’a sekiz ay var.
Sizlere çok büyük iş düşüyor.
Haaa… Neden Nisan.?
Nisan öyle bir andır ki; "olay"ın alevlerinin tüm dünyayı sarıp, sarsacağı,
Avrupa ülkelerini ve Amerika’yı bile acziyete düşüreceği dönem olacaktır.
Herkes "olay, olayın nedeni, müsebbipi, etkileri ve olayın sona erdirilmesiyle" yoğun bir şekilde meşgulken;
Küresel  şirketleri, fabrikaları,
Devletleri,
Ekonomileri,
Kısaca gidişatı değiştirmemize katkı sağlayacak her şeyi; olabildiğince ele geçireceğiz.
Nisan ayında bazıları farketse bile hemen herkes hala "aslında ne oldu ve oluyor"u düşünemeyecektir.

Ama biz, "Büyük Oyun"nun, büyük versiyonunu pratize ederek;
Hani Türklerin bir atasözü var ya; "Atı alan Üsküdar’ı geçti" diye,
Aynı onun gibi; sökülmeyecek şekilde ana noktaları,  beyin ve algıları ele geçirmiş olacağız.
Bilirsiniz dünyayı” para ve akıl” yönetir.
Bizde ise akıl da var para da…
Bu olayla, "para"yı silah olarak kullananlar "aklımız" karşısında dize gelecek ve hakimiyetimizi kabul etmeye mecbur kalacaklar.

Sizler hiyerarşik şekilde, talimatlarımı harfiyen takip edeceksiniz.
Şef,  sabaha karşı yapacağı alt komisyon toplantısıyla sizlere  plan detaylarını anlatacak ve sürece dair bilgilendirecektir.
Hata istemiyorum..!
Toplantı bitmiştir..


Son sözlerini öyle bir ses tonuyla söyledi ki; o ana dek duyulan müşfik ve zarif ses  bir anda kaybolmuştu.
Adeta ölümü gösteren, buz gibi ve insanın iliklerini ürperten bir tonlama duyulmuştu.
Herkes oturduğu yerden kalkamıyordu.
Acaba neydi bu "Büyük Olay".
"En Büyük Üstad" neyi kastetmişti.
Şef’e soramıyorlardı.
Sabahı beklemeye mecburlardı.
Şef; "Kardeşlerim, toplantı saat 04.00’da" dedi.
Herkes bu mistik ve ürkünç Ortaçağ Şatosunda, daha önce ödüllü şövalyelerin kaldığı odalardan kendilerine tahsis edilenlere geçtiler.

İç sesleriyle bile konuşmaktan imtina eder haldelerdi.
Yavaş da olsa, saat 04.00 oldu.
Herkes akşamki "büyük salonun" karşısında yer alan "şövalye kabul salonunda" hazırdı.
Şef herkese bir dosya verdi.
Dosyanın kapağını açanın, şaşkınlıktan gözleri faltaşı gibi açılıyordu.
Çünkü "büyük olay" diye kastedilen biyolojik bir enstrüman idi.
Çin’in Wuhan kentinde, eylem için talimat bekliyordu bile.
Ama kimse ses vermiyor; soğukkanlı ve sakin olmaya çalışıyordu.

Şef:
"Uzun konuşmayacağım; kaldı ki, "en büyük üstad" gerekenleri söyledi.
Sadece şunu söylemeliyim ki; "biyolojik silah" artık sahnededir ve kastedilen "Büyük Olay" budur.
Herkes bölgesinde buna muvafık ve mutabık hazırlığını yapsın.
Hepiniz her şeye hazırlıklı olun.
Nisan ayına, elimiz dolu ve güçlü gireceğiz."
 dedi.

Dünyanın dört bir yanından özenle  ve büyük titizlikle seçilmiş "üyeler" erkenden ikram edilen kahvaltı sonrası  geldikleri gibi, yine herhangi bir turist görüntüsünde şatodan ayrılırken; bu tarihi yapıyı ziyarete gelen "insancıklara" bakıyor ve sanki içten içe –Aralık-Ocak-Şubat-Mart aylarında, bırakın burayı ziyaret etmeyi; evinizden çıkabilecek misiniz bakalım, diyorlardı…"

Senaryodan geçilmiyor…
Gün geçmesin ki; virüsün nasıl, nerede ve hangi koşullarda çıkıp, yayıldığına dair bir teori anlatılmasın.
Medya ve sosyal medya çalkalanıyor.
Önceleri önemsememiştim.
Ama bu komplo teorilerinin ve senaryoların ciddi anlamda kabul görüp, tartışıldığını görünce; bundan yedi sekiz ay önce bir dostumun aktardığı bu anekdotu hatırladım.

Düşününce; yazılan, anlatılan, paylaşılan pek çok "Korona Hikayesinden" daha gerçekçi ve tutarlı geldi.
Geri  kalmayayım, ben de paylaşayım istedim…

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.
OGÜNhaber